• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Tuğba Görgülü
100 Yıllık Sinemamızın Az Bilinenleri-DEVAM...
20 Mayıs 2016 Cuma
Tuğba Görgülü | tubagorgulu1@gmail.com

Son iki sayımızda Türk Sineması’nın 100’üncü yılında sinemanın dününe ışık tutan birbirinden değerli gerçekleşen çalışmaları yazmıştım. Bu sayımızda da aynı yazımın devamı niteliğinde Türk Sineması’nın dünden bugüne geldiği noktayı sizin de zevkle bir çırpıda okuyacağınızı dilediğim çalışmamın devamı olarak beğeninize sunuyorum.


HAFIZAMIZA KAZINAN REPLİKLER

     
       Yeşilçam filmlerindeki repliklerin mizahi yönü ve anlamlı sözlerin ifade edilmesi toplumumuz tarafından çok beğenildi. Yazımızın bu bölümünde Türk Sineması’nın geçmişinden bugüne kadar izleyiciyi en çok güldüren, hüzünlendiren repliklerinin adeta geçmişten geleceğe aktarılarak nasıl hafızalarımıza kazındığına tanık olacağız…
 

Sen çok güzelsin, sebepsiz de gülebilirsin…

Sinekoğlu sinek…

(Kelebeğin Rüyası/2013)

(Yıldızlar Arasında/1958)

Kıvanç TATLITUĞ

Feridun KARAKAYA

   

Elimden geleni yaptım, Allah’tan ümit kesilmez…

Ayy erkekk!...

(Canikom/1979)

(Süt Kardeşler/1976)

Ekrem DÜMER

Ayşen GRUDA

   

Biz senin bildiğin kadınlardan değiliz…

Beyler, ağalar İstanbul ne tarafta…

(Süt Kardeşler/1976)

(Arabesk/1988)

Halit AKÇATEPE

Müjde AR

   

Parayla değil sırayla anam babam sırayla…

Vurucaz, kırıcaz, patlicaz…

(Tosun Paşa/1976)

(Çakallarla Dans/2010)

Kemal SUNAL

Timur ACAR

   

Canımın içi babacığım doğruyu mu söylüyorsun…

Bunlar Allah’ın lütfu, bunlar Allah’ın cezası…

(Ayşecik Canımın İçi/1963)

(Recep İvedik 4/2014)

Zeynep DEĞİRMENCİOĞLU

Şakan GÖKBAKAR

   

Bu sefer mirasımdan men ederim bak!...

Bize taze kan lazım dedim, bayat değil…

(Oh Olsun/1974)

(Canikom/1979)

Hulusi KENTMEN

Ekrem DÜMER

   

Hani benim elektrikçim, elektrikçim…

Senin annen bir melekti yavrum…

(Ah Nerede/1975)

(Ana Hakkı Ödenmez/1968)

Adile NAŞİT

Ediz HUN

   

Biz ayrı dünyaların insanıyız…

Yarabbim görmüyorum, kör oldum!...

(Acı Hayat/)

(Affetmeyen Kadın/1964)

Ayhan IŞIK

Hülya KOÇYİĞİT


SİNEMA İÇİN NE DEDİLER?


Sadece gönülden bağlı olarak sanata dair emek veren insanlar için sinema bir aşk, bir tutkudur. Bu bölümde değerli sanatçılarımızın sinema için verdiği değerli emeğe ve Türk Sineması’nın, hala Yeşilçam filmlerinin üzerine inşa edilmesine tanık olacağız. Yeniden dünyaya gelsem, yine hayatımı sinemaya adarım.


* Sinema, seyirciyi bir yere götüremediği zaman, seyircinin talebine göre sinema doğar.

Parla ŞENOL

 

* Sinemada ister istemez belli bir tarzın içinde oldum. Bütün bu yaşadıklarımla asla pişman olmadım.

Halil ERGÜN

 

* Her oyuncu sanatçı değildir. Her iyi rejisör, teknik olarak mükemmel rejisör olamaz.

Ömer Lütfi METE

 

* Bir eser- bir sinema, sanatı içinde barındırmalı ve o sanat seyirciye ulaşmalı.

Kartal TİBET

 

* Sinema insanlar arasında iletişim kurmamızı sağladı. Onlarla aramızdaki mesafeyi kısalttı.

Sümer TİLMAÇ

 

* Ben sinemada iyi bir projeyi her zaman kabul ederim.

Enis FOSFOROĞLU

 

* Bana kalırsa hiçbir dizi ya da film, mesaj vermeye çalışmaz. O olayı olduğu gibi anlatır ve seyirci almak istediğini alır.

Serdar GÖKHAN

 

* Eski oyuncular kameraya asla bakmazlar. Kameraya baktığın an yandın… Hem sen yandın, hem film yandı.

Süheyl EĞRİBOZ

 

* Emeğin olduğu her film sanattır.

Mahmut HEKİMOĞLU

 

* En çok emek verdiğim sinemadır. Senede 7 film çekiyordum. En çok emek verdiğim şey bir sinemadır, bir de kızım Zehra.

Hülya AVŞAR

 

* Herkes sinema için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Sinema çok zor şartlarda yapılan bir sanat dalı. Her şey senaryo, yönetmen ve oyuncu bulmakla bitmiyor. Ben bu kadarına bile ‘Bravo!’ diyorum.

Ayşen GRUDA

 

* Seyirci sinema oyuncusunu bambaşka bir yere koydu.

Hale SOYGAZİ

 

* Beyaz cam insanları yutuyor. Yani yüz yıl sonra öldükleri zaman filmler devam eder dizileri edebilecek mi? Önemli olan anımsanmak.

Ahu TUĞBA

 

* Sanatçı, hatasıyla, doğrusuyla eleştirilerek, eleştirerek olgunlaşıyor ve pişiyor.

Serpil ÇAKMAKLI

 

* Biz hiçbir şey yapmadıysak, siyah-beyaz filmleri renklendirdik, renkli film aşaması durumuna getirdik. Ayrıca, bizim dönemimizde sinemanın okulu, kitabı yoktu ki... Biz, usta-çırak ilişkisiyle öğrendik bu işi.

Yılmaz KÖKSAL

 

* Yeşilçam Türk Sineması için bir mutfaktır. O mutfakta pişmeyen bir yemeğin lezzetli bir yemek olması mümkün değildir.

Bulut ARAS

 

* Sinemayı ekolleştirmek gerek.

Muzaffet TEMA

 

* 50 yıllık sinema geçmişimde birbirinden güzel yüzlerce hanım geldi geçti. Başarılarına destek olduysam ne mutlu bana.

Salih GÜNEY

 

* Sinema çekimlerinde merdivenden düşmek bir sanattır, çünkü düşerken mutlaka bazı bölgelerin korunma altına alınması gerekir ve ben koruma altına alarak mümkün olduğu kadar kazasız belasız film çekmeye çalıştım.

Yılmaz ATADENİZ

 

* Türk Sineması’nın hiçbir zaman belli bir görüşün veya belli bir kişinin tekelinde olduğunu düşünmedim. Her sanatçı görüşü ne olursa olsun sanatını icra etmekle yükümlüdür.

Serdar GÖKHAN

 

* Sinema benden bir şey alamadı ama ben sinemadan çok şey aldım.

Mahmut HEKİMOĞLU

 

* Sinema bir hipnoz alanıdır.

Ediz HUN

 

* Dört Yapraklı Yonca olarak bizim müşterek bir tutkumuz var; sinema ve insan sevgisi.

 

ZORLUKLARA RAĞMEN SİNEMA İÇİN GÜLDÜLER

 

* Hep vurdulu kırdılı filmlerde oynamak zorunda kaldım. Tekste bir bakıyorum; Kuzey Vargın hep asıyor, kesiyor, biçiyor. "Hocam neden hep böyle, bir sevgili koyun ben de oynayayım karşılıklı" diyordum. Ama o tür roller vermiyorlardı.

Kuzey VARGIN

 

* Sinemaya başladığımız dönemde sinemadan pek bir şey anlamıyorduk. Zamanla intibak ettik. Bir takım imkansızlıklara rağmen bir şeyler verebiliyorduk sinemaya. Hiçbir zaman düşündüğümüzü yapamadık sinemada. Tam doğru dürüst bir şeyler yapmaya yeltenirken pat dedi sinema beyaz bayrak çıkardı. Dikkat ediyorum dünya sinemasında benim yaşımda olan aktörler başrol oynuyor. Burada o düşünce yok.

Ekrem BORA

 

* Türk Sineması'nda star durumundaki her insanın, seyirci kalbinde kendine ait bir yeri vardı. Hepimizin yeri localara ayrılmış gibi belliydi. Onun için ne sen benim müşterimi çalabilirdin ne de ben senin... Hepimizin tarzları farklıydı. Bu nedenle yıllarca gayet dostane yaşadık. Böyle de öleceğiz. Bizler İguana gibiyiz. Gittikçe nesli tükenen bir hayvandır ya bizde nesli tükenenlerdeniz. Bir gün bu piyasada bizden kimse kalmayacak.

Fikret HAKAN

 

* Sahneden ve tiyatroculuktan gelen de bir rahatlığım var. 4,3,2,1 dendiğinde de müthiş rahatlıyorum, o ışıkların altında değilim de sanki evimdeyim. Kendini evindeymiş gibi hissetmezsen program akmaz.

Müjde AR

 

* Dört ayrı kişiyi canlandırıyordum ve ‘Nahide Şerbet’ adlı bir tiplemem vardı. Korhan Abay spikeri, ben tatlı su kurnazı bir kızı oynuyordum. ‘Domates Güzeli Nahide Şerbet’ olarak milleti kırıp geçiriyordum. Bir gecede meşhur oldum. 16 yıllık tiyatrocuydum ama bu kadar geniş hayran kitlem olmamıştı hiç.

Ayşen GRUDA

 

* ‘Rabia Hatun’ filminde tek gözümü kaybettim. Sigorta veya herhangi bir güvencem olmadığı için iş kazası deyip geçtim.

Hüseyin PEYDA   

                 

* 16 yaşında annemin imzasıyla meslektaşım Yusuf Sezgin ile evlendim. Hayran kitlesi açısından sinema camiası buna karşı çıktı ve bize iş vermemekle tehdit ettiler. Hatta ayırmak için çok uğraşanlar bile oldu.

Selma GÜNERİ

 

* Sinemamız sansür kıskacından geçti. Her film çeken fikrini, hayalini çekemedi. Söyleyeceği sözü söyleyemedi.

Tamer YİĞİT

 

* Ben romantik aşk filmlerinin vazgeçilmez adamıydım. 70'li yıllarda seks ve karate filmleri furyası başladı. Bu filmler Yeşilçam'ı mahvetti. Çizgimi bozmamak için sinemadan sahnelere transfer oldum ve tam 14 yıl sahnede kaldım. 1982'de gazinolara gelen dinleyici kalitesi düşünce sahneyi de bıraktım. Kendi adıma iki Şirket kurarak sinema ve sahneden kaçtım. Hem de zirvedeyken ve çok iyi paralar kazanırken... Çünkü insanların hakkımda kötü şeyler düşünmesini istemedim.

Göksel ARSOY

 

* Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım. İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynayıp çekim bitiminde eve gitmek için soğukta, köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur.

Hulusi KENTMEN

 

* Ben mesleğime ilk başladığım dönemlerde de daha sonraki dönemlerde de epey bir fukaralık yaşadım. Sahneye çıktığım dönem arabamı alabildim. Hep taksilerle, taksiden öncede minibüslerle gidip geldim sete. Ay sonunu getiremediğimizi hatırlıyorum, kiranın biriktiğini, annemin komşudan borç aldığını bilirim.

Perihan SAVAŞ

 

* Biz boza boza öğrendik sinemayı. Sağlam olanlar kalır, dayanamayanlar koca bulup giderlerdi. Erkekse başka iş bulurdu. .

Nilüfer AYDAN

 

* Kötü adam oynadığım zaman layıkıyla oynuyorum ama seyircilerim de bana bol bol küfür edip deşarj oluyorlar. Hatta telefonla arayıp küfür edip telefonu yüzüme kapattıkları bile oluyordu.

Erol TAŞ

 

* Türk Sineması’nda beden para ediyor. Fiziğinize ve görünümünüze iyi bakmanız gerekiyor. Alkol ve sigara kullanmıyorum. Pilates yapıyorum ve günde 40 dakika yürüyüş yapıyorum.

Talat BULUT

 

* Yeni yönetmen arkadaşların çoğundan umutluyum. Bu arada eski yönetmenlerin de haklarını yemeyelim. Ne kadar fazla birikime sahip olurlarsa olsunlar, şartları ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar onlar ellerindeki imkanlar dahilinde çalıştı. Şimdikilerin elinde daha iyi imkanlar var. Yeni jenerasyon bizlere göre daha eğitimli, daha kültürlü ve daha bilimsel.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?


Sanat ve sanatçı çok yönlüdür. “Bunları Biliyor muydunuz?” bölümünde Perdeden kalplere giden yolda yürürken Yeşilçam sanatçılarımızın aslında sinema dışında başka neler yapabildiklerini, hangi okulu okuduklarını, aslında hangi meslek erbabı olduklarını, mesleklerini geliştirmek için gösterdikleri özel çabaları, ve belki de imkan dahilinde daha da neler yapabileceklerine şahit olacağız.

 

Cüneyt ARKIN, at binmede ve karatede uzman sporcu unvanına sahiptir.

 

Barış MANÇO’nun bestelediği 200’ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Arapça, Bulgarca, Flemenkçe, Almanca, Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca ve Yunanca olarak yorumlandı.

 

Şener ŞEN, öğretmenlikten tiyatroya geçiş yapmak istedi. İstanbul Şehir Tiyatrosu’na başvurdu. Ama kadro yoktu. Ancak, bir oyunda asker rolünde 20 figüranın biri hastalanırsa onun yerine oynayabileceği söylendi. Şener Şen çok sevindi, tiyatroya girdi sayılır diye. Bu arada da para kazanması da gerekiyordu; işportacılık yaptı, eşarp sattı. Sirkeci’de yolun kenarında kurduğu tezgahta eşarp satarken, daha ilk gün zabıtalara yakalandı. Şener ŞEN Kasımpaşa- Eminönü hattında dolmuş şoförlüğü yaptı. Bir iplik fabrikasında iki yıl işçi olarak da çalıştı. Ama her gün figüranlardan hastalanan var mı diye tiyatroya uğruyordu. Bu azim tiyatro müdürünün gözünden kaçmadı ve Şener Şen, 1966-67 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girmeyi başardı.

 

Komedinin üstadı Kemal SUNAL, hem yüzünün fizik yapısı hem de mimik ve jestleriyle Fransız komedyen ve şarkıcı Fernandel'e benzetilirdi. Fernandel 1930'lu yıllardan 1960'lı yıllara kadar tıpkı onun gibi sayısız komedi filmi çevirdi. Kendisiyle yapılan bir röportajda Sunal, kendisi için 'at suratlı' gibi benzetmeler bile yapıldığını, ama en çok Zeki Müren'in kendisini 'Fernandel'le Jean-Paul Belmondo karışımı' diye tanımlamasının hoşuna gittiğini belirtti.

 

Hülya AVŞAR, 1990 yılında Hasan Boğuldu’da Yalçın Dümer'le başrolü oynayan Avşar, Sinan Çetin'in yönetmenliğini yaptığı ve Cem Özer'le başrolü paylaştığı, 1993 yapımı ‘Berlin in Berlin’ filmdeki rolüyle Uluslararası Moskova Film Festivali'nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü alarak, yurt dışında düzenlenen bir festivalde ödül alan tek Türk kadın sinema sanatçısı oldu.

 

Sert ve mağrur bakışlı sanatçı Fatma GİRİK, Yeşilçam’ın en üretken olduğu dönemler olan 1960’lı ve 1970’li yıllarda ‘Aguş/Aşka Şepke’ ve ‘Aşk Düğümü’ adlı 2 plak doldurdu.

 

Siyasete de ilgi duyan yakışıklı oyuncu Ediz HUN, 1991-1993 yılları arasında Çevre Bakanlığı Müşaviri ve İstanbul Çevre İl Müdürlüğü, 1999-2002 yılları arasında ANAP milletvekilliği yaptı. Marmara Üniversitesi'nden sonra Okan Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmaktadır. 18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinde Anavatan Partisi'nden İstanbul milletvekili olarak seçildi.

 

Fadik Sevin ATASOY, İngiltere, Fransa, Rusya ve Bulgaristan'da tiyatro üzerine eğitim aldı ve araştırmalar yaptı. Bulgaristan Devlet Tiyatrosu’nda Carmen’i oynadı ve tiyatro yönetmenliği yaptı. İngilizce, İtalyanca, Almanca, Fransızca ve Bulgarca da konuşabilmektedir.

 

Muhsin ERTUĞRUL, tiyatro alanında verdiği hizmetler nedeniyle 1932'de Goethe Madalyası ile ödüllendirildi. Türk Sineması ilk uluslararası ödülünü Muhsin ERTUĞRUL'un Nazım Hikmet'le birlikte çektiği ‘Leblebici Horhor Ağa’ adlı filmle kazandı. Film, 2’nci Venedik Film Festivali'nde Onur Madalyası ile ödüllendirildi.

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı