• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Didem Sakkaf
Küçük kahramanın büyük rüyaları
13 Kasım 2015 Cuma
Didem Sakkaf | sakkafdidem@gmail.com

Bugün yine kasvetli, yağmurlu ve karanlık bir güne uyandık. Herkesin yüzünde bir hüzün… Haftanın sonu gelmişti oysaki. Yarın tatil, hava da güneşliydi üstelik… Daha neşeli bir gün olması gerekmez miydi bugünün diğer günlerden? Bir türlü anlam veremedim önce etrafta hakim bu yasa.

Camın önünden ayrılıp biraz etrafı dolaşmaya karar verdim. İçeride de durumlar dışarıdan pek farklı değil. Kaçırdığım, bilmediğim bir şeyler olduğu çok açık. Beni her zaman seven, tüm şımarıklık ve oyunlarıma daima neşeyle karşılık veren müzisyenlerimin yanına gittim hemen. Yanlarına sokulup aynı sevgi ve neşeyi, şefkati bekledim onlardan. Beni sarıp sarmalamalarını umdum yine. Bugün karşılaştığım diğer insanlardan farksız onlarda bana kayıtsız kaldı ve aynı surat ifadesiyle bir kere daha karşı karşıya bıraktılar beni. Umutsuzca yanlarından uzaklaşıp, koca salonda bir koltuğa oturdum, perde üzerime kapandı. Öylece daldım karanlığa.

Güneşli bir gün… Herkes hareketli, heyecanlı… Kimse yerinde duramıyor. Akşama hazırlıklar başlamış bile çoktan. Biz de misafire hazırlıklar sabah erkenden başlar çünkü. Herkes üzerine düşeni yapmak için çalışıyor, çorbaya katacağı malzemesini özenle hazırlıyor. Etraf temizleniyor, (Benim tüylerime şakayla karışık takılıyorlar, duyuyorum.) tozlar alınıyor, masadaki eşyalar tam yerine yerleştiriliyor. Misafirler için hazırlıklar tüm hızıyla sürdürülüyor. Ben ayakaltında olmamak için salondan çıkıyorum ve kapıya yakın odaya doğru ilerliyorum. Her zaman olduğu gibi girişteki o devasal avizeden korkuyorum. Üzerime düşüp altında kaldığım sahneyi gözümde canlandırıyorum ve yine tüğlerim diken diken oluyor. Avizeye yaklaştığımda altından koşarak geçiyorum. Issız odaya doğru ilerliyorum. Burada bana kimse dokunmaz. Çünkü burası hiçbir zaman kullanılmadı, kullanılmaz da. Misafirler gelene kadar biraz uyumaya karar veriyorum.  

Uyandığımda kabus geri döndü. Zamana geri dönmüş olmak beni mutsuz etti yine. Eski günlerimi özledim. Avluda cirit attığım, herkesin hararetle hazırlık yaptığı, benimse onlara sırnaşmaktan kendimi alıkoyamadığım günleri…

Bugün Cuma. Hafta sonları evimiz misafirlerle dolup taşarken, bu kocaman salon misafirlerin alkışlarıyla çınlarken, artık günler eski anlamını ifade etmiyor bizim için. Belki yarın sahnede müzik aletleri yerine çekiçler, matkaplar olacak. Bu koltuklar mı? Bir süre onlar da olmayacak. Peki, bu süre dolup da koltuklar, müzik aletleri ve benim sevgili müzisyenlerim geri döner mi?

Bugün onların ardına kapanan kapı, bir gün gelip yeniden açılır mı? Açılır, açılmalı çünkü. Ben; sanatçılarımın sevgisi, müzik ruhu, kulaklarımda hala çınlayan seyircilerin alkışlarıyla içeride kaldım çünkü.

Üzüntü ve mutsuzluğumu dostlarımla paylaşmak için hemen yakınımızdaki parka gidiyorum. Parkın da binadan bir farkı yok. Oraya da sadece biz girebilir olmuşuz. Park da yalnız kalmış. Tıpkı benim gibi… Sıkıntım biraz daha artıyor. Eski güzel günleri göreceğim bir rüyaya dalmak istiyorum yine. Bir banka yatıyorum, mutluluğa yolculuk edip orada kalmayı umut ederek…

Aslı Didari
06 Şubat 2015 - 14:47
AKM'yi buradaki kedi kadar olmasa da ben de çok ama çok özlüyorum.
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı