• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sami Bayram Dörtbudak
Ayrılmaz İki Şehir: İstanbul ve Bosna
09 Mart 2016 Çarşamba
Sami Bayram Dörtbudak | sami@34sanathaber.com

Osmanlı İmparatorluğu’nun 7’nci padişahı Fatih Sultan Mehmet 1453’te İstanbul’u fethetti. 1454-1457 yılları arasında Macarlarla iş birliği yaparak düşmanlığını gösteren Sırbistan’a sefer düzenledi.

1463 yılında Bosna’ya yapılan sefere Fatih Sultan Mehmet bizzat kumanda etti. Bosna Kralı, savunma amacıyla önce Yaytse daha sonra Klyuç Kalesi'ne çekildi ama sonunda teslim olmak zorunda kaldı.

Fatih ve İnsan Hakları

Fatih Sultan Mehmet’in gittiği en batı nokta olan Bosna civarında fetihten sonra Fransiskelere başta yaşama hakkı olmak üzere, temel hak ve hürriyetler bir fermanla tanındı. Fatih tarafından Fransız İhtilali’nden 326 yıl önce, İnsan Hakları Beyannamesi’nden de 485 yıl önce verilen bu haklar çok anlamlıydı. Fatih’in fethettiği Bosna’da sadece haklar verilmesi ile kalınmadı; ülkeye, köprü yapıldı, kiliseye yardım edildi.

 

Fatih’in Evlatları

O dönemde Bosna Hersek, Ortaçağ'da Bulgaristan'da ortaya çıkıp Avrupa’nın pek çok ülkesinde insan kitlelerini etkilemiş bir dini Akım olan Bogomilizm inancının kalesiydi. Bosna’daki Boşnaklarının dinî lideri Fatih’ten İslâm dinini papazlara anlatılarak öğretilmesini talep etti. Bu yolla dini öğrenen papazlar da İslâmı halka tanıttı. Halk, İslâmiyeti kabul etti. Bogomilciler Osmanlı fethi sonrasında kitleler halinde, İslam dinine geçti. Fatih Sultan Mehmet büyük bir yemek düzenledi. O yemekte Boşnaklar toplu olarak İslâm dinine girdi. Fatih de orada Müslüman olan Boşnakları evlatları olarak kabul ettiğini ilân etti. O günden sonra Boşnaklar “Evlat-ı Fatihan” yani “Fatih’in Evlatları” olarak anılır.

 

Geçmişte bu yaşananlardan ötürü Bosna’yı dünyada gördüğüm, tanıdığım yerlerden farklı severim. Ayrıca ailemin bir kısmının Bosna’dan gelerek Karamürsel’e yerleşmesi de bu ülkeyle olan sıcak bağımı artırır.

 

Belki de bu nedenle bugüne kadar Bosna Hersek’in başkenti Saray Bosna’ya 20 kez gittim. Gene de gitmek isterim. Gitmeye doyamadığım Bosna’da beni kendisine çeken sadece geçmiş ya da aile bağları değildir.

 

Beni etkileyen faktörlerden biri de bugün o topraklarda yaşanan ve zulme başkaldıran halkın inançlı yüreği, geçtiğim her yerde rastladığım Osmanlı’nın ayak izi, kulağıma tanıdık gelen Türk tınılarının tazeliği ve ortak damak tadı…

 

Bu bağlar sadece beni değil aynı zamanda İstanbul’u da Bosna’ya bağlar. Hatta daha fazlasıyla… Fatih Sultan Mehmet’in ilgisinin hatırına… Fatih’in Evlatları’nın hatırına… Bu şanlı geçmişi kim unutabilir ki…

 

Koru ve kolla, yaşa ve yaşat

Birlikte yaşama kültürünü el üstünde tutan Osmanlı, tarihindeki hoşgörü ve adalet örneklerini sadece Bosna’da değil, gittiği her yerde sergilemiştir. Osmanlıyı Avrupa içlerine kadar götüren güç sadece askerî kudretle sınırlı değildir. Bir kültür ve yönetim üstünlüğüdür. Hakim olduğumuz her coğrafyada “Koru ve kolla, yaşa ve yaşat” ilkesi uygulanmıştır. Feodal düzeni parçalayan, mülkiyet kavramını değiştiren Osmanlı’nın kendine has sisteminin sunduğu adil ve insanca yaşamak hakkı her iklimde kabul görmüştür.

 

Mezar taşlarındaki Ay-Yıldız

Bu anlayışla kültürünü zenginleştirdiğimiz Bosna’da, Fatih’ten yüzlerce yıl sonra Sırplarca bombalan ilk binanın bir kütüphane olması manidardır. Bu saldırıda yüz binlerce kitap telef olmuştur. Savaş süresince yüz binlerce kişi şehit düşmüştür. Bu kargaşada bile Bosna mezar taşlarının çoğunda ay-yıldız figürüne yer vererek Anadolu’ya manevî bir mesaj göndermektedir.

 

Bosna’nın aşağısı İstanbul

Çünkü İstanbul ve Bosna ayrılmaz iki şehirdir. İstanbul kültürü ve Bosna kültürü birbirine yakındır. Onlar Fatih’in fethettiği o günden beri kardeştirler. O tarihten beri Bosna Hersek’ten İstanbul’da geldiklerini ifade etmek için “Aşağıdan geldik” İstanbul’a gittiklerini belirtmek için de “Aşağıya gittik” şeklinde konuşulur. Boşnakça’da bugün “Otur, terzihane, aşçı, hamam, kahve ve kahvehane” gibi Osmanlıcadan kalan Türkçe kelimeler kullanılır. Halen “Kelle-paça, soğan dolması” isimleriyle anılan Türk yemekleri yapılır. Bazı kelimeleri o kadar kanıksamışlardır ki bugün hâlâ Türkçe olduğunu bilmeden “Sabah şerifleriniz hayırlı ola” bile denir.

 

Sonra 1890’larda Türkiye’ye gelen Boşnaklar kendi kültürlerini buraya taşıdılar. Dil, karakter, yemek ve gelenekleri ile onlar da Türkiye’ye bir zenginlik kattı. Böylelikle 500 yüzyıllık kardeşlik karşılıklı bir kültür alışverişine dönüştü.

 

İstanbul’dan Bosna’ya her gidişimde Fatih’in üzerine titizlikle eğildiği bu iki atmosfere tekrar bakarım. İstanbul’un konumu beni nasıl mutlu ediyorsa, Bosna’nın bugününe de bir o kadar üzülürüm. Ama sağlam temeli olan toplumların kendilerini her şartta tutacağını bildiğimden umudumu daima korurum.

 

Bosna’ya gidişlerimde beni yalnız bırakmayan ve o topraklarda aynı duygularda buluştuğum arkadaşım Nevzat Akkuş’u da bu vesile ile rahmetle anıyorum. 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı