• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Aysun Paşahan
Yıllar yıllar önce İstanbul’da kadın olmak
08 Mart 2016 Salı
Aysun Paşahan | aysun@34sanathaber.com

100 yılı aşkın sene öncesinde kadınlar seslerini nasıl duyurmuşlar? “19. yüzyılda İstanbul’da kadınlar ne âlemdeydi?” diye merak ediyorsanız devrin kadınlarının en içten hisleriyle kaleme alıp gazetelere yolladıkları mektuplara bir göz atalım.

1908’de ilan edilmesiyle başlayan II. Meşrutiyet döneminde Batı’nın etkisiyle vukû bulan kadın meselesi, Türk aydınının edebî eserlerde işlemesinden sonra gazete ve dergilerde yerini almıştır. Tazimat Fermanı’nda kadınlara dair özel düzenlemeler olmasa da getirdiği yenilik kapsamında Sultan Abdülhamit ve II. Meşrutiyet dönemlerinde gelişme gösteren bu faaliyet, erkekler veya bizzat kadınların doğrudan kadınlarla ilgili gazete ve dergi çıkarmalarıyla olumlu bir şeklide devam etmiştir. Bu devirde, tamamıyla kadınların yazılarına yer veren gazetelerin temel gayesi, Türk kadınını eğitmeye, seviyesini yükseltmeye ve devrin idaresine ters düşmeyecek şekilde kadın haklarını savunmaya yöneliktir. Bir başka deyişle, Tanzimat’a kadar karanlık bir devir yaşayan Osmanlı kadını yenilik hareketlerinden etkilenip değişime paralel olarak varlığın göstermeye başlayacaktır. Kadına veraset hakkının tanındığı ve cariyeliğin kaldırıldığı Tanzimat döneminde, ilk kadın gazeteleri çıkmış ve özgürlük rüzgârlarının estiği Meşrutiyet döneminde ise kadınların haklarını savunan ve eğitime önem veren yayınların sayısında artış olmuştur.

En uzun soluklu kadın gazetesi: Hanımlara Mahsus Gazete



1869’dan 1928 harf devrimine kadar eski harflerle yayınlanmış aile ve kadına yönelik pek çok gazete ve dergi yayınlanmıştır. Hanımlara Mahsus Gazete ise dönemin kadınlara yönelik yayınları içerisinde en uzun soluklu olanıdır. İstanbul’da resimli olarak Sirkeci’de tramvay caddesinde Avrupa Oteli karışında bir dairede çıkarılan gazete, 1 Eylül 1895 -25 Haziran 1908 tarihleri arasında 612 sayı olarak neşredildi. İmtiyaz sahibi İbnü’l- Hakkı Mehmed Tahir, müdiresi ise Mehmed Tahir’in eşi Şadiye Hanım’dır. Devletin ve toplumun gelecekte sağlıklı ve güçlü bir yapıya kavuşmasında kadının nesil yetiştirmesindeki rolünü katî suretle yadsımayan gazete, ailenin temeli olan kadının her konuda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerektiğini ve ayrıca çocuk terbiyesinin önemini vurgulayan bir yayın politikasına sahiptir. Tarihçi Cevdet Paşa’nın kızları Fatma Aliye ve Emine Semiye başta olmak üzere gazetenin yazarları, çoğu iyi bir eğitim görmüş, yabancı dil bilen ve dönemin aydın ve bürokrat ailelerin kızları veya eşleri olan entelektüel hanımlardır.

İstanbul’dan ve muhtelif ilçelerden gelen kadın mektupları



Gazetenin en önemli özelliklerinden biri okur mektuplarına yer vermesidir. Devrin kadınlarının seslerini duyurmak amacıyla gazetenin idarehanesine gönderdikleri mektupların çoğu İstanbul’dan ve muhtelif illerinden yollanılmıştır. Bu okur mektupları, gazetede aile, evlilik, çocuk terbiyesi, kadın hakları, genç kızların tahsili, ev idaresi, ahlak ve moda gibi konularda çıkan yazılar gibi devrin kadınlarının görüş ve düşüncelerine tanıklık eden kaynaklar olması bakımından oldukça önemlidir.  Gazetenin ilk 200 sayılarında yer alan mektuplar, genellikle gazetenin çıkmasını sevinçle ve memnuniyetle karşılayan okurların teşekkür mahiyetindedir.

200 ve 400. sayılarda yer alan eğitimle ilgili mektuplarda; Binnaz Hanım gibi öğretmenlik yapan kadınların toplumda saygın bir mesleğe sahip olduğuna, “Bedreka-i İrfan” adlı bir inas mektebinin açılış töreninde piyano eşliğinde padişaha ait marşın çalınarak sosyal hayattaki modernleşmenin bir göstergesinin yaşandığına, okulların müfredatına baktığımızda kız öğrencilerin tarih, coğrafya, Arapça, Lisan-i Osmani, hesap derslerinin yanı sıra ev idaresi, el işleri ve biçki dikiş gibi derslerinden de sorumlu olduklarını ve bu derslerden üstün başarı gösterdiklerine tanık oluyoruz. Ayrıca Müslüman kızların Anata Hanım gibi gayrimüslim bir hoca tarafından kendi gelenek ve göreneklerine göre terbiye edilmesi ve eğitim görmesi ve ailelerin kızlarına verilen eğitimden dolayı memnun olduklarını görüyoruz. Diğer bir mektupta ise kadının eğitim görmesi veya meslek sahibi olması onun aslî yükümlülüklerini ihmal edeceği anlamına gelmeyeceği dile getiriliyor. İşin ilginç yanı, günümüz kadınları için de bu konu hâlâ güncelliğini korumaktadır.

O dönem, kadına ev içinde iyi bir anne ve iyi bir eş olma misyonun yanında dışarıda da gerek ailesine gerekse ülkesine katkıda bulunacak çalışma imkânı sunulur. Sosyal ve ekonomik hayat içerikli kadın mektuplarında ise, bu yeni anlayışı uygulamakta ve uyum sağlamada bazı pürüzler çıkabildiğini görürüz. A. Rasime adlı İstanbullu bir kadın okuyucu tarafından gönderilen bir mektupta; Hatice ve Seniha Hanım’ın “Kadınların iş zamanı dışında sokağa çıkmaları caiz olmadığı hükmüne” karşı görüşlerini “Pekala! Kadınlar kışın ne yapacaklardır? Bu mevsimde elbette kıra çıkılmaz; eğer işleri, yani bundan maksudunuz olduğu anlaşılan havâyic beytiye tedâriki yolunda işleri de olmazsa sokağa çıkmayacaklar mı?” şekilde belirtip sağlık açısından kadınların en az erkekler kadar dışarı çıkmaya hakları olduğunu ve ev içinde kalmanın veya gizliliğin iffet ve edep ile ilgili olmadığının ve erkekler ve kadınlar için ayrı mesire yerlerinin olması takdirinde ahlaksızlıkların daha çok artacağı vurgulanılıyor. Diğer taraftan gazeteye mesire yerleri hakkında bilgi veren İsmet Fahriye Hanım da işinin bu olduğunu ve bu yüzden dışarı çıktığı için onu ayıplamamaları gerektiğini dile getiriyor mektubunda. 

Kadınların iktisadi alanda gösterdiği başarının en güzel örneğini ise R. Şefika Hanım’ın gönderdiği mektuptan öğreniyoruz. Mektupta halı ve seccade dokuyan ve imal eden bir imalathanenin İstanbul’daki halıcılık sanatını ne denli geliştirildiğinden söz edilir. 65 fakir kızı meslek sahibi yapan bu işletmede, Müslüman ve gayrimüslim kızların bir arada çalıştığını görürüz. Dahası Şefika Hanım, kaliteli ve ucuz yerli mal yerine ve pahalı yabancı mal kullanmanın mantıklı olmadığını ifade ediyor. Ne yazık ki bu mantıksızlık günümüzde de yaşanmaya devam ediyor. Bunun dışında kadınların birbirini alışveriş konusunda tavsiye veya uyarıcı bir mahiyet taşıyan mektuplar da kalem aldıklarına tanık oluyoruz.

Bir kızın, kadın dünyasında ahlak faziletlerine bağlı kalarak örnek olabilecek meslek ve terbiye konusundaki fikirlerini sorduğu Adalet Hanım’ın ona cevaben yazdığı mektupta açıkça görülüyor ki bizdeki erkek kadın eşitliği Avrupa’daki gibi değildir ve olmamalıdır da. Erkek ve kadının eşit veya birbirinden üstün değildir. Her ikisinin de vazifeleri farklıdır. Erkek ülkenin ve ailenin saadeti ve geleceği için onu korumak ve çalışmakla yükümlüdür. Kadın ise erkeklerin sıkıntılı ve müşkül zamanlarında onlara destek olmalı ümitsiz olduklarında teselli edip yaşama sevinçlerini ve cesaretlerini attırmalıdır. Mektubunda  “Analık”ın kutsal ve doğuştan bir vasıf olduğuna değinen Adalet Hanım, erkekler gibi çalışmaya ve onlarla eşit haklara sahip olduklarını iddia etseler de bir kadın anne olduktan sonra bunların hiçbir değerinin kalmadığına dikkat çekiyor. Batılı kadını yanlış algılayıp şekilcilikte taklit eden Türk kadının o günkü panoramasını göstermesi bakımından önemine değinen mektupta, Türk ve Müslüman kadınların her şeyden önce evlatlarını ahiret dünyasına hazırladıklarından dindar olmaları ve kendilerine ismini, malını, ruhunu veren ve evlatlarını dünya yolunu gösteren eşlerine karşı her zaman anlayış ve sevgiyle yaklaşmaları gerektiği vurgulanılır.  

Ben de bu yazı vesilesiyle tüm kadınlarımızın “8 Mart Kadınlar Günü”nü kutlar, fiziksel ve psikolojik şiddetten uzak, başarılı ve saygın bir şekilde yaşamasını ve yaşatılmasını dilerim.

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı