• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Aslı Didari
Değişmeyen İstanbul
26 Nisan 2016 Salı
Aslı Didari | aslididari@gmail.com

 “Dönüşüme evet, kültürün kaybolmasına hayır!”

Dünya kentleri ünlerini değişmemelerine borçlu. Kentlerin ilk kuruldukları merkezlerdeki yapıların korunması onları dünya kenti yapan en büyük değerleri. Dünü bugüne taşıyan, bugünü yarına tanıtan ön önemli kaynak tarihi binalarımız, meydanlarımız. Kentin görselliğini ne kadar koruyabilirsek toplumun hafızasını da o kadar canlı tutabiliriz. Turizmi artırabiliriz. Tarihimizi daha iyi özümseriz. Farklı oluruz. Çekim merkezi haline geliriz.

Hayatımıza giren ve kenti saran yeni bir kavram olan kentsel dönüşüm planlarında bu köşelerin korunmasını unutulmadan hareket etmek önemli.

İstanbul’da da özellikle sur içi denilen bölgede eskimeyen, değişmeyen köşeleri bulmak mümkün. Bu nedenle kentsel dönüşüm içerisinde olan İstanbul için “Dönüşüme evet, kültürün kaybolmasına hayır” denmeli.

Kente eski yaşanmışlıkların kattığı anlamı da vererek bir de bu açıdan bakmak şüphesiz şehirlere ilgiyi artıracak.

Bu kural İstanbul’un kültür sembolleri için de geçerli. İstanbul denince akla gelen figürler arasında pek çoğu yarınlara miras bırakılacak ve korunacak değerler arasındadır.

İstanbul’daki yaşamla ilgili düşününce aklımıza ilk gelen örneklerden; Eminönü-Tahtakale’den sırtlarınla yük ile çıkan hamallar, Yeni Camii’nin önünde kuşlara yem atılması, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin kapısındaki kahve kuyrukları, sünnet kıyafetli çocukların Eyüp Sultan Camii’nin avlusunda koşuşturmaları, Sarıyer’deki Tellibaba’ya giden gelinler, çay simitle yapılan kahvaltılar, Kanlıca’da sahilde yoğurt yenmesi, Küçükpazar’da bir bakkalın besmele ile kepengini açması, Kapalıçarşı’da her sabah işe başlamadan okunan dua, çocukların spor tesislerinde top oynamaları, Avrasya Koşusundaki ihtiyar gençlerin pür hali, otistik bir gencin mehterandaki görevinden seyirciye gülümsemesi, toplu taşıma aracına binmek isteyen bir engellinin yardımına koşulması, elinde poşeti olan bir teyzeye teklifsiz yapılan yardım, Sultanahmet köftecisinden girmeye çalışan turiste aynı kuyruktaki bir Türk ailenin yol vermesi, vapurdan martılara simit atılması, sabah ayazında işe çıkan her yaştan balıkçıların yaşam sevinci, çiçek mezatında ortadan geçen çiçekleri açık artırma ile satınalan emekçi kadınlar, kitap fuarındaki kalabalık, sahaflarda kitap arayan bir araştırmacının çocuk gözleri, kütüphanede araştırma yapan ciddi genç, Rock'n Coke festivaline katılan müzisyenlerin sahne arkası telaşı, tiyatro izleyicisinin hiç modası geçmeyen nezaketi, caz izleyen gençlerin dağınık keyfi, Adalar’da fayton sefası, Yeşilköy’de semt pazarı telaşı, Mercan Yokuşu’ndaki basmalar, aksesuarlar, Eminönü’nde sallanan balık ekmek tekneleri, sokak başındaki akan akmayan çeşmeler, bir çocuğun başının okşanması, bir yaşlının sırtının sıvazlanması, edilen bir teşekkür, cenazelerde bütün komşulardan yemek gelmesi, evlenecek kızların çeyiz sermesi, yüzmeye vapurla gidenlerin yorgunluğu, Sarıyer börekçisinde edilen kahvaltı, Boğaz kıyısındaki muhteşem yalıların pencerelerinden bakmak hayali, Ortaköy’de kumpir zevki, Moda’da her mevsim yenen dondurma, İstiklal Caddesi’ndeki özgürlük, turistlere hiç konuşmadan yapılan adres tarifleri, umutsuz Plakçılar Çarşısı, ucuz Terkos Pasajı, İstiklal Caddesi kalabalığını yaran tramway, Ulus’un sosyete pazarı, Metro çalgıcıları, bir kırık Darülaceze ziyareti, Pierre Loti’ye çıkıp gün batımı eşliğinde kahve içmek, Üsküdar sahilinde Kız Kulesi’ne bakarak dalmak, Miniatürk maket eserleri ziyaret, Oruç Baba Türbesi’nde Ramazan ayında sirke ve ekmekle oruç açmak, Beşiktaş maçı öncesi köfte ekmek kokuları, Emirgan’da kahvaltı, Balat sokaklarındaki evlerin arasında çamaşır germek, Kadıköy Moda Kahvesi’nde kahve içerken akşam günbatımını seyretmek, sahil kenarında bakla falına bakan falcılar, sokak çalgıcıları, Karaköy’ün arka sokaklarında Alaçatı makyajlı kafeleri ve Boğaz motoruna binme telaşının her biri bu sembollerden değil mi?



Ben “İstanbul değişmesin, o değişince anılar da unutulur” diyenlerdenim. Beyoğlu Beyoğlu’nda sessizce oturup kimsenin gösterildiğinden haberi bile olmadığı bir filmi izleyemeyeceksem, Suriye Pasajı’nda sedirlere yayılıp da demli bir çay içemeyeceksem ve oradan Kumbaracı yokuşundan aşağıya süzülüp Tophane’ye inemeyeceksem eğer anlamsızlaşmaz mı bugün. Dünden koparsam yarına umut kalır mı o zaman…

En iyisi acısıyla tatlısıyla İstanbul dün bıraktığım gibi dursun. Değişme İstanbul.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı