• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Aslı Didari
Direnen İstanbul
22 Mayıs 2016 Pazar
Aslı Didari | aslididari@gmail.com

Bir şehirde herkesin beğenip gittiğinde mutlu olduğu semtler vardır. Bazı köşeler de yıkık dökük yapıları ile çaresizliklerle kuşatılmış olmalarına rağmen ayakta kalma savaşı verirler. Bu yüzden oralardan geçmek insanı güçlendirir.

İstanbul şehri, herkesin bildiği, beğendiği, gidince içinin açıldığı, adı geçince bile yüzünün gülümsediği semtler ve köşeler bütünüdür. Bu köşeler genellikle herkes için aynı olsa da kişiye özel yöreleri de bulunmaktadır. Çoğu insanın bilmediği, bilip de tercih etmediği, gidince insanın can sıkıntısını alan, keyfini yerine getiren, kendisinden parçalar bulduğu bu gizli cennetler pek kimselerle paylaşılmaz. İnsan hazinesini sadece kendinize saklamak isteyebilir.

Ama ben herkes benim sevdiğim yerlere gitsin, orada benim aldığım hazzı alsın isterim. Çoğu arkadaşımı peşimden sürükleyip beraberimde götürdüğüm bu yerler aslında medeniyete yakın ama bir o kadar da bakir yerlerdir. Ortak özellikleri şehrin içinde ama çok kıyısında olmaları, alçak evleri, yıkık dökük yapıları, sokaklarında özgürce oynayan çocukları ve insanlarının çok görmüş geçirmiş bakışlarıdır.

Bu kıtalarda salaş yapılar, fakirlik, zorluk, küçük iş yerleri ile hayatta kalmaya direnen bir güç bulunur. Bu karşı koyuşun ahengi ile oraya tekrar tekrar gitmek istersiniz. Şehrin içinde kalmaları toprak değerini artırır. Bu güzelliklerin yıkılıp üzerine modern binalar yapılması an meselesidir. Üzerindeyken içinizde kaybetme korkusuyla dolaşırsınız. Buralarda karşılaşılan her şey ezberinizi bozar. Sizi şaşırtır. İçindeyken kendinizi farklı ve özgür hissettirir.

Süleymaniye, Küçükpazar ve Tahtakale üçgeni

Bu mekanlardan benim için vazgeçilmeyen olanı hiç şüphesiz ki Süleymaniye, Küçükpazar ve Tahtakale üçgenidir. Bu saklı bahçeye gitmeyi düşündüğüm andan itibaren içimi karşı konulmaz bir sevinç kaplar.

Beyazıt’ın tarih kokan sokakları ve gençlere kucak açan eğitim yurtları sizde doğru yerde olduğunuz hissi uyandırır. Süleymaniye Camii ve külliyesinin mimari ve insani hikayesini hatırlamak size ulvi duygular yükler.

Ve sonrasında karşımıza çıkan Küçükpazar…

Önce yıkık dökük yollarından geçenken sıra sıra dizilmiş küçük dükkanları sanki size selam verir gibidir.

Dükkanların içinde satın alınmayı bekleyen özensizce dizilmiş bin bir çeşit eşya disiplinli raflara alışık olanların kafasını karıştırır.

Kompozisyonun asıl aktörü dükkan sahibidir. Uzun kollu desensiz gömleği ile taktığı kravatı “Ben işimi seviyorum, ekmeğimin derdindeyim” mesajı taşır. Gömleği ütüsüz olabilir. Tıraşı da sinekkaydı değildir belki ama yüzündeki ifade bir an insana “Yanında çırak olabilirsem ne mutlu olurdum”u düşündürür.



Dükkanların önünde küçük taburelerde birbirine çay ikram eden insanların, sokağın huzuru kaçmasın diye muhabbetlerini kısık sesle yaptığını fark edince kendini farklı bir dünyada hissedersin.

Etrafında saygıdan bir hare çevrilmiş bu sokaklarda “Gülümseme en büyük sadakadır”.

İstanbul’un ortasında ama çok kenarındaki bu semtte omuz omuza olmak ayakta kalmanın şartı gibidir.

Geçen yüzyılda ve 1900’lü yılların başında İstanbul’a ilk gelenlerin oturduğu bir semttir burası. Bir geçiş noktası. Küçükken babası ile buraya yerleşip, büyüdüğünde önemli birer isim olan birçok sanayici, birçok yazar, birçok ilim adamı gelip geçmiştir toprağından.

Şimdi yolları düşmese de herkes bilir buraları.

Dünyanın en güzel manzarası Küçükpazar’ın evlerinin en üst katlarının penceresinden baktığında karşılaştığındır. Bir viraneden karşı kıyının şaheserliğine bakmak insanın zihninde tezat duygular yaşatır.

Şimdi Tahtakale’ye doğru indikçe evlerinde bekarların yaşadığı, pansiyonlara dönüşmüş, hamamları, kıraathaneleri ile bekarlara hizmet eden bir adaya dönüşmüştür. Hala hanlarında iş işlenen, yollarında dilim karpuzların satıldığı, isterseniz tek muz alınabilen, ucuzluğuna bakıp sağlıklı olmasından şüphe duyulan yiyeceklerin diyarı olmuştur ama yine de yolları, binaları ile heybetini korumuştur.

İnkar edemeyeceğim bu sokaklarda dedem, babaannem, babam ve amcalarının ayak izlerinin olması semte olan sempatimi artırmaktadır. Onlar da benim baktığım binalara bakarak bu yollarda yürüdüler. Onlar da bu semti benim gibi hatta belki daha çok sevdiler. Kabul. Ama bu adanın benim için çekiciliği hiçbir şeyin yapmacık ve göstermelik olmamasından kaynaklanmaktadır

Karaköy Hırdavatçılar Çarşısı

                                                 


Saklı cennetlerden biri de kısa binaları, insanların bin bir emekle çalıştığı işyerlerinin bulunduğu dükkanları ile Karaköy’deki hırdavatçıların alanıdır. Orası günümüzde taze olmasa da pekala oraya taze bir nefes almaya gidilebilir.

Galataport Projesi kapsamında yerlerinden edilen ve yarısı boşalmış, yarısı hala direnerek yerlerini terk etmeyen esnafı ile yaşayan ve direnen bir kıtadır.

Deniz kenarında olması, kozmopolit yapısı, dükkanlardan gelen pas ve metal kokusu, nefis Haliç manzarasının eşliği burayı farklı kılmıştır.

Grafiti sanatçılarının binaları kepenkleri bir sanat galerisi titizliği ile işlediği adanın doğası farklıdır. Bir gün tamamen yok olacak harabe binaların arasındaki çırpınış bitecektir. Bu bilinmektedir. Ama hiçbir şey olmayacakmış gibi didinmeye devam edilmektedir. Başka ezberi olmayan insanların, nefes aldığı adayı son gününe kadar yaşamak arzusu saklıdır dükkanların kepeklerinde. Balık ekmekçileri, salaş ama bir o kadar çekici lokantası olan bölge yine de çok sessizdir. Suratlar da asık. Belki de bu yıkıma, yer değiştirmeye bir direnme biçimidir. Son ana kadar dükkanlarında olan insanların inatçı sevgisi beni kendisine hayran bırakır.

Küçük Langa




Aksaray’dan Yenikapı’ya doğru inerken tren istasyonunun sağından sahile kadar olan bölge Küçük Langa’dır. Burada diğerleri gibi yoğun olarak iş yeri olmasa da iki katlı evleri ile bir masal kent gibidir. Sokaklarından satıcı arabaları geçen ve alışveriş yapılan nadir semtlerdendir.

İki katlı evleri… Birkaç sokaktan ibaret düzenli yerleşimi ile fazlasıyla sevimli bir sahil kenti gibidir. Ama içinde kara iklimi insanları yaşar. İnsanların koşuşturması gailesi farklıdır. Burada zaman başka akar.

Burada insanlar endişelidir. Her an çıkacaklarmış gibi evlerini onarmaya korkarak yaşarlar. Sessiz ve sakindirler.

Burada dolaştığında kendini başka bir iklimde hissedersin. Kıyısında bir bankta oturup dinlenirken derinleşirsin.

Küçük Langa yıkılmaya aday bir kara parçasıdır. Her projede adı geçer.

Benim cennetlerim hep sırtındaki semere taşıyamayacağı ağırlıkla yük alan ama hala dimdik duran bir hamal misalidir. O yüzden özellerdirler. O yüzden değerli.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı