• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sema Özbay Akkoyun
Medine’den Mekke’ye…
02 Mayıs 2017 Salı
Sema Özbay Akkoyun | sema@34sanathaber.com



Mekke’ye gitmek üzere hazırlandığımız yağışlı bir Medine sabahı, oradan ayrılacağımız için çok üzgün,

Mekke’ye gideceğimiz için ise çok heyecanlıydık. Bu karmaşık duygular içinde havaalanına gitmeye hazırlanırken erkekler ihramları içersinde bir kat daha heyecanlıydılar. Peygamberimizin gece ve gündüz büyük zorluklarla bir haftada aldığı yol, bugün kara yoluyla ortalama 4-5 saatte alınıyor. Biz ise uçakla 40 dakikada Cidde Havaalanına vardık. Küçük ve daha sade olan Medine Havaalanı’nın aksine son derece modern ve büyük bir alana inen uçağımızda verilen anonslardan biri de hava sıcaklığının 27 derece olduğu idi.

Otobüsle yaklaşık bir saatte, 20 gün kalacağımız Mekke’ye vardık. Otelimiz Kabe’den 800 metre uzaklıktaydı. Medine ve Mekke’deki otellerimiz çok temiz ve kutsal noktalara çok yakındı. Kutsal yerlere yapılan seyahatlerde, bu iki unsurun çok önemli olduğunu anladım.

CİDDE; MEKKE’YE GİDEN HACILARIN KULLANDIĞI ŞEHİR…

Kendine has yapıları, gökdelenleri, Kızıldeniz’i ile bir liman şehri olan Cidde, gelişmiş bir Avrupa kentini anımsatıyordu. Cidde’deki bir günlük şehir turunda son derece temiz ve modern olan merkezlerden alışveriş etme fırsatı bulduk. Kumaşları ile ünlü olan Cidde’de gerçekten her zevke uygun kaliteli kumaşlar bulmak mümkün oldu. Alışveriş merkezine yakın şirin ve küçük bir mescitte öğle namazımızı kıldıktan sonra, Kızıldeniz’e doğru yol aldık. Sayfiye evlerinin olduğu bölgeye ilerlerken İstanbul’u ve Boğaziçi’ni ne kadar çok özlediğimi anladım. Kızıldeniz sahili boyunca, palmiyeler arasında yol alan otobüsümüzden, bahçe içindeki saray yavrusu evleri ve ilginç mimarisi ile küçük mescitleri seyretmek gerçekten çok hoştu. Hayli boş olan cadde de ilerlerken çevrenin ne kadar temiz ve bakımlı olduğu hemen göze çarpıyordu. Kızıldeniz üzerine inşa edilmiş olan Kızıldeniz Camii enteresan mimarisi ve konumu itibariyle gerçekten görülmeye değer bir yerdi. Rüzgarlı bir öğleden sonra Kızıldeniz’e bu kadar yakın olmanın tadını çıkarırken; ‘’Kızıldeniz’’ adını nereden aldığı konusunda kesin bilgi olmadığını öğrendim. Ama Kızıl nitelemesini, mercan resiflerinden ya da çevredeki tepelerin kırmızıya çalan renginden dolayı yakıştırılmış olabileceği tahmin ediliyor. ‘’Biz yavaş yavaş oradan ayrılmaya hazırlanırken Singapurlu Müslüman bir grup, bizim yerimizi çoktan almıştı bile…
MEKKE; MÜSLÜMANLARIN DİNSEL MERKEZİ…

Mekke, içinde Kabe’nin bulunduğu ve Hazreti Muhammed (S.A.V)’in doğup büyüdüğü Suudi Arabistan’da bir şehir. İslam’ın bu kutsal kenti, imkanları olan bütün Müslümanların hayatlarında bir defa ziyaret etmek zorunda oldukları tek hac yeri. Kızıldeniz ve Cidde’den 72 km. uzaklıkta olan Kent,

Uçsuz bucaksız dörtgen avlusuyla Mescid-i Haram’ın ve Hacer-ül Esved-i içeren Kabe’nin çevresinde düzenlenmiş.

24 saat ibadete açık, dünyadaki bütün Müslümanların buluşma yeri olan Kutsal Kabe ve Mescid-i Haram, çok mükemmel bir şekilde yenilenmiş olup hala bazı bölümlerinde tadilat devam ediyor.

Çok sıkı çalışan bir temizlik ekibi tarafından sürekli temizlenen yer, gizli kameralar ve mükemmel bir güvenlik ekibi tarafından akıl almaz bir şekilde korunuyor.

MESCİD-İ HARAM;

Mekke’de Kabe’nin çevresindeki büyük cami. Buraya Harem-i Şerif dendiği gibi yeryüzündeki en eski camii. Dört halife devrinden itibaren devamlı genişletilmiş ve Osmanlılar zamanında bugünkine en yakın şeklini almış. Dünyanın en çok cemaat alan camii Harem-i Şerif’te, Hac zamanı bir milyondan fazla Müslüman aynı anda namaz kılıyor.

SEYRETMEYE DOYAMADIĞIM GÜZELLER GÜZELİ KABE…

Kabe’yi ilk defa gördüğümde gerçekten çok heyecanlandım. Görülmeye değer güzeller güzeli yapı çok sade, çok özel ve çok güzel görünüyordu. Fotoğraflardan ve televizyondan izlediğimden daha farklı idi. Boyutlarının benim tahmin ettiğimden daha küçük olduğunu gördüm. Kabe’ye bu kadar yakın

olmanın ayrcalığını yaşarken, tavaf etmenin apayrı ve çok güzel bir duygu olduğunu da hissettim, yaşadım ve anladım.

Suudi Arabistan’ın Mekke  şehrindeki Harem’i Şerif Camii’nin ortasında bulunan bina, bütün Müslümanların Kıblesi. Müslümanların arasındaki manevi birliğin simgesi olan Kabe, ilk olarak Hz. Adem daha sonra Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yapılmış. Yeryüzünde Allah adına, Allah için dikilmiş tek yapı olan Kabe,  Allah’ın birliğinin sembolü. Buraya Beytullah (Allah’ın Evi) de denir.

Dört köşeli olup genişliği 10, uzunluğu 12, yüksekliği ise 15 metredir ve siyah bir taştan yapılmıştır.

Bütünü yere kadar uzanan, her santimetre karesinde Allah yazan bir örtü ile örtülüdür.

Beytullah’ın her köşesine bir rükun denir;

1.Rüknu Hacerü’l Esved, Kabe’nin kapısının bulunduğu duvarda yerden 1.5 metre yükseklikte olan

Siyah taş. 2. Rüknu İraki, 3. Rüknu Şami, 4. Rüknu Yemani’dir. Altın oluğun altındaki AY şeklindeki duvarla çevrili yere ise Hicri İsmail (Hatım) denir. Burası Beytullah’ın  içine dahil olup Hz.Hacer ile Hz. İsmail’in burada medfun oldukları rivayet edilir. Kabe, Hz. İbrahim’den itibaren birkaç defa yenilenmiş ve onarım görmüş. İslam döneminde birkaç kez iç savaşlar ya da doğal afetler sonucu yıkıldığından IV. Murad’ın görevlendirdiği mimar Rıdvan Ağa tarafından yapılmış.

MÜLTEZEME;

Hacerü’l Esved ile Beytullah’ın kapısının arasındaki mesafeye verilen isim. Bütün Peygamberler bu noktada dualarını yaparlarmış. Duaların kabul olacağı bu yerde, rivayete göre 20 bin melek,

Müminlerin duasına Amin demek için her an hazır bulunuyormuş.

HACERÜ’L-ESVED TAŞI;

Hz. İbrahim’in Beytullah’ı yaparken tavaf başlangıç işareti olmak üzere Hz. İsmail tarafından Cebeli Kubeys dağından getirildiği veya Cebrail tarafından ona verildiği bir taş. Bu taşı Peygamberimiz öpmüş olduğu için bugün Beytullah’ı tavaf eden hacılarda bu taşı öper ve selamlarlar.

MAKAM-I İBRAHİM;

Beytullah’ın kapısının hemen karşısında sarı muhafaza içinde Hz. İbrahim’in ayak izlerini taşıyan bir taş. Rivayete göre, Hz. İbrahim, Beytullah’ı yaparken iskele olarak kullandığı veya insanları hacca davet ederken üzerine çıkıp çağrı yaptığı mübarek taş.

ZEM ZEM KUYUSU;

Hz. İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail’i Allah’ın emri ile Filistin’den buraya getirerek bırakır ve geri döner. Hz. Hacer su aramak için Safa ile Merve vadisine çıkarak bakınırken bir ses duymuş, oğlu İsmail’in bulunduğu yere bakınca bir suyun aktığını görür ve koşar. Suyun etrafını çevirerek kuyu haline getirmiş. Daha sonra su durulup kuyu haline gelmiş. Burası için Hz. Cebrail’in ökçesiyle kazıp, suyun çıktığı rivayet edilir. Zemzem dünya sularının içinde  en mübarek su. Hangi niyetle içilirse, o niyet için şifa olur.

SAFA İLE MERVE;

Hz. Hacer oğlu İsmail’i bugünkü zemzem kuyusunun yanına bırakarak Safa ile  Merve tepeleri arasında su veya bir şey bulabilme ümidiyle 7 kere koşuştuğu vadi. Hac yapan hacılar bu tarihi olayı yad etmek için SA’Y yapmaktadırlar.

MESCİD-İ AİŞE;

Mekke’nin beş kilometre dışında bulunan Tenim denen yer. Buradan Hz. Aişe Umre yapmak üzere ihrama girdiğinden bu yerin üzerine bir cami yapılmış. Mescid-i Aişe veya Umre Mescid-i diye bilinen bu camiden UMRE ihramına girilerek Umre ibadeti başlıyor.

İhramlı olarak Mescid-i Aişe’ye giderek orada iki rekat namaz kılınıp umre yapmaya niyet ediliyor.

Daha sonra Kabe’ye gidilip tavaf ediliyor ve iki rekat tavaf namazı kılındıktan sonra Safa ile Merve tepeleri arasında Sa’y yapılıyor. Saçdan bir parça keserek ihramdan çıkılıyor. Ve böylelikle bir UMRE tamamlanmış oluyor.

SA’Y;

Kabe’nin yakınında bulunan Safa ile Merve tepeleri arasında gerçekleşiyor. Safa’dan Merve’ye dört, Merve’den Safa’ya üç gidiş bir SA’Y yapmak oluyor.

İHRAM;

Sözlük anlamı ‘’haram kılmak’’ olan ihramın dindeki anlamı, hacı ve umre adaylarının Mekke’ye belirli uzaklıktaki yerlerde dikişli elbiselerini çıkartıp, havlu ve peştamal denen iki parçadan ibaret dikişsiz beyaz elbiseler giymeleridir. Bu yalnız erkek adaylar için geçerlidir. İhrama giren kimse, normalde helal ve mübah olan bazı şeyler (Tırnak kesmek, traş olmak, cinsel ilişkide bulunmak, avlanmak gibi) geçici bir süre (ihramdan çıkana kadar) kendine haram kılar. Bu esnada hiçbir canlıya da zarar veremez, yeşil otları bile koparamaz.

Mekke dış seyahatlerimiz arasında; Sevr, Hira ve Arafat dağları da vardı. Bu dağlar çok önemli olaylara sahne oldukları için ziyaret ediliyorlar.

SEVR DAĞI;

Müşiklerin Peygamberimiz için aldıkları öldürme kararı üzerine Allah Peygamberi’ne Medine’ye hicret emri verdi. Bir gece Hz. Ebubekir’le birlikte Medine’ye hicret etmek üzere yola çıkarlar. Ve bu dağa sığınarak buradaki mağarada üç gün üç gece kalırlar. Müşriklerin şerrinden, Allah Peygamberi’ni korur. Mağaranın ağzı örümcek ağıyla örülür. Bir ağaç büyür dallarında güvercin yuva yaparak müşrikleri şaşırtır. Bir sabah oradan hareket ederek Medine’ye yol alırlar. Böylece Allah’ın Resulu’nu üç gün misafir eden Sevr Dağı, İslam’da tarihi özelliğini alır ve ziyaret edilir. 

HİRA DAĞI;

Ramazan ayında Peygamberimiz’in inzivaya çekildiği, Hz. Muhammed’e Peygamberliğin verildiği, Kuran’ın ilk ayetinin nazil olduğu, Cebrail’in tüm heyetiyle Resulullah’a göründüğü dağ. Bu dağın diğer adı ise; NUR Dağıdır. Bu dağda çok önemli olaylara sahne olduğu için ziyaret edimektedir.

ARAFAT DAĞI;

Bildiğimiz gibi Hz. Adem ile Hz. Havva men edilen meyveyi yedikleri için cennetten kovulur. Ve Allah onları ayırır. 3 bin sene Allah’a dua ettikten sonra duaları kabul olur ve Arafat dağında buluşurlar. Ayrıca Arafat, Kuran-ı Kerim’in son ayetinin veda haccında nazil olduğu, Nemire Mescidi’nin bulunduğu, hac vakfesinin de yapıldığı yerin ve dağın adıdır.

 

Yazımı yağmurlu bir Mekke akşamında tamamlarken, değişik ülkelerden gelen Müslümanlarla Medine ve Mekke’nin kalbimde apayrı bir yeri ve önemi olduğunu anladım. Ben şahsen bütün Müslümanların hem zihnen hem de bedenen kendini yenilemeleri gerektiğine inanıyor ve o zevki tatmaları için buralara ziyarete gelmelerini öneriyorum…

 

 

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı