• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Demir
YENİKAPI
27 Nisan 2016 Çarşamba
Hüseyin Demir | huseyindemir.44@hotmail.com

Balkondan komşu balkona ip atılıp, sırayla” çamaşırını kurutan”, akşamları sofraya oturmadan daha “kokusu gitmiştir al şu tabağı Hacer teyzene götür” denilen ,mahalleye adım atıldığında kendine çeki düzen verilen, “mahallemize geldik artık peşimi bırak”, ya da “ayrılalım kesin bir tanıdık çıkar” aşklarının yaşandığı yıllardı.

 “Aksaray… Aksaray... Yenikapı, Laleli, Aksaray…”

“Çapa hastanesinin önünden geçer mi evladım?”

“Geçer teyzeciğim geçer, iyice yanaşalım arkaya doğru beyler. Aksaray…”

“Ge l Abiciğim sen de gel…”

“Yenikapı’dan geçer mi diye bakıyordum.”

“Geçer abiciğim gel… Aksaray, Yenikapı... Tamamdır usta, devam… Paraları arkadan öne doğru uzatalım, elden ele…”

“Var mı Yenikapı’da inecek?”

“Var!”

 

*****

Yıl 93... Aylardan eylül...

 

******

Aksaray’dan denize inen yolun solunda, Laleli ile Kumkapı arasına sıkışmış, penceresi denize bakan, tarihi yarımada kadar eski, bir semt “Yenikapı”...

Yeni inşaat alanları açmak için, bol bol yakılan eski Rum mimarisi evler, başına gelmeyenin kalmadığı tarihi kiliseler ve herkesin sadece kendini yerli saydığı bir semt.

6-7 Eylül olaylarından sonra, semt de yaşayan çoğunluk Rum nüfusunda büyük azalama yaşanmış, genç kuşak başta Yunanistan olmak üzere Avrupa’ya göç etmiş. Kalanlar bu yolculuğu göze alamayanlar. Ya da bir şekilde kendince gerekçeleri olanlar.

Gidenlerin yeri hemen “kendince yerli” vatandaşlar doldurmuş..

 

*****

Balkondan komşu balkona ip atılıp, sırayla “çamaşırını kurutan”, akşamları sofraya oturmadan daha “Kokusu gitmiştir al şu tabağı Hacer teyzene götür” denilen, mahalleye adım atıldığında kendine çeki düzen verilen, “mahallemize geldik artık peşimi bırak” ya da “ayrılalım kesin bir tanıdık çıkar” aşklarının yaşandığı yıllardı.

 

*****

 Her yere ulaşımı kolaydı. Ana caddelere yeni yeni oteller yapılıyordu. Sabahları önümden geçerdi, “siyah önlük” içinde gülüşmeleriyle ilkokul öğrencileri...

 Ve ardından yorgun asık suratlı mahalleli işe yetişme telaşıyla...

 

*****

Çabuk kaynaşmıştım mahalleliyle. “İyi oğlandım” gazetelerin kuponla veya peşin promosyon dönemiydi. Mahalleli çok sevmişti, “bir gazete bir tabak” ya da “gazete sende kalsın kuponun kes ver yeter” promosyonunu...

Ansiklopedi furyasını da unutmamak lazım. (Bin bir zorlukla “çocuk ilerde okur” diye biriktirilen fasikülleri, daha sonraki yıllarda evden attırmak için para vermek zorunda kaldılar eskicilere…)

 

*****

İlk Romenler geldi. Eski Rus yapımı “Lada” arabalarıyla. Bagaj ticareti başladı. En gözde ticari malzeme, tabak-çanak, kaçak sigara, ucuz viski bir de araba rulmanları...

Kadın olsun erkek olsun tamamının adı “Colega” idi. Onların da ilk öğrendiği kelime “canım”.

Dolu bagajla gelip, dolu gidiyorlardı ilk zamanlar. Gelişler çoğaldıkça geri gidenler azaldı. Erkekler günlük işler için sokak başlarını tutmaya başladılar, kadınlar ise ikinci sınıf otel odalarını…

Yeni yeni sektörler oluşuyordu. İçkili restoranlar çoğalamaya başlamış, “pup” adı altında Türk tipi “Pavyon-Disko” bozması işletmeler açılıyordu.

Derken Ruslar gözüktü ufukta. Ukrayna merkezli “Beyaz Ruslar”. Bavullarını sürükleye sürükleye geldiler.

Dil kursları açıldı, tabelalar değişti.

Harıl harıl “Rusça çalışılıyordu”... “Çok güzelsin, rakı-kebap, hangi otelde kalıyorsun” en gözde öğrenilesi kelimelerdi.

Bütün Rus kızlarının adı “Nataşa” idi, erkeklere isim olmasa da olurdu.

 

*****

Artık misafir fazlalığı yaşanıyor, kömürlükler bile dolar bazında kiraya veriliyordu. Kalacak yer bulanlar şanslıydı. İyi bir eğitim almış, sosyalist disiplin ve ahlakla yetişmiş Ruslara, bizimkiler eksik kalsa da çok konuda, kendi sahasında oyun oynamanın avantajından yararlanıyorlardı bizim “yeni model” esnafımız.

 

*****

Ticaret bavullara sığmayınca kargo şirketleri çoğalmaya başladı. Ticaret güven temelinde bir telefonla sipariş veriliyor, kargo götürüp parasını alıp getiriyordu.

Ama her ticaret böyle olmaya biliyordu. Bizzat gelmek lazımdı. Türk tipi “pup”ların da sayısı arttıkça gecesi gündüzünden daha ışıklı ve canlı geçmeye başladı.

Bir gecede maaşını bırakıp gidende oldu. Haftalar sonra eve vardığında kendinden önce “boşanma tebligatını” posta kutusunda bulan da...

 

*****

Asıl oğlan Laleli, Kumkapı, Yenikapı. Beyazıt yardımcı roldeydi bu ticarette...

Yenikapı en çok lojistik işini üstlenmişti. Atıl durumdaki eski Rum evleri ya onarılıp ya da yakılıp yerine yapılan yeni binalarla göğüslüyordu bu yükü. Gelenler işin ve paranın yakınında olmak istiyorlardı. Sokak çalışanları ve eğlence emekçileri için bir arada olmak, yakın olmak güvenli ve değerliydi...

Buluşma yerlerine yakın, adresler bilindikti...

Daireler 2-3 bölünmüş, yeni yeni “aile evleri” oluşturulmuştu. “Pansiyon” adı altında ya da kaçak onlarca... Bekar evleri ise sınırsız kontenjanından... “Dayalı-döşeli sıfır kiralık, günlük, aylık evler-odalar (!)

 

*****

“Yeni yerliler” çoğaldıkça, “eski yerliler”de hoşnutsuzluklar başladı. “Yaşanacak gibi değil her yer doldu, artık oturulmaz buralarda” deyip bir iç göç başladı başka semtlere.

Her gidiş yarım kalmış bir hikâyenin yazılmamış orta sayfasıydı. Kayıp bir başlangıçtan bilinmeyen bir sona gider gibi.

 

*****

Rus ve Arap hep istikrarlıydı.

Romenler, Azeriler, Özbekler, Türkmenler. Gürcüler, Bulgarlar ise seyyar…

Son yıllarda Doğudan da çok göç aldı. Her geleni bağrına bastı hiç ayrım yapmadan bu yaşlı semt.

 

*****

Sonra;

O güzel insanlar o güzel atlara binemeden çekip gittiler. Boşalan evlerde şimdi Nijeryalı, Kenyalı, Sudanlı, Ethopyalı, Somali, Tanzanya, Kamerun, Senegalli bilumum Afrikalı ülke vatandaşları oturuyor.

Avrupa mülteci komiserliğinin “aman bana gönderme parası ne ise vereyim sende klasın” dediği zorunlu yerliler... Evlerde nöbetleşe kalırlarken sokaklarda sınır dışı edilememe garantisiyle kadınlar dolaşıyor.

“Hayatın akmadığı” Afrika’da sıradan bir gecekondu mahallesini andırır gibi, kötü yaşam koşullarına rağmen uzaktan sanki umurlarında değilmiş gibi mutlu gözüken bir “yerli” grupları dolaşıyor Yenikapı’nın arka sokaklarında şimdi.

 

*****

25 yılda kaç el değiştirmiş derseniz… “Oldukça çok” derim ben de. Daha nelere gebe bilinmez…

 

*****

“Yav ne kadar büyümüşün”le, “Hayırdır abi çok kötü olmuşsun hasta mısın?” arası bir yaşam benim bu semtle ilgili maceram. Sabah günaydınla, akşam iyi akşamlar gülümsemesi…

Macera şimdilik devam ediyor…

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı