• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Tuğba Görgülü
100 YILLIK SİNEMAMIZIN AZ BİLİNENLERİ-DEVAM...
20 Mayıs 2016 Cuma
Tuğba Görgülü | tubagorgulu1@gmail.com

İstanbul’un kültür sanat başkentliği, bir asırdır aralıksız olarak sinema konusunda da devam etmektedir. Renkli yaşam şekli ve birbirinden çarpıcı mekanları ile senarist, oyuncu ve yönetmenlerin buluşma noktası olan İstanbul; yüzyıldır sinemaya can veriyor. Gösterim salonlarının sayısı ve niteliği de bu ihtişamı destekliyor.
 

Yeşilçam, İstanbul’un Beyoğlu semtinin Taksim’e yakın kısmında yer alan bir sokak. 1980 öncesi döneminde film şirketlerinin çoğunluğunun yazıhaneleri bu sokakta bulunduğu için, Türk Sineması’nın kısaca “Yeşilçam” diye anılmasına neden olmuştur.
 

Türkiye'de halka açık ilk sinema 19 Mart 1910’da, İstanbul Şehzadebaşı’nda “Millî Sinema” adı altında faaliyete geçmiştir. O zaman İstanbul Sultanisi’nde gösterimler düzenleyen ekip maddi imkân bularak ikinci Türk Sineması Ali Efendi Sinemaları’nı açmıştır. Türkiye’de sinemanın kurumlaşması ise I. Dünya Savaşı döneminde gerçekleşmiştir. Alman ordularının, filmleri bir propaganda unsuru olarak ve askerlerin eğitimi için kullandığını gören, dönemin Osmanlı İmparatorluğu Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı görevlerini sürdüren Enver Paşa, sinema olgusunun önemi fark etmiş ve 1915’te Merkez Ordu Sinema Dairesi (MOSD)’ni kurarak, Türk Sineması’nın kurumlaşmasının temellerini atmıştır. MOSD’nin kurulması ve takip eden dönemde yapılan hikayeli filmler sinema tarihi için o yılların en önemli gelişmelerindendir. Aynı dönemde Fuat Uzkınay'ın çektiği “Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı belgesel Türk Sineması'nın ilk eseri olarak 14 Kasım 1914 tarihinde gösterime girmiştir. 150 metrelik bir belgesel olarak çekilen filmin günümüze hiçbir kopyası ulaşmamıştır.
 

1916 yılında Müdafaa-i Milliye Cemiyeti de aldığı bir kararla sinema çalışmalarına başlamış, Almanya’dan getirttiği aletlerle film çekimlerine başlayan cemiyet, savaştan görüntülerin de yer aldığı haber filmi niteliğinde filmler hazırlamıştır.
 

İlk konulu Türk filminin ise, her ikisi de 1917'de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti tarafından çekilen, “Pençe” veya “Casus” adlı filmler olduğu konusunda tartışmalar bulunmaktadır. Aslında Türk Sineması’nda ilk konulu film denemesi “Leblebici Horhor Ağa” olmasına rağmen film oyunculardan birisinin ölmesi üzerine tamamlanamamıştır. İkinci film ise “Himmet Ağa'nın İzdivacı” olmasına rağmen, filmin oyuncuları Çanakkale Savaşı'na katıldıklarından dolayı çekimler ancak 1918 yılında tamamlanmıştır.
 

 İstanbul’un sinema ile buluşma öyküsü, bize aynı zamanda Türkiye’nin sinema geçmişi hakkında da bilgi veriyor. Sinemamızın 100’üncü yılı yalnızca şehrimiz için değil aynı zamanda Türkiye için de farklı anlamlar taşıyor.
 

Geçen ayki sayımızda Türk Sineması’nın 100’üncü yılında sinemanın dününe ışık tutan birbirinden değerli gerçekleşen çalışmaları yazmıştım. Bu sayımızda da aynı yazımın devamı niteliğinde Türk Sineması’nın dünden bugüne geldiği noktayı sizin de zevkle bir çırpıda okuyacağınızı dilediğim çalışmamın devamı olarak beğeninize sunuyorum.

 

HAFIZAMIZA KAZINAN REPLİKLER
 

            Yeşilçam filmlerindeki repliklerin mizahi yönü ve anlamlı sözlerin ifade edilmesi toplumumuz tarafından çok beğenildi. Yazımızın bu bölümünde Türk Sineması’nın geçmişinden bugüne kadar izleyiciyi en çok güldüren, hüzünlendiren repliklerinin adeta geçmişten geleceğe aktarılarak nasıl hafızalarımıza kazındığına tanık olacağız…


 

Tükür ulan babanın suratına…

Zeki Müren de bizi görecek mi?

(N’olcak Şimdi/1979)

(Vizontele/2001)

Perran KUTMAN

Cem YILMAZ

 

 

Yavyummmm!..

Adalet uygulamaya geldim…

(Cilalı İbo Tophane Gülü/1960)

(Evlatlık/1975)

Feridun KARAKAYA

Serdar GÖKHAN

 

 

Bana erkek mi yok? Elimi sallasam ellisi…

Şimdi birden bire limon yemenin manası var mı?

(Çiçek Abbas/1982)

(Korkusuz Korkak/1979)

Ayşen GRUDA

Turgut ÖZATAY

 

 

Uçağı durdurun inecek var!..

Hastasıyız dede…

(Düğün Gecesi/1966)

(Çakallarla Dans/2010)

Zeki MÜREN

Timur ACAR

 

 

Evimin kadını, çocuklarımın anası olacaksın.

Yi beni Recep, öp beni Recep…

(Selvi Boylum Al Yazmalım/1978)

(Recep İvedik/2008)

Kadir İNANIR

Şakan GÖKBAKAR

 

 

Yanıyorsun Fuat Ağabey…

Sabrım taşarsa bir araba odun yersin…

(Sakar Şakir/1977)

(Şoför Nebahat/1970)

Macit FLORDUN

Süheyl EĞRİBOZ

 

 

O kadar! O kadar dedim…

Herhangi bir müşkülünüz olursa arayın lütfen…

(İnek Şaban/1978)

(Şoför Nebahat/1970)

Dinçer ÇEKMEZ

İzzet GÜNAY

 

 

Üzüm alsana enişte, ferahlarsın…

Yok olan sizin vicdanınız hanımefendi…

(Baldız/1975)

(Kınalı Yapıncak/1969)

Müjde AR

Avni DİLLİGİL

 

 

Saffet beni affet…

Beni kimse kandıramaz, ben kül yutmam…

(Köyden İndim Şehre/1974)

(Hababam Sınıfı/1975)

Meral ZEREN

Ertuğrul BİLDA

 

 

SİNEMA İÇİN NE DEDİLER?
 

Sadece gönülden bağlı olarak sanata dair emek veren insanlar için sinema bir aşk, bir tutkudur. Bu bölümde değerli sanatçılarımızın sinema için verdiği değerli emeğe ve Türk Sineması’nın, hala Yeşilçam filmlerinin üzerine inşa edilmesine tanık olacağız.


Yeniden dünyaya gelsem, yine hayatımı sinemaya adarım.
Fatma GİRİK

* Çocukluğum sinemalarda geçti. Ölene kadar da bu işte kalmak istiyorum.
Oya AYDOĞAN

* Bizim zamanımızda teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Ancak bizim zamanımızdaki teknolojiyle film çektikleri vakit günümüz oyuncularının sanatçı olduklarına inanırım.
Ahu TUĞBA

* Bir tecavüz sahnesi çekilirken makyajım ve üstüm başım düzgün kalmadan “Ne yapılması gerekiyorsa yapılsın” diye ben teklif etmişimdir yönetmene. O bir duruştur.
Yaprak ÖZDEMİROĞLU

* Sinema, uzun süreli bir tatmin yaratıyor, çünkü her gösterimde aynı hazzı duyuyorsunuz.
Şerif SEZER

* Sinema bir oyuncu için çok başkadır. Tadını alarak yaptığın bir şeydir.
Sibel TURNAGÖL

* Bugünkü imkanlar o dönemde olsaydı, Türk Sineması 80’lerde çığır açardı.
Bahar ÖZTAN

* Sinemada hiç kimsenin parası olmaz. Şimdi bile para televizyonlardan kazanılıyor. O eski Yeşilçam’da bir avuç kahraman, kendi kendimize film çektik biz.
Ülkü ERAKALIN

* Oyuncunun yıldızının parladığı zamanlar olduğu gibi kariyerinde duraklama dönemleri de olur.
Fikret HAKAN

* Sinemada çok büyük adaletsizlikler var, adam kayırmacılık gibi. Bir tarz yarattım kendime. Şu an bizim jenerasyonumuzun en verimli çağları. Neden bu Türkiye'de olmuyor?
Selma GÜNERİ

* Yeni jenerasyon, içlerinde gerçekten çok yetenekli arkadaşlarımız da var ancak çoğu Türk Sineması’nı, hangi şartlarda film çekildiğini bilmeden eleştiriyorlar. Bizler o dönemde o filmleri çekmeseydik, şimdi onlar film çekmiyor olacaklardı.
Yılmaz KÖKSAL

* Eski gücünü yitiren sinemayı kurtarmak için, cinselliğin üst perdeden kullanıldığı filmler çare olarak sunuldu. Ama bu filmler yarardan çok zarar getirdi ve seyirciyi salondan kaçırdı.
Yusuf SEZGİN

* Ekonomik ihtiyaçlarını gidermedikten sonra mükemmel bir sinema yapmaya imkan yok.
Tamer YİĞİT

* Göründüğü gibi kolay değil. Özellikle dizi sektörü çok çabuk tüketilen bir sektör… Bizim sinemada öyle değildi. Sinemada 35 yıl sonra ismimiz anılıyor. Bizi halk dizideki isimlerimizle anmaz. Kendi isimlerimizi söyler. Ama yeni gençlerin hepsini dizideki isimleriyle tanıyorlar.
Perihan SAVAŞ

* Tiyatro, sinema, müzik... Sanatın bütün dallarında mutlaka duygu olması gerekir. Sanat ve sporun kalbe akla ya da felsefeye, ideoloji ya da günlük yaşama mutlaka dokunması gerekir.
Itır ESEN

* Eskiden sadece İstanbul’da 125 tane sinema vardı. Seyirci akşamları ailesini, çekirdeğini, gazozunu alıp, o sinemalara güle eğlene giderdi. Ne zaman ki erotik furya çıktı, kendini bilen aile sinemadan uzaklaştı.
Erol TAŞ

* Aktör oldum, böylece hem doktor, hem mühendis, hem avukat… Kısacası her şey oldum.
Müjdat GEZEN

* Sinemada benim için önce senaryo çok önemli. Çünkü bu işin bir kuralı var. Doğru bir senaryo, doğru bir yönetmen ve castla harikalar yaratılır.
Hülya DARCAN

* Sinema açısından ‘Eşkıya’ ile başlayan ciddi bir atak yapıldı. Sinema günümüzde oldukça iyi bir boyutta.
Metin AKPINAR

* Sinemaya 'Kara Günlerim' diye bir filmle başladım ama ne mutlu ki benim sinemada hep ak günlerim oldu.
Göksel ARSOY

* Sinemada avantür film yapmak ucuz değil pahalı bir sistemdir. Ayrıca avantür filme gerekli parayı harcarsanız, birkaç mislini geri almak imkanınız vardır. Ucuz yaptığınız zaman gülünç olursunuz.
Yılmaz ATADENİZ

ZORLUKLARA RAĞMEN SİNEMA İÇİN GÜLDÜLER

Yeşilçam'ın önemli yıldızları belki de tırnaklarıyla kazıyarak, çok zor şartlar altında çalışarak Türk Sineması'nın temellerini attı. Onlar bütün özlemlerine, yokluklarına ve imkansızlıklarına rağmen gülmeyi ve güldürmeyi seçtiler. Yazımızın üçüncü bölümünde bu yıldızlarımızın zaman tünelini inceleyerek verdikleri mücadeleyi ve bu mücadele sonucunda Türk Sineması’nda gelinen son noktayı göreceğiz.



* En çok çalışan sinema oyuncularından biriyim. Bir süre o yoğunluktan kaçmak istedim. Uyku yok, çalışma saatleri belli değil. Kıyafetlerini kendin hazırlıyorsun, makyöz yok... Çok ilkel şartlarda çalıştım. Özel yaşantım paramparça oldu.

Hülya AVŞAR

* Kilyos'ta “Derbeder”in çöl sahnesini çekiyorduk. Çocuklarla birlikte kamera akülerini taşıdığımı çok iyi hatırlıyorum. Herkes bir işe sarılmıştı. Bu neyi gösterir? Bir samimiyet olduğunu. O işi çok sevmemizden kaynaklanıyor. Yaptığın işi çok seveceksin, ben bunu bilirim.

Ferdi TAYFUR

* Sinemada eğitimli olsanız hiç de fena olmaz. Ben bugüne kadar içgüdülerimi kullanarak oyunculuğu keşfetmeye çalıştım. Ama o yıllarda zaten, sinema oyunculuğu eğitimi yoktu. Ama sırf eğitim de yeterli değil. Eğitim yetenekle birleştiği zaman süper oluyor. Ben hala, oyuncuyum diyemiyorum. Çünkü istediğiniz kadar eğitim alın oyunculuk sonsuz.

Türkan ŞORAY

* Sinemada ilk yıllara dönmek istemem. Niye dönmek isteyeyim sinemaya başladığım ilk yıllara? Bizim zamanımızda yokluk vardı, yeterli malzeme yoktu. Kameralar doğru dürüst değildi, kostümlerimizi bile kendimiz getirirdik. Makyajımızı, saçımızı kendimiz yapardık. Gerçi o ruh ve aşk şimdi var mı o kadar bilemiyorum. Emin değilim. O günlerin ruhunu, aşkını ve samimiyetini bugünlere taşımayı düşünmek daha akıllıca geliyor bana.

Fatma GİRİK

* On altı yaşında sorumluluk yüklenmiştim. Hem ailem hem geleceğim hem de çalıştığım için ağır sorumluluk almıştım. Bunların hepsini hayatım diye benimsedim. Onun gerekliliklerini yaparken bir baktım ki artık o elbise üzerime oturmuş. O yüzden hiç şikayet etmedim.

Hülya KOÇYİĞİT

* Yaptığım işi seviyorum. Kenara çekildiğim zaman hayattan göç edecekmişim gibi geliyor. Gücüm yettikçe, beynim yerinde oldukça çalışmaya devam edeceğim. Çalışma azmi zevklidir. Hırs yapacak bir tarafım kalmadı. Türk Sineması’nda gelebileceğim yere geldim. Tepesi neresiyse oradayım. Genç olsam yeni gelişimlerle, sanal dünyayla farklı bir yere gelmeye çalışırdım ama yok. Tamamen sinema sevgisiyle işe başladım, sonra arkasına saygı eklendi, bugünlere geldik.

Türker İNANOĞLU

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Sanat ve sanatçı çok yönlüdür. “Bunları Biliyor muydunuz?” bölümünde Perdeden kalplere giden yolda yürürken Yeşilçam sanatçılarımızın aslında sinema dışında başka neler yapabildiklerini, hangi okulu okuduklarını, aslında hangi meslek erbabı olduklarını, mesleklerini geliştirmek için gösterdikleri özel çabaları, ve belki de imkan dahilinde daha da neler yapabileceklerine şahit olacağız.



Serdar GÖKHAN, ilkokul yıllarında başladığı sanatsal faaliyetlerine Beşiktaş Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde okuduğu yıllarda devam etti. Bab-ı Ali’de yedi yıl tabela ve resimli roman ressamlığının yanı sıra film platolarında set dekoratörlüğü yaptı. İlk kişisel resim sergisini 7 Mayıs 2011 tarihinde Arnavutköy Art Gallery İstanbul’da sanatseverlere açtı.

Hulusi KENTMEN, Deniz Kuvvetleri’nde astsubay rütbesiyle görev aldı. Deniz astsubaylığından emekli olduktan sonra 1942’de sanat yaşamına atıldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin 6’ncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’le aynı gemide birlikte çalıştılar.

Asıl adı Fahrettin Cüretlibatır olan Cüneyt ARKIN, 1961 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Askerliğini bitirdikten sonra Adana ve civarında doktorluk yaptı.

Hülya KOÇYİĞİT’in filmleri Yunanistan, İran, Mısır, Lübnan, Cezayir gibi değişik ülkelerde gösterildi. 1965-1974 arasında tüm filmleri Yunanistan'da sinemalarda oynatıldı. Sanatçının ‘Derman’ filmi 5 kıtada oynatılan, ‘Kurbağalar’ filmiyse yabancı televizyon kurumlarına satılan ilk Türk filmidir.

Türk Sineması’nın “Sultan”ı Türkan ŞORAY, 12 Mart 2010 tarihinde ‘UNESCO Türkiye İyi Niyet Elçisi’ seçildi.

Şener ŞEN, sanatçı olmadan önce İzmit’te ve sonra da Muş’un Malazgirt ilçesinin en ücra köyü Fenek’te öğretmenlik yaptı.

“İnek Şaban” tiplemesiyle hafızalar kazınan Kemal SUNAL, 12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nü,1995 yılında tamamladı. Ardından yüksek lisans yaptı. Üniversiteyi bitirdikten sonra televizyon ve sinemada ‘Kemal Sunal Güldürüsü’ adıyla kitap olarak basılan yüksek lisans tezinde kendi filmlerinin sosyolojik incelemesini yaparak iktidarların sanat alanına yaptıkları ideolojik müdahaleyi irdeledi.

Ali ŞEN, oyuncu olmadan önce Adana’da kendi halinde bir marangozdu. Adana Halkevi Tiyatrosu’nun dekorlarını yapma işini üstlendiğinde tiyatroya merak sardı. Bu merak onu önce Ses Tiyatrosu’nda oyunculuğa ve sonra da Yeşilçam’da yeri doldurulamaz bir karakter oyunculuğuna götürdü.

Cahide Serap ya da bilinen adıyla Cahide SONKU, Türk Sineması’nın ilk kadın film yönetmeni ve ilk kadın yıldızıdır. 1950 yılında kurduğu Sonku Film şirketi ile Türkiye'de kendi yapım şirketini kuran ilk kadın sanatçı unvanını aldı.

Ediz HUN, Avusturya Lisesi'ni bitirdikten sonra Norveç'e giderek Oslo ve Trondheim Üniversitesi'nde Biyoloji ve Çevre Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı