• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Irmak
''ŞED'' Kuşanacağımız Günlerin Umuduyla
27 Ağustos 2015 Perşembe

Esnaf ve sanatkar camiasının kendini ifade etme zeminlerinden biri olarak çıkmaya başlayan bu zeminin, bilimsel bir merak ile zanaat erbabının tarihsel köklerinde de gezinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu amaçla kaleme alınmış bu yazı, bir genel giriş mahiyetindedir. Önümüzdeki yazılarda gezintimiz devam edecek ve detaylanacaktır. Zevkle ve ilgiyle okunacak bir kulvar açmak niyetindeyiz. Umarız başarırız.

Günümüzde “Esnaf ve Sanatkar Odaları” veya “Birlikleri” olarak sürdürülen teşkilat yapılarının tarihinde, bildiğiniz gibi ahilik, lonca sistemi, gedik usulü gibi örgütlenmeler vardır. Teorik temelleri 9. yüzyılda Arap yarımadasında oluşan ve kelime kökeni itibariyle “kardeşlik, civanmertlik, yiğitlik” anlamına gelen fütüvvet geleneğinden alan, Ahi örgütlenmesiyle gelişip, Anadolu’ya has renklerine kavuşan bu çizgi, kültürümüzün önemli zenginliklerinden birini oluşturmuştur.

Hayata denk düşen ve işlevsel toplum köprüleri kurmayı başaran bu çizgi, iş hayatındaki edeb-erkanı, terbiyeyi ve ahlakı yüzyıllarca biçimleyip belirlemiştir. Bu öyle kapsayıcı ve kuvvetli bir çizgidir ki, gayrı-müslim zanaat erbabı da kendini aynı ilkelere bağlı hissedecek ve yerini alacaktır.

Fütüvvet geleneği, giderek müslümanlaşan 12. ve 13. yüzyıl Anadolusunda Ahilik biçimini alarak hayat bulur. Dede Ahi Evran, kurucusu ve öncüsü kabul edilir. Türbesi Kırşehir’dedir.

1.Alaaddin Keykubad’ın çağdaşı olan Ahi Evran, Selçuklu sultanının desteğiyle fütüvvetin ,İslami-tasavvufi ilkelerini dini dergahlarda şeyh-mürit, iş hayatında da usta-çırak ilişkisine yerleştirmeyi başarmış böylece iki dünya hizmetini bir potada eritmeyi sağlamıştır.

Ahilik, Osmanlı’nın kuruluşunda ve kurumlaşmasında önemli misyonlar üstlenmiştir. Osman Gazi’nin kayınbabası ve akıl hocası Şeyh Edebali bir ahidir. Orhan Gazi, Bursa’da ahilerin desteğini almadan tahta çıkmamış, tahta çıkınca bir ahi terimi olan “ihtiyarüddin” ismini de almıştır.

“Feta”, “fityan”, “ayyar”, “şatır”, “civanmert”, “yiğit” gibi isimlerle anılan fütüvvet ehlinin küçümsenmeyecek bir bölümü esnaf ve sanatkardır. Onun Anadolu uyarlaması olarak nitelenen Ahilik örgütlenmesi ise sadece şehirlerde değil, en küçük ve uzak yerleşim bölgelerine dahi yayılmıştır.

Büyük yerlerde her iş koluna göre ayrı örgütlenmeye gidilirken, küçük yerlerde bütün iş kolları tek bir ahi birliğinde yer almıştır. Yeri gelmiş askeri ve siyasi müdahalelerin dahi içinde olabilmiş dinamizme sahip olmuşlardır. Bu durumun bir başka versiyonu ise Osmanlı döneminde sefere çıkan ordu ile birlikte giden “ordu esnafı”dır.

Her Ahi birliği kendi iş kolunda, üretimi ve kaliteyi her yönüyle düzenlemekle uğraşırken bir yandan da zanaat ve ahlak kurallarına uymayanları denetler, gerekli cezaları yerine getirirdi. Ayrıca pazar güvenliği, vergi gibi konularda devlet ile ilişkileri ayarlardı. Ahi örgütü kendine ait mekanlarda ise üyelerine fütüvvetnamelerden dini, ahlaki, mesleki kural ve gelenekleri öğretirdi.
Çırak-kalfa-usta ilişkisi, bu merhalelerin nasıl geçileceği, gerekli törenler, bir ustanın kendi dükkanını nasıl açabileceği gibi kurallar bu fütüvvetnamelerde ayrıntılarıyla belirtilmiştir.

İlk dönem Ahiliğinde, katılımcılara “yiğit” veya “çırak” denilir. Belli bir olgunluk ve beceri aşaması sonucu kazanılan “Ahi” sıfatını alan kişi ise bu san’ın yanında “şeyh”, “halife”, “nakib” gibi isimlerle de anılır. Bir şehirdeki bütün kolların ahilerinden biri ise “Ahi baba” ya da “şeyhü’l-meşayih” ismiyle bütün kolların başı konumuna yükselir ve Kırşehir’deki Ahi Evran Tekkesi’nin halifesi olur.
Lonca kelimesinin ise İtalyanca “toplantı yeri” anlamına gelen “loggia”dan geldiği belirtilir. Türkçe’ye girdikten sonra anlam genişlemesine uğrayarak esnaf ve zanaatkar gruplarının örgütlenmesini niteler hale gelir.

Her iş kolundaki esnaf, loncalar halinde örgütlenir ve her birinin bağlı olduğu bir “pir” vardır. Pir, manevi önderdir. Silsileleri ise Hz. Ebubekir ve-veya Hz. Ali üzerinden Hz. Muhammet’e ve Cebrail AS.’ye dayandırılır.

Bir kentteki lonca sayısı ise oranın coğrafi konumuna, yolların durumuna, denizin varlığını, yerleşimin büyüklüğüne, çevrenin üretim yapısına göre değişir.

Lonca teşkilatı, üç aşamalı bir hiyerarşik yapıya sahiptir. “İradet” (istek), “Hizmet” (yetişme) ve “İcazet” aşamalarının kişide somutlaşması çırak, kalfa ve usta şeklindedir.

Bir loncanın faaliyet alanında iş öğrenmek, iş görmek isteyen bir çocuk ya da genç, “çırak” sanıyla işe başlar.

Çırak ille de bir tek ustaya bağlı kalacak diye bir zorunluluk yoktur ama usta değiştirmesi loncanın onayına bağlıdır. Çırak, mesleki eğitimini loncadan alır. Bu arada civarda bir okula devamı sağlanarak okuma-yazma öğrenmesi ve dinsel bilgiler edinmesi, ahlaken olgunlaşmasına gayret edilirdi.

Çıraklık dönemi genel usule göre üç beş yıl arasıdır. Belli seviyede deneyim ve liyakat sahibi olan bir çırağın kalfa olması gerektiğine ustası karar verir. İsmini lonca yönetimine bildirerek onun adına lonca sandığına belli bir miktar para yatırır. Bazı loncalarda kalfalık geçişi için de özel bir tören yapılır.

Kalfalığa yükselen çırak, yine bir ustaya bağlı olarak çalışır fakat aldığı para artar ve çırakları eğitme görevini üstlenirdi.

Kalfalık dönemi ise genel olarak asgari üç yıldır. Bu dönemde ahlaki nitelikleri, mesleki becerileri, çırak yetiştirme yeteneği ve müşteri ilişkileri izlenir. Lonca üstadları (ihtiyarları), ustası tarafından her bakımdan ehil olduğu bildirildikten sonra kalfaya ustalık sanı verir. Ustalık için ise bir tören düzenlenir. Tören, genellikle ilkbahara denk getirilir ve bütün loncaların katıldığı bir teferrücte (kır gezisi) toplu olarak yapılır. Bu törende kalfaya şed (kuşak) bağlanır. Lonca elbiselerini giyen kalfa şed kuşanarak, tescillenmiş ustalığına ilk adımını atar.

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı