• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Aysun Paşahan
İstanbul, senin için çok aşığın var diyorlar
05 Nisan 2016 Salı
Aysun Paşahan | aysun@34sanathaber.com



 

Ey İstanbul… Kâinatın gözbebeği, iki büyük cihanı birleştiren Doğu ve Batı’nın başkenti, yeryüzünün tılsımlı ve kutsal şehri. Senin parmağına çöp batsa sırf bizim değil dünya âlemin canı yanar. Sanıyor musun ki bir aşığın biziz? Senin için bak kimler hiss-i muhabbetle neler demişler neler?

 

İstanbul… İtalyan yazar ve şair Edmondo de Amicis: “Şimdi anlat bakalım zavallı, bu ilahi hayali anlatabilmek için kifayetsiz sözcüklerinle günaha gir! İstanbul’u anlatmaya kim cüret edebilir ki?” derken ben ancak tarihe iz bırakan şahsiyetlerin yüz yıllar öncesinde İstanbul’a dâir hayranlıklarını aktarabilirim. Ama öncesinde bir konuya dikkatinizi çekmek isterim. Kaçımız “Nerelisin?” sorusuna burada doğsak dâhi “İstanbullu” diyebiliyoruz? Gerçekten bu güzelim şehir de yaşıyor muyuz? Yoksa yaşıyor “muş” gibi mi yapıyoruz? Bir kitapta okudum. İstanbul’da deniz görmeyen insanların sayısı milyonları aşkınmış. Tarihî yerleri ziyaret edemeyenler haliyle daha ziyâdedir. İstanbullu olmanın göstergesi sadece “İstanbul ağzı”yla konuşmak mıdır? Ya da sadece Boğaziçi’ni görmek mi? Malum kaç yüzyıllık miras omuzlarımızda. Onun ağırlığını taşımak, hakkında iki üç kelam edebilmek dahası yaşarken muhafaza etmek zor iştir vesselam.

Şimdi size başka bir panorama sunayım. Eminim siz de hayatınızda bir kez bile olsa benim gibi düşünmüşsünüzdür: “Yahu şu yabancı turistler ya da şehre yerleşenler İstanbul’u karış karış bizden daha iyi biliyor.” Aslında bu durum ne vakitsizlikten ne parasızlıktan. Sadece “bizim” olanın vermiş olduğu haz karşısında kinayeli bir gurur göstergesinden ibarettir. Gidilecek, görülecek onca yer ve bir türlü gerçekleşemeyen o vaatler... En basiti “Bu sene olmadı ama kesin seneye Avrasya koşuna katılacağım, bir medeniyetten bir medeniyete yürüyerek geçeceğim” kendime her sene verdiğim söz gibi… Peki ne malum…?

Öyle ya da böyle… İnsanlar gibi şehirler de kalıcı ve ayrıcalıklı olmanın peşindedir. İnsanoğlu ölür sözü kalır; şehirler yok olur adı kalır. Lakin tüm dünyanın hayranı -dillendirmeseler de gözü- olduğu mukaddes aşk mabedi İstanbul, taa yüzyıllar öncesinden günümüze gönüllerde yaşayan ve yaşatılan bir şehir olmaya devam ediyor. Nasıl mı? Okuyalım görelim:

“İstanbul’u Roma’ya, Venedik’e, Milano’ya, Napoli’ye, Paris’e veya Lyon’a Benzetmek yanlış bir benzetiş olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki hepsi bir araya gelirlerse, ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”

                                             


1552 yılında Kaptanıderya Sinan Paşa’ya esir düşen ancak doktorluk mesleği sayesinde saraya kadar girmeyi başaran İspanyol denizci,

 Pedro de Urdemalas (1552)

 

“Tabiat sanki İstanbul’u dünyanın payitahtı (başkenti) olmak üzere yaratmıştır.”

 

1556-1562 yılları arasında Kanuni Sultan Süleyman nezdinde Viyana Sefiri,

 Ogier Ghislain de Busbecq

 

“Ruy-i zeminde (yeryüzünde) ve zir-i felekte (gökyüzünün altında) elhalk memaliki dünyanın (dünya memeketlerinin) âbı ruyu (yüzsuyu) behişt (cennet) âbad ve cennetâsas ancak İstanbul’dur.”   

Şah Tahmasb’ın 1567 yılında İstanbul’a gönderdiği elçi,

Şahkulu Han

 

“İstanbul dünyaya hükmedecek, dünyayı idare edecek bir yerde kurulmuştur. Bu şehri görenler, dünyanın en güzel bir yeri olduğunda birleşirler.”

 

Fransız Doğu gezgini,

 Jean de Thevenot (1655)   

 

“İstanbul şehrine hükmeden bütün dünyanın hakiki hükümdarı olacaktır.”

 

Rus Çarı I. Petro (1672-1725)

 

“Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu.

İstanbul’a sahip olan bütün dünyaya hükmeder. Dünya tek bir devlet olsa idi, taht şehrinin İstanbul olması gerekirdi.”

 

Fransız asker ve devlet adamı,

 Napolean Bonaparte (1769-1821)

 

“Dünyaya son kere bakacaksın deseler bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim.

 İstanbul biricik ve kıyas kabul etmeyen bir şehirdir. Manzarasının güzelliği asla çizilemez.”

 

Fransız yazar, şair ve politikacı,

 Alphonse de Lamartine (1790-1869)

 

“İstanbul, Üsküdar, Kadıköy, Boğaziçi, Galata ve Beyoğlu’ndan oluşan büyük bir şehirdir.

Şehrin başlıca camileri, minareleri ve koruları ile denizden arz ettiği manzara hakkında bir fikir verebilmek hakikaten imkansızdır.

Limanın güzelliği ve genişliği, bir sahilden öbür sahile durmadan geçen kayıkların ve sandalların sayısı, Padişah’ın sarayı, bahçeleri, deniz kenarındaki köşkleri hakikaten görülecek şeylerdir.”

 

Venezuelalı General Francisco de Miranda (1780)

 

“İstanbul, uleması, kibarı bol, tâ fetihten beri bu hicri 1070 (M. 1659/60) tarihine varınca şol mertebe mamur ve âbadan olmuştur ki dünyayı dolaşan fertlerden bir ferd rûyi zeminde buna benzer bir şehir görmemiştir.

Târîh-i Gılmânî, Yazar Mehmed Halife (17. Yüzyıl)

 

“İstanbul güzeldir, fakat garabeti güzelliğinden fazladır. İnsan bu şehirde ne yapacağını şaşırır, arzular birbiri üstüne yığılır ve zaman kaçıp gider, insan hem bütün ömrünü İstanbul’da geçirmek ister, hem de çantalarını kaptığı gibi hemen ertesi gün bu şehirden uzaklaşmayı düşünür.

İstanbul, önünde şair ile arkeoloğun, diplomat ile tüccarın prenses ile gemicinin, Kuzeyli ve Güneylinin, hepsinin aynı hayranlık duygusuyla haykırdığı evrensel ve son derece büyük bir güzelliktir. Bütün dünya, bu kentin dünyanın en güzel yeri olduğu düşüncesindedir.”

 

İtalyan romancı, öykü yazarı ve şair,

Edmondo de Amicis (1874)

 

“İstanbul misilsiz ve benzersiz olup tavsif ve beyanında insan aklı âciz ve kısadır demişler, bir insanın ömrü böyle bir şehri bilip iz’an etmeye yetmez. Her ne kadar bir kimse bu şehri görüp anladım bildim dese namakul söyler, zira bilip anladığından bin mertebe ziyadedir. - Ki nazar fark edecek mertebeden âlâdır.”

Selânikî Mustafa Efendi Tarihi’nden

“Sanasın bağı cennettir Edirne, Bursa, İstanbul

Güzellerle müzeyyendir Edirne, Bursa, İstanbul

Bursa kaplıcasında Edirne Tunca nehrinde

İstanbul Kumkapı’nda deniz melekleri oynar”

 

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden

 

“Şehir Beyoğlu ve İstanbul kısımlarını ihtiva etmektedir. Boğaziçi suları Beyoğlu tepesinin etrafını kuşatmakta ve bu iki semt arasında Haliç isimli geniş bir koy yapmaktadır. İstanbul tarafı karakterli mimarisinin muhteşem manzarasıyla karşıda yükselmektedir.”

C. W. Vane (1841)

 

“Şu şehir eskiden beri Avrupa ile Asya’yı birleştiren tılsımlı ve adeta kutsal bir mühürdür. Dış görünüşü ile şüphesiz dünyanın en güzel şehridir.”

 

Fransız şair, yazar ve gezgin,

Gérard de Nerval (1851)

 

Yazımızı, adı oturduğum evin Divanyolu’ndaki bir caddesine verilen ve 1920 yılında İstanbul Şehri Fahri Hemşerisi unvanı takdim edilen Fransız romancı Pierre Loti (1850 - 1923) ile bitirelim:

 

“Ah İstanbul! Beni büyüleyen isimlerden en çok büyüleyeni yine sensin.”

* Bazı sözler Haluk Şehsuvaroğlu’nun Asırlar Boyu İstanbul adlı eserinden yararlanılarak aktarılmıştır.

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı