• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Demir
TÜRK TİYATROSU’NUN DÖNÜM NOKTASINDAKİ İSİM
11 Şubat 2017 Cumartesi
Hüseyin Demir | huseyindemir.44@hotmail.com

“Ben tiyatroyu seviyorum; çünkü çıplak hakikatten kaçınıp sığınabileceğimiz tek yer orası…

Muhsin Ertuğrul

Dünya kalabalıktı ama yaşamlarımız hep iki kişilikti. Herkes  birileriyle bir şekilde paylaştı yaşamı. Ona tiyatro düştü, biri sahnede oynadığı oynattığı, diğeri seyirci koltuklarında izlediği izledikleri... Tüm yaşamı boyunca; tomurcuktan, kızarmaya yüz tutmuş bir çileğin acemitrak hazını verdi tiyatro ona. Onun da bıkmadan, usanmadan yapmaya çalıştığı da bu kokuyu etrafa yaymaktı. Bugün kulislerde, sahnede ve yönetim birimlerinde adı aynı saygı ve ihtimamla anıldığına göre başardı da…

TÜRK TİYATROSU’NUN DÖNÜM NOKTASINDAKİ İSİM

Tiyatronun bir eğlence aracı değil kitlelerin eğitiminde yararlanılan bir kurum olduğunu savunan Muhsin Ertuğrul, yıllarca tiyatro sanatına, oyuncu, çevirmen, yönetmen ve yönetici olarak hizmet etti.

Batı tiyatrosundaki yorum, sahne tekniği, yönetimi gibi yenilikleri Türk Tiyatrosu’nda uygulamaya koydu. Tiyatronun İstanbul dışındaki şehirlere yayılmasına katkıda bulundu.

Sinemayla da yakından ilgilenen Muhsin Ertuğrul, Türk Sinema tarihinde “tiyatrocular dönemi” olarak adlandırılan ilk evreye damgasını vurdu.

Tiyatroya oyuncu ve yönetmen olarak 1910 ile 1950 yılları arasında 40 yıl, yönetici olarak da 1950 ve 1976 yılları arasında da 26 yıl yıl hizmette bulundu.

TÜRK Tiyatrosu Dergisi’ni yayınladı. Dünya Tiyatrosu’nu yakından takip etti. Tanımaya çalıştı.

Tiyatroya Adanan Bir Ömür

Ertuğrul, 28 Şubat 1892 yılında İstanbul’da doğdu. Hariciye Nezareti veznedarlarından Hüseyin Hüsni Bey’in, Alman asıllı ikinci eşi Fatma Dilruh’dan olan altı çocuğunun en küçüğüydü.

Tefeyyüz Mektebi’nde, Darüledep’te, Soğukçeşme ve Toptaşı Rüştiyelerinde, Mercan İdadisi’nde okudu. Babasıyla birlikte izlediği Meddah, Karagöz, Ortaoyunu ile Osmanlı Dram Kumpanyası temsilleri kendisinde tiyatro merakı uyandırdı.

1909’da Burhanettin (Tepsi) Kumpanyasının Erenköy’de sahneye koyduğu Sherlock Holmes oyununda “Bop” rolüyle 30 Nisan 1910’da sahneye ilk adımını attı. Ve ardından başka oyunlarda çeşitli rollerle seyirci karşısına çıktı.

Tiyatro oyunculuğu ailesi tarafından duyulunca evden ayrıldı; bir daha da dönmedi.

1911 yılında, İstanbul’a gelen Fransız topluluklarının etkisiyle tiyatro görgüsünü geliştirmek üzere Paris’e gitti. Çeşitli Fransız topluluklarını ve bu arada Paris’e gelen Rus topluluklarını izleme fırsatı buldu. 1912’de İstanbul’a dönüp, Ertuğrul Muhsin ve arkadaşları adıyla bir topluluk kurarak, Hamlet’i sahneledi. Kendisi bu oyunda “Laertes” rolünü oynadı. Şehzadebaşı’nda bir salon kiralayıp, film gösterilerinin yanında oyunlar oynadı. Birkaç ay sonra yine Paris’e gitti. Şehbal Dergisi’nde İlk yayınlanan tiyatro yazısını Paris’den gönderdi.

1914 yılında tekrar İstanbul’a dönerek, “Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları” adlı yeni bir grup kurdu.

Darülbedayinin sınavlarını kazanarak öğrenci olarak girdiği bu kurumda kısa sürede yardımcı öğretmenliğe getirildi. 1915 yılında devamlı temsil kadrosuna alındı.

1916 yılında, Almanya’ya giderek, film stüdyolarında çalışarak, Alman Tiyatrosu’nu inceleme olanağı buldu. 1918 yılında “Edebi Tiyatro Heyeti” adında özel bir topluluk kurdu.

1924-1925 yıllara gelindiğinde Şehzadebaşı’ndaki “Ferrah Tiyatrosu”nda oyunlar sahneye koydu. Türk Tiyatrosu’nun en ilerici ve en sanatsal evrelerinden birini oluşturan bu dönemde yerli yazarlara, takım oyunculuğuna, iş bölümüne önem verilen örnek çalışma düzeni geliştirildi.

Sovyet Tiyatrosu’nu tanımak için Moskova’ya gitti.

1927’de Darülbedayiye sanat yönetmeni oldu.

1930’da Tiyatro Meslek Okulu’nun açılmasına öncülük etti. 1931 yılında tiyatro sanatına katkılarından dolayı Almanya’da “Goethe Madalyası” verildi. 1933’de Behzat Budak’ın jübilesini yaparak, Türkiye’de jübile geleneğini başlattı.

1935-1936 İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda düzenli olarak çocuk tiyatrosunu başlattı. 1940’da Emekli Sahne Sanatkarları Derneği’nin kurulmasına öncülük etti. 1943’de eşi tiyatro sanatçısı Neyyire Neyir’i kaybedince İngiltere’ye gitti.

Oyuncu yönetmenliğinden tiyatro yönetmenliğine

1947 yılında henüz yeni kurulan Devlet Tiyatrosu’nun çekirdeğini oluşturan “tatbikat sahnesinin” yönetimini üstlendi. İstanbul Açık Hava Tiyatrosu, Muhsin Ertuğrul’un sahneye koyduğu “Kral Oidipus”la açıldı. Ankara’da tatbikat sahnesinin dekor deposunu tiyatro sahnesine dönüştürerek “Küçük Tiyatroyu” açtı.

Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğü’ne atandı. Devlet Tiyatrosu ve opera gösterileri için yüzde 25 indirimli bir memur abone karnesi sistemi kurdu.

Cevat Fehmi Başkurt, Ahmet Kutsi Tacer, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Turgut Özakman ve Nazım Kurşunlu gibi yazarları tiyatroya kazandırdı.

1 Ekim’de Büyük Tiyatro’yu resmen açtı. Hem İstanbul’da, hem Ankara’da J.B. Priestley’in “Bir Komiser Geldi” adlı oyununda oynadığı müfettiş rolüyle sahnelerde son defa göründü.

1951’de Milli Eğitim Bakanı’nın tutumuna kızarak istifa etti. Yapı Kredi Bankası’nın çağrısıyla Beyoğlu’nda Cumhuriyet döneminin en ilginç özel tiyatrolarından olan “Küçük Sahne”yi kurdu. Burada Münir Özkul, Mücap Ofluoğlu, Şükran Güngör, Sadri Alışık, Lale Oraloğlu, Altan Karındaş, Kamuran Yüce, Cahit Irgat, Haldun Dorman ve Nur Sabuncu gibi genç sanatçılarla Fareler ve İnsanlar, Kanlı Düğün, On İkinci Gece, Babayiğit, Godot’yu Beklerken gibi seçkin oyunlardan oluşan bir repertuvar tiyatrosunu gerçekleştirdi.

1954’te ikinci defa Devlet Tiyatrosu ve Opera Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Ankara’da “Üçüncü Tiyatro” ve “Oda Tiyatrosu”nu hizmete açtı. Bölge tiyatroları yasa tasarısı üzerine çalışırken Adana Şehir Tiyatrosu, İzmir Devlet Tiyatrosu, Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatroları’nın açılmasını sağladı.

1958’de yönetimle anlaşmazlığa düşerek Genel Müdürlük görevinden yine ayrıldı. Bir yıl sonra İstanbul Şehir Tiyatroları Baş Yönetmenliğe getirildi.

Kadıköy, Fatih, Üsküdar ve Zeytinburnu semt tiyatrolarını hizmete açtı. Rumelihisarı’nda yaz dönemlerinde temsiller vererek bir açık hava tiyatrosu da onun çabalarıyla hayata geçirildi. 1966’da Şehir Tiyatroları ile repertuvar konusunda görüş ayrılığına düştü. Belediye meclisi, baş yönetmenlik kadrosunu kaldırınca açıkta kaldı.

Federal Almanya ve İspanya’daki tiyatro eğitim yöntemlerini incelemeye gitti. 1967’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde tiyatro eleştirisi “LLC Tiyatro Okulu’nda” sahne dersleri verdi.

1969’da Muhsin Ertuğrul’a Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tiyatro araştırmaları Enstitüsü’nce törenle “şeref üyeliği” belgesi verildi. 23 Aralık-12 Ocak 1970 arasında 60’ında sanat yılı büyük programlarla kutlandı. 1974’te Şehir Tiyatroları’na yeniden genel sanat yönetmeni olarak atandı. Genç yönetmen, oyuncu, yazar ve dekorcularla işbirliğini sürdürdü.

Yedikule zindanlarında bir açık hava tiyatrosu açtı. Tepebaşında bulunan şehir tiyatrosu marangozhanesini “deneme tiyatrosuna” dönüştürdü. Gültepe ve Bayrampaşa tiyatrolarını açtı. Gezici bir tiyatro topluluğu kurarak İstanbul’un çeşitli yerlerindeki kahvehanelerinde temsiller verdirdi.

1976 yılı nisan ayı sonlarında “yerinden yönetim” konusunda çıkan tartışmalarla, tiyatroda artan iç gerilimi bir demokratikleşme hareketi olarak görmediğini belirterek görevinden ayrıldı.

1979 yılında Ege Üniversitesi senatosu tarafından Muhsin Ertuğrul’a Türk Tiyatrosu ve sinemasına yaptığı hizmetlerden dolayı “fahri doktor” unvanı verildi. 23 Nisan’da İzmir’de düzenlenen törene hasta olarak katılan Muhsin Ertuğrul, çok kısa bir süre sonra 29 Nisan 1979’da İzmir’de öldü. İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Sinemacılığı...

Sinemaya genellikle bir tiyatrocu gözüyle bakmıştır. Çeşitli tarihlerde Almanya’da ve SSCB’de sinema sanatını inceleyen, filmler yöneten Muhsin Ertuğrul’un sinemacılığında bunların etkileri yoğun olarak görülür.

Türk sinemasında birçok ilkin başlatıcısıdır. İlk tarihi film, ilk renkli film, Türk kadınının ilk kez filmlerde oynatılması bunlar arasında yer alır.

İlk önemli filmlerinden biri “ateşten gömlek’tir” (1923). Halide Edip’in (Adıvar) aynı adlı romanından sinemaya aktarılan ateşten gömlek, ilk konulu Kurtuluş Savaşı filmi olması bakımından da önem taşır. Yine Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen “Bir Millet Uyanıyor”da (1932), Muhsin Ertuğrul, bütün çabalarına karşın, nitelikli bir tarihi film örneği ortaya koyamamıştır. Tarihi gerçekler macera havası içinde verilmiş, bir çok olay, olgu karanlıkta kalmıştır.

Aysel Bataklı Damın Kızı (1934-1935 filmin senaryosunu Selma Lagerlöf’ün bir hikayesinden uyarlayan Nazım Hikmet yazmıştır. Gerek Muhsin Ertuğrul sinemasının gerek Türk Sinema sanatının bir kilometre taşı olarak değerlendirilebilir.

Son filmi, Halıcı Kız (1953) ilk renkli film çalışmasıdır.

Türk Sinema tarihinde 1923-1939 arası genellikle “tiyatrocular dönemi” olarak adlandırılır. Bu dönemde Muhsin Ertuğrul’un çektiği filmler çoğunluktadır. Filmlerde İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçılarına rol vermesi de belirtilmesi gereken bir özelliktir

Tiyatro üzerine düşünceleri

Oyuncu ve yönetmenliğinin yanı sıra tiyatro üzerine pek çok yazı yazmıştır. Tiyatro sanatına bakışını “tiyatro meydan okumak, gerçekleri açıklamak, savaşa kışkırtmak, haksızlıklara direnmek niteliğini taşırsa ancak o zaman sanatçılar ve seyirciler için değerli bir sanat sayılmaya hak kazanır” sözü güçlü olarak dile getirir.

Ödüllere dolu bir yaşam

Muhsin Ertuğrul, Türk Sineması’nın ilk uluslararası ödülü olan Leblebici Horhor Ağa adlı filmle kazanmıştır. Film, 2. Venedik Film Festivali'nde Onur madalyası ile ödüllendirilmiştir.

1931 Goethe Madalyası bulunmaktadır. 1971 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Kültür Armağanı almıştır. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında 1997 yılından bu yana her yıl Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü verilmektedir. Muhsin Ertuğrul anısına koyulan bu ödül, her sene yaşamı boyunca tiyatro dalında başarılı çizgisini sürdürmüş ya da tiyatro sanatına katkıda bulunmuş kişi açıklamasıyla verilir

Yönettiği başlıca filmler:

1919 Samson (Almanya’da)

1922 İstanbul’da Bir Facia-i Aşk, Şişli Güzeli Mediha Hanım’ın Facia-i Katili

1922 Boğaziçi Esrarı / Nur Baba

1923 Ateşten Gömlek

1923 Leblebici Horhor

1923 Kız Kulesinde Bir Facia / Fener Bekçileri

1924 Sözde Kızlar

1925 Tamille (SSCB’de)

1926 Spartakus (SSCB’de)

1926 Beş Dakika (SSCB’de)

1926 Ankara Postası

1931 İstanbul İstanbul Sokaklarında

1932 Bir Millet Uyanıyor

1935 Aysel, Bataklı Damın Kızı

1938 Aynaroz Kadısı

1939 Bir Kavuk Devrildi

1939 Allah’ın Cenneti

1939 Tosun Paşa

1940 Şehvet Kurbanı

1941 Kahveci Güzeli

1945 Yayla Kartalı

1946 Harman Sonu

1947 Kızılırmak / Karakoyun

1953 Halıcı Kızı

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı