• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Demir
Azıcık Kanım Kaynamıştı. Geberdi Gitti.. Mezarına..!
01 Nisan 2016 Cuma
Hüseyin Demir | huseyindemir.44@hotmail.com

Gözkapaklarının altında derin bir acı saklardı hep.

Bir ben şahittim. Bir de gizli gizli ağlarken, ani baskınlarımda görmeyim diye hızla sildiği beyaz “tülbendi”!

Kimseler bilsin istemezdi... Zaten herkesin hikayesi kendine fazlaydı. 

Arada bir güldüğünde yüzünün tüm güzelliği ortaya çıkar, yanakları kızarır, gözlerinden beyaz bir ışık parlardı.

Kısa sürerdi gülmeleri. Hüzün gelir konardı hemen gözkapaklarının üstüne.

Gülmek ayıp, ağlamak sınırsızdı.

En çok bana düşkündü. Ya da ben öyle sanırdım. Benim sözümü dinler, bana danışırdı genelde. 

Yanında en çok ben kalmıştım, biraz da ondandı sanırım. Devrimcilik yıllarıydı. Derdi yetmez gibi benim yüzümden bir de “devrimci anne” olmayı üstlenmişti zorunlu olarak.

Az gidip gelmedi, Malatya- Elâzığ hapishanelerine…

 

Her gelişinde, gözlerindeki ışık tüm cezaevini aydınlatırdı. Giderken karanlıkta kalmayalım diye ışığı bize bırakır, gözkapaklarındaki yaşı kendine saklardı da öyle giderdi.

Bilirdim çok ağladığını, getirdiklerini koğuş arkadaşlarımla paylaşırken, göğsümün üstünde duran sızıdan..

Herkesin “Gülüş ablasıydı O”!

İsmine ihanet eder gibi bir kaderle, benim “Gülüşmeyen Anam”…

 

*******
Hikayesini kimseye anlatmazdı. Ben sağdan soldan bir şeyler duyuyordum ama fena ketumdu.

Ölmeden bir yıl önce yine köydeyiz. 

Babamı hep sevgisiz anlatırdı. Ben yine takıldım ama bu sefer ısrarlıyım.

“Beş tane çocuk yapmışsın, arada kim bilir kaç tane oldu yaşamadı... Hiç mi sevmedin?” “Sevmişimdir” dedi. Arkası gelmedi. Hemen ustalıkla cevabı değiştirdi her seferinde olduğu gibi. “Ben ölürsem, beni asla bu köye gömmeyin. Babandan uzak rahat yatayım…” Gülüştük…

 

*****
Babamla ilgili hiçbir anım yok. Dedemi daha çok hatırlıyorum. Ben çok küçükken, dedemden önce vefat etmiş babam. 

Anama sorardım arada. Aldığım cevaplar hep aynı olurdu. Hep sert ve öfkeli cevaplar verirdi.

Bazen babama mı, kendi kaderine mi kızardı. Küfrederdi anlamazdım.

 

*****
Annem karşı Güzelyurt köyünde 15'inde bir “çocuk kız, haliyle gelinlik kız…”

Dedemle (annemin babası) babam ilçedeki hapishanede önceden tanışık olmanın avantajıyla kısa zamanda muhabbeti ilerletiyorlar. 

O dönemler en iyi hapishane en yakın olanı. Gidip gelmek erzak taşımak zor haliyle.

Afyon işi haşhaş, kaçakçılık, iyi paralı bir iş. Zaten babam müdavim… Hapishanelerle tanışık. Bazen kayıp oluyor, en az 6 ay… İçerde. İyi içen, içince iyi dağıtan sonra hapishanede ayıkan biri babam…

Dışardan jandarma yardımıyla getirilen boğma rakı muhabbetleri, içerde de devam ediyor.

O sıralar babamın ilk hanımı vefat etmiş…

Gel zaman git zaman yine öyle kaçak içki muhabbetinin birinde,

“Mustafa" der dedem; senin bu çocuklar perişan, benim evde bir kız var sana vereyim çocuklara baksın, perişan olmasınlar…”

Anam, 15-16 yaşlarında…

"Olur mu, olmaz mı…? Nasıl yapacağız?" derken kısa bir süre sonra çıkarlar hapishaneden.

 

Babamla anam arasında yaş farkı var. Kabul etmez diye amcamı gösterirler.

En küçük amcam, o yıl öğretmen olmuş. Genç, yakışıklı…

Zaten öğretmen deyince, köylük yerde beğenmemek olur mu?

Uzaktan gösteriyorlar. Anam olur diyor…

Düğün dernek kuruluyor. Alıyorlar kızı “Güzelyurt”dan, getiriyorlar babamın köyüne.

Akşama doğru davul susuyor.

Kalabalık yavaş yavaş dağılıyor.

“Herkes evine çekildi. Ben camda gördüğüm o çocuğu bekliyorum. O esnada evde köşede “pirihtiyar” biri oturuyor. Birazdan kalkar gider herhal diyorum.”

Gitmiyor.

Zaman ilerliyor… Gitmiyor.

Işıklar sönüyor. Artık geceyle gündüzün farkı yok. Gece kara, gündüz kara...

Artık "Karadere” hep kara

 

*****
Sabah da ilk hanımından olma 3 çocukla da tanıştırıyorlar… En büyüğü ile yaş farkı 8.

Oluyorlar 4 çocuk.

 

****** 
Sevdiği var geldiği köyde. “Birkaç kez kaçmayı denedim. Gidiyordum köyün çıkışına kadar ama yapamıyordum. Evdeki çocuklara o kadar bağlanmışım ki koyupta gidemiyordum.”

 

Ne olduğunu anlamadan beşinci çocuğu alıyor kucağına…

Babam pek gözükmese de ortalıklarda, evin direği yine de. Derken bir gün kötü haber geliyor ve babam beyin kanamasından vefat ediyor.

Anam otuz yaşında. Kucağında beşinci çocuk, üç de geldiği gün peşin tutuşturulmuş eline.

Kendi dahil dokuz çocuk…

 

*****
Bir başına, kadın başına başlıyor kaldığı yerden hayata. İlk zamanlarda konu-komşu yardım ediyor ama çabuk kesiliyor ardı. Zaten yokluk-yoksulluk herkese eşit paylaştırılmış.

 

Nereden ele geçirdiğini kendi de bilmiyor. Kollu dikiş makinesinin başına geçiyor.

Köylülerin, yırtığını, yamasını tamir etmekle başlıyor işe. Elbise, fistan, şalvar ile devam ediyor.

Para verenden para, yumurta verenden yumurta, süt, yoğurt, gayri Allah ne verdi ise…

Kötü kaderini tamir edercesine, dikiyor biçiyor mahallenin “ Gülüş ablası…”

Yıllar geçiyor, torunlar çoğalıyor.

Çıkmıyor dışarı. En rahat ettiği yer köyü ve önünde ekip biçtiği küçücük bahçesi.

Anılarını ekiyor her baharda. Kökleri toprakta kalmak kaydı ile sonbaharda topluyor.

 

*****
Hastalığı iyice ilerlemişti. Nöbetleşe kalıyorduk yanında. Nöbetin benim olduğu akşamın birinde ben sormadan kendi anlattı sır gibi sakladığı hikayesini. Kendine ağır gelmişti sanırım yıllardır taşımak. Bana yükledi. 

Onu en iyi benim anlayacağımı bilirdi. Anlamlı ve aynı özenle…

Zorlanıyordu hatırlamakta ama bazı yerleri bugünkü gibi aklındaydı. En çok canını acıtan şey, en iyi hatırladığı şeydi.

Zulüm etmemişti babam hiç ama yine de çok yaralamıştı.

“Sevmişimdir.” dedi, “Son zamanlarda azıcık kanım kaynamıştı ama geberdi gitti, mezarına bok…”

 

*****
“Haber edin hepsi gelsin” demiş. Toplandık başında. 

“Köye babamın yanına gömülmeme” isteğini tekrarladı.

Kucağımda can verdi.

İsteğini yaptık.

Malatya’da şimdi kabri. Başucunda 80 yıllık yazılmamış hikayesiyle…

Hikaye için sevgili ağabeyim “Orhan Bayram”a çok teşekkür ediyorum. Kahkahalarınlarının altında derin bir acı saklardı hep.

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı