• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Tuğba Görgülü
Hiçbiri Şöhret Doğmadı...
08 Nisan 2015 Çarşamba
Tuğba Görgülü | tubagorgulu1@gmail.com

Gösteri dünyasının bir döneme damgasını vuran, herkesin yakından tanıdığı ünlü sanatçıları şimdikiler kadar şanslı değildi. Yeni dönem sanatçıları yaptıkları işin gereği olan konservatuvar eğitimini alırken, eski dönem sanatçılarının çoğu bu imkanı bulamamıştı. Buna rağmen hepsi sinema ya da müzik alanında üne kavuştu. Ünlü olmadan önce hepsinin başka meslekleri, başka uğraşları, başka eğitim alanları vardı. Hatta belki de hiçbiri sıradan bir işi yaparken, bir zaman gelecek sinemaya geçiş yapıp bu denli ünlü olabileceğini tahmin bile edemezdi. İçlerinde doktorundan mühendisine, işportacısından tezgahtarına, öğretmeninden öğretim görevlisine, balerininden ressamına değişik meslek sahibi ünlülerimizi yakından tanıyalım.

Cüneyt Arkın, bunun en çarpıcı örneklerinden biri... Onun bir tıp doktoru olduğunu bilmeyen yok artık. 1958 yılında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanıp, okulunu başarılarla bitirdi. İstanbul’da Aşağı Gureba'da cerrahi, Yukarı Gureba'da dahiliye ve Haseki'de ise kadın doğum stajını yaptı. Askerliğini bitirdikten sonra Adana ve civarında bir süre doktorluk yaptı. 1963 yılında Artist Dergisi’nin yarışmasında birinci oldu. Böylelikle Türk Sineması’nda kendine sağlam bir yer edindi.

Ayhan Işık, ünlü olmadan önce o bir ressamdı. ‘Taçsız Kral’ lakaplı Türk sinema sanatçısı Ayhan Işık, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan dersler almıştı. Buradaki dönem arkadaşlarıyla On'lar Grubu'nda yer almıştı. Amacı Doğu-Batı sentezini Türk resminde yaratmak; ‘Halk Sanatı Kaynaklarına Eğilmek’, tekniği ise ‘Renkçi ve Lekeci’ olan grupta dönem arkadaşlarından Fikret Otyam, Altan Erbulak, Remzi Raşa, Adnan Varınca, Nedim Günsür, Orhan Peker, Turan Erol ve liseden beri dostları olan Semih Balcıoğlu ile Ferruh Doğan'la yer aldı. Akademi öğrenimi sırasında bir süre Bab-ı Ali'de ressam olarak çalıştı fakat 1952 senesinde Yıldız Dergisi'nin açtığı yarışmaya girmesiyle resim hayatında geri planına itilerek sinemaya doğru yönelişi başladı. Yarışmayı birincilikle kazanarak sinemaya geçti. Ama yine de eğitimi bırakmadı ve 1953 senesinde Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Yüksek Kısmı’ndan mezun oldu.

Mustafa Altıoklar, şimdilerde adını yönetmen, yapımcı, senarist ve oyuncu olarak bilsek de o aslında bir fizik tedavi doktorudur. Eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Gazi Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans olarak tamamlamıştır. Uzmanlık alanı fizyoterapidir. 1984’ten bu yana doktor olarak Türkiye’nin değişik yerlerinde görev yapmakta ve mesleğiyle ilgili hastalara, adli vakalara teşhis koyan değerli bir doktordur kendisi.

Şener Şen için şöhret geç gelse de adını Türk Sineması'na altın harflerle kazıdı. Şener Şen'in köy öğretmenliğinden oyunculuğa uzanan yolculuğu da büyük bir serüven... 3 yıl boyunca önce İzmit’te sonra Muş’un Malazgirt ilçesinin en ücra köyü Fenek’te öğretmenlik yaptı. 16 yaşında yuttuğu sahne tozu peşini bırakmadı. Sanatçı babası Ali Şen’in tüm karşı çıkmalarına rağmen kararını verdi, öğretmenliği bırakıp tiyatroya girdi. Tiyatro iyi gidiyordu. Ama aldığı para geçinmesine yetmiyordu. O yüzden sinema da yapmak istiyordu. Sinema serüvenine set işçiliği, suflörlük, seslendirme gibi kamera arkası işlerle başladı. 1963’te ‘Hizmetçi Dediğin Böyle Olur’ adlı filmle sinemaya adım attı.

Hülya Koçyiğit de aslında bir balerin. 5 yaşında ilkokula başlayan Koçyiğit, sınıfta hep dans ederek ve şarkı söyleyerek ilkokul öğretmeninin dikkatini çekti. Öğretmeninin yönlendirmesiyle o yıl Medrano Sirki, İstanbul'a geldi. Bir anda kendini sahnede buldu ve Koçyiğit müzik eşliğinde dans etmeye başladı. Daha sonra alkışlar ve tezahüratlar karşısında büyük ilgi gördü... Ankara Devlet Konservatuarı'nın Bale Bölümü’ne öğrenci alınacağını ve bunun için imtihan haberleri açıldığını öğrenince Galatasaray Lisesi’nde sınava giren Hülya Koçyiğit, 310 kişi arasından piyano eşliğinde dans eden 9 kişi arasına girerek sınavı kazandı. Böylelikle hem ilkokula giderken hem de Konservatuvara gidiyordu. Daha sonraları tiyatroya merak saldı ve İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. Bir yandan okula, diğer yandan tiyatroya ve diğer yandan ise baleye gidiyordu. Ayrıca Bebek'te bir öğretmenden piyano dersi aldı. Müzik öğretmeninden ise müzik dersi alarak hiç boş gün bırakmadı kendine. Neredeyse her gün gösteriler düzenliyor ve gösterilerde genellikle hep rolü oluyordu. İngilizce aksanı etrafındakiler tarafından çok beğeniliyordu. 1963’te Ses Dergisi’nin açtığı yarışmada ikinci olarak, o da sinemaya ilk adım attı.

İzzet Günay aslında bir ressam olmasının yanında tam bir antika meraklısı. İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü'nde teknik ressam olarak çalıştı. Bir süre dans hocalığı yaptı. Lisede okurken amatör tiyatroya başladı. Yeşilay Gençlik Kolu'nda çalışmalarını sürdürdü. Askerlik dönüşü sonrası bir süre linyit ticaretiyle uğraştı. 1957 yılında gazete ilanı ile Dormen Tiyatrosu'na girdi. Orada ilk olarak ‘Kara Ağaçlar Altında’ adlı oyunda ufak bir rolde sahneye çıkarak profesyonel oyunculuğa başladı. Çok küçük yaşlardan itibaren pul biriktiren sanatçının, daha sonra para, madalya, madalyon koleksiyonculuğu ilgi alanı içine girdi. 1985 yılında antika üzerine dükkân açtı. Uzmanlık alanı olan koleksiyonculuk ve antika konusunda danışmanlık yaptı.

Ediz Hun, denince akla ilk sanatçı kimliği gelse de, o aslında hem diş hekimi adayı, hem öğretim görevlisi hem de milletvekilliği yapmış çok yönlü bir sanatçıdır. Dört sene Almanya’daki Würzburg Üniversitesi’ne diş hekimliği tahsiline devam etti. 1963 yılında son sınıftayken yaz tatili için ailesinin yanına İstanbul’a geldiğinde Ses Dergi’nin açtığı yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Bu yarışma onun sanat hayatının başlangıcı oldu. Ama sinemada çıkan erotik furya nedeniyle Türk Sineması krize girince 1976’da ailece Norveç’e gitti. Oslo ve Trondheim üniversitelerinde Biyoloji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nde eğitim aldı. 1981’de Türkiye’ye geri döndü ve matbaa kurarak ticaret hayatına atıldı. 1985′ten 1999’a kadar Marmara Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak devam etti. 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde Anavatan Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 1991-1993 yılları arasında Çevre Bakanlığı Müşaviri ve İstanbul Çevre İl Müdürlüğü yaptı.

Tarık Akan, sinemaya geçmeden önce Bakırköy'deki plajlarda cankurtaranlık yapmaya başladı. Aynı zaman da sokaklarda işportacılık da yapıyordu. Daha sonra girdiği sınav sonucunda kazandığı Yıldız Teknik Üniversitesi'nde, Makina Mühendisliği okuduktan sonra Gazetecilik Yüksek Okulu'na girdi ve bu okuldan da mezun oldu. 1970 yılında Ses Dergisi’nin düzenlediği Sinema Artist Yarışması adlı yarışmaya katılarak birinci oldu. Sinema hayatına ‘Damat Ferit’ olarak adını altın harflerle yazdırdı.

Filiz Akın,1960 yılında Koleji bitirdikten sonra American Export Lines isimli New York merkezli seyahat şirketinin Ankara acenteliğinde çalışmaya başladı. 2 yıl çalıştığı bu şirketin deniz kısmının şefi oldu. İyi derecede İngilizce ve Fransızca öğrendi, ayrıca İtalyanca öğrenmeye çalıştı. Diğer yandan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji Bölümü’nde okudu. 1962 yılında Artist Mecmuası’nın düzenlediği yarışmaya katılarak birinci oldu ve aynı yıl prodüktörler kendisine bütün yılını dolduran bir program hazırlayarak sinemadaki yerini sağlamlaştırdı.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı