• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sevde Nur Dörtbudak
İstanbul Kültürü
18 Eylül 2015 Cuma
Sevde Nur Dörtbudak | sevde@34sanathaber.com

"Kültür kelimesi dünyanın pek az şehrine İstanbul’a yakıştığı kadar yakışabilir; pek az kent İstanbul kadar zengin bir kültüre sahip olabilir." İskender Pala
 

İstanbul tarih öncesine uzanan geçmişi ve birden fazla imparatorluk deneyimiyle her zaman kendisinden söz ettirmiş ve kuşkusuz sürekli gündemde kalmaya devam edecektir. İstanbul, gerek tarihiyle gerek konumuyla gerekse de güzelliğiyle birlikte defalarca duyduğumuz duydukça gururlandığımız eşsiz bir şehir… İnsanoğlu 8-9 bin yıldır burada ve burası 2.700 yıldır da önemli bir uygarlık merkezi. İstanbul uygarlık merkezi olmakla birlikte kendi içinde de ayrı bir medeniyet ve apayrı bir alemdir. Binlerce yıllık bu yaşanmışlık İstanbul sokaklarında gizlenmiş, korunmuş ve ne şanslıyız ki aynı gök kubbeyle bugün bize de sirayet etmektedir. Bütün bu tarihi deneyimlerin ve oluşan kültürel mirasın ne kadarını devralabildik bu bir soru işareti. Fakat, tüm bunlar bizi ister istemez İstanbul ve kültür hakkında konuşmaya ve çalışmaya itmiştir.

Kültür, hakkında açık seçik bir tanımın olmadığı, çok fazla ve çeşitli açıklamalara sahip bir kavramdır. Kültür anlatmakla anlanacak bir mevzu değil, bizatihi yaşanılacak bir olgudur. Yine de genel bir çerçeve edinmek amacıyla kültür tanımına şöyle bir bakalım: Raymond Williams, kültürü 17. yüzyılda İngilizce ve Almancada belirli bir halkın bütün bir yaşam biçimi anlamına geldiğinden ve bu sürecin araçları olarak sanat ve beşeri entelektüel çabaların görüldüğünden söz eder. Zamanla kültür, bütün bir toplumsal düzen, yani belirli bir halkın diğer kurumlarla ve etkinliklerle ilişkilerini içerir hale gelir. Bence kültür, büyük bir iç içe geçmişlik ve ilişkiler yumağıdır. Birbirimizle, yaşadığımız yerle, inançla, kurumlarla, sanatla ve daha birçok etmenle kurduğumuz sürekli ve döngüsel ilişkilerdir.

İstanbul ve kültür bağlamına baktığımızda, onları birbirinden ayrı olarak tasavvur edemediğimizi görürüz. Tüm kültür tanımlarını bir yana bırakın kültürü anlamak için İstanbul’a bakmak yeterlidir. İstanbul’da yaşamak, sokaklarında dolaşmak, etkinliklerine katılmak, yemek içmek, kültürü anlamak için tanım karıştırmaktan daha yararlı bir yoldur.
Mesele biraz da bu şehre ait olabilmek ve kültürünün bir parçası, bir taşıyıcısı olmak ve tüm bunları istemek. Çünkü, İstanbul ve insanları sürekli bir diyalektik ilişki içerisindedirler. İstanbul varoluşuyla, kültürüyle her bir insanını ayrı ayrı etkilerken, her insan da özel de İstanbul’u geneldeyse bu kültürü etkiler.

İstanbul Türkiye’de ve dünyada ayrı bir alem ve medeniyetken kendi içerisinde de apayrı medeniyetleri barındırır. Abdülhak Şinasi Hisar, “Boğaziçi Medeniyeti” ifadesiyle adeta bu çeşitliliğe ışık tutar. “Boğaziçi medeniyeti İstanbul medeniyetinden bile ayrılan hususi bir medeniyettir” der. Bu da bizi İstanbul’un diğer bölgeleri içinde aynı çıkarımları yapmaya sevk eder. İstanbul’un her parçası kendine has birçok öğeyi bünyelerinde barındırır. Kısacası bu şehrin her sokağı, her semti ayrı bir hikayedir. Sade bir semti sevmek bile ömre bedeldir.

Sayamayacağımız kadar çok kültürel zenginliği içinde barındırır, İstanbul. Asırlar boyu şaire, mimara, ressama, aşığa ilham kaynağı olmuştur. Eserler, yapıtlar eklendikçe büyümüş, çeşnilenmiş, süslenmiştir. Şiirler, resimler, mimari eserler, saray musikisi, romanlar, hikayeler, çarşılar, pazarlar, yemekler ve daha niceleri geçmişten günümüze kalmış eşsiz bir hazinenin parçalarıdır. Günümüzde ise tüm bunlara ek olarak birçok filme, fotoğrafa konu, mekan olmakta ve birçok etkinliğe de ev sahipliği yapmaktadır. Film festivalleri, caz günleri, tiyatrolar, müzikaller, bienaller, sergiler… Bunlar İstanbul’un kıymetini anlama çabalarıdır. Ve umut verici şekilde artmaktadır.

Bu kültürün bu çeşitliliğin bir parçası olmak adına bu kente karşı aidiyet duygumuzun gelişmesi şart. Kendimizi İstanbullu hissetmeli ve bu hissiyatı geliştirmek için yapabileceklerimize bakmalıyız. Şehri tanımalı, müzelerini gezmeli, camileri, köşkleri görmeli, kültürel faaliyetlere katılmalı, sokaklarında yürümeliyiz. Bizden sonraki yüzyıllara İstanbul’u aldığımızdan daha zengin bir şekilde bırakmalıyız. Burada yaşadığımız güzel günlere, eşsiz manzaralara, o harika mehtaba, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşıyor olma şansına bunu borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı