• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Mehmet Fatih Fidanboy
Santorini
24 Şubat 2016 Çarşamba
Mehmet Fatih Fidanboy | fatihfidanboy@outlook.com



Atina'da ki bugünkü planımız metroyla Pire’ye gitmek, akşam saatlerine kadar orada oyalanıp feribotumuza binip Santorini’ye doğru yola çıkmak. Otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra, çantalarımızı da sırtlarımıza yükleyip metroya gidiyoruz. Ama metronun giriş kapısı kapalı ve üzerinde bir pankartta Yunanca bir şeyler yazıyor. Ne olduğunu düşünürken oradaki bir adam “grev olduğu için metro 24 saat boyunca çalışmayacak” diyor. Pire’ye başka türlü nasıl gideceğimizi bilmiyoruz, metro dışında bir vasıtaya da çalışmadığımızdan bir süre ortada öylece kalakalıyoruz.

Arkadaşım Fatih’e, “birisine Pire’ye nasıl gideceğimizi soralım” diyorum. “Yok, ben telefonumdaki GPS’le bulurum” diyor ve saatlerce sırtımızda çantalarla bizi oradan oraya dolaştırıp duruyor. Artık ben daha fazla dayanamayıp, köşe başında duran bir adama soruyorum. Bize otobüs duraklarını tarif edip, hangi numaraya bineceğimizi söylüyor. Bir süre otobüsümüzün gelmesini bekliyoruz ama fazla sürmüyor gelmesi. Otobüs, ara sokaklardan gidiyor. Buralar sanırım Selanik’e gelen mültecilerin yaşadıkları yerler. Her yerde genellikle Afrikalılar ve Araplar var. Dükkanların çoğunun isimleri bile Arapça.

Yaklaşık bir buçuk saat sonra Pire’ye varıyoruz. Otobüs bizi bir yokuşun başında bırakıyor. Sahil biraz uzak gözüküyor ama Gönül’ün itirazlarına rağmen taksiye binmeyip yürüyelim diyoruz. Sırt çantalarıyla bu sıcakta yürümek zor ve Gönül yol boyunca şikayet edip duruyor. Feribot biletlerimizi Fatih internetten aldığı için, feribotun acentesine uğrayıp biletlerimizi onaylatmamız gerekiyor. Fazla aramadan bu sefer acenteyi buluyoruz ve burada bizi hiçte hoş olmayan bir sürpriz bekliyor. Grev nedeniyle feribotumuz akşam yerine ertesi sabaha ertelenmiş. Bize yapabilecek bir şeylerinin olmadığını ve sabah feribotumuzun hareket edeceğini söylüyorlar. İtiraz ediyoruz falan ama bir işe yaramıyor. Gönül bu işe çok sinirleniyor, bize ağzına geleni söylemeye başlıyor. Sanki grevi biz yapmışız gibi bize söylenip duruyor. Bir anda hepimizin morali bozuluyor.



Bir kafede oturup, sakin kafayla ne yapacağımızı düşünüp tartışıyoruz. Mecburen geceyi burada geçirmek zorundayız. Hemen cep telefonumdan yakındaki otellere bakıyorum. Gönül’ü orada bırakıp Fatih’le birlikte bulduğumuz otelleri geziyoruz. Bir tanesi hem fiyat hem de temizlik bakımından aklımıza yatıyor ve orada kalmaya karar veriyoruz. Otelimize yerleştikten sonra biraz dolaşalım diyoruz. Ben daha önceden Pire’ye geldiğimden gezilecek yerleri az çok biliyorum. Bir taksiye atlayıp Mikro Limani’ye gidiyoruz. Burası sahilde kurulmuş, restoranlarıyla ünlü bir yer. Akşam yemeğimizi deniz kenarında çok güzel bir restoranda yiyoruz. Her çeşit balıktan oluşan bir menü ve içkiler dahil gerçekten çok uygun bir hesap geliyor. Gönül, feribot olayında bize haksız yere bir sürü laf söylediği için biraz vicdan azabı duymuş olmalı ki hesabı o ödüyor. Biz de hiç itiraz etmiyoruz.

Sabah erken saatlerde feribotumuz kalkacak, bu yüzden geceyi bitirip otelimize dönüyoruz ama uyumak ne mümkün sabaha kadar yüzlerce sivrisinek tarafından işgal ediliyoruz. Sabah karanlığında feribotumuza biniyoruz. Feribot, bir Aşk gemisi olmasa da çok büyük... Biletlerimiz numaralı ama yarısından fazlası boş olduğundan istediğimiz yerlere oturuyoruz hatta yatıyoruz. Dinlenerek geçen yolculuğumuzun sonunda akşam üzeri Santorini’ye varıyoruz. Santorini limanı yerleşim bölgesinden farklı bir yerde. Santorini zaten volkanik bir ada olmasından dolayı daha çok kayalıklardan meydana geliyor ve pek yeşil bir bitki örtüsü de yok. Kalacağımız otelin bizi servisle limandan alması gerekiyor ama ortada servis falan göremiyoruz. Oteli arayıp servisi soruyorum, 10 dakika içinde limanda olacağını söylüyor. Sonunda kazasız belasız otelimize varıyoruz, aslında otel-pansiyon arasında bir yer burası. Havuzu da var ve oldukça ferah. Otelimize yerleştikten sonra keşif turuna çıkıyoruz. Adanın merkezi zaten çok büyük değil, kısa sürede her yeri dolaşıyoruz. Otelimize yakın, Carrefour var ve oraya uğrayıp market alışverişi yapıyoruz. Artık Yunan yemeklerinden sıkıldık, peynir, domates, biber ve birkaç çeşit meze alıp akşam yemeğimizi böyle geçiştireceğiz.

Yemeğimizi yedikten sonra, Santorini gecelerinin nasıl olduğuna bakmaya çıkıyoruz. Burası gerçekten de tam turistik bir ada. Her şey çok pahalı.. Genelde zengin turistlere hitap ediyor. 5 yıldızlı oteller, süper lüks gece kulüpleri ve çok pahalı olan hediyelik eşya satan dükkanlar. Biz de bunlara yalnızca bakmakla yetiniyoruz. Akşamı, üzüm bağlarının sardığı bir bahçede bulunan enfes bir kafede bitiriyoruz.

Sabah, çokta erken kalkmıyoruz. Dışarıda Gönül’ün bize seslendiğini duyuyoruz ama Fatih’le tembel günümüzdeyiz. Meğerse Gönül, ekmek almamız için bizei seslemiş ama biz aldırış etmeyince kendisi gidip almış ama dönerken ayağı kaymış ve feci şekilde düşmüş. Onu yerden kalkmasına çok yakışıklı bir Yunanlı yardımcı olmuş. Kahvaltı yaparken Gönül sabah başından geçenleri anlatıyor. Kahvaltı sonrası, biz Fatih’le birlikte adanın daha arka taraflarını dolaşalım diyoruz. Gönül bizimle gelmiyor. Santorini’de katırlarla inilen bir yol var ve bu yol denize kadar gidiyor. Dar ve dolambaçlı bir yol. Fatih, “hadi bizde gidelim” diyor. Katırların arasından aşağı doğru biraz yürüyorum ama katırlar bana ters ters bakınca korkup geri dönüyorum. Fatih, aşağı kadar iniyor.

Adanın merkezinde denize girilecek bir yer yok. Aslında deniz seviyesinden de bir hayli yukardayız. Denize girmek için otobüslerle 30 dakika kadar gitmek gerekiyor. Fatih “buraya kadar gelmişken denize de girelim” diyor ve bir otobüsle en yakındaki sahile gidiyoruz. Sahil boş, bizden başka bir kaç kişi daha var. Biraz sahildeki kafede oturuyoruz daha sonra küçük bir iskeleden kalkan ufak bir motora binip yakındaki bir koya gidiyoruz. Koy çok küçük olmasına rağmen insan kaynıyor. Gönül, motorla geri dönüyor ama biz Fatih’le biraz burada denize girmeye karar veriyoruz. Bir kaç saat denize girip güneşleniyoruz ama burası bize de çok kalabalık, durağan geliyor ve geri dönüyoruz.

Niyetimiz buradan Mykonosa geçmek ama konuştuğumuz acentadan bunun imkansız olduğunu öğreniyoruz. Mykonos’a gitmek için, tekrar Pire’ye gidip oradan geçmemiz gerekiyormuş. Biz de artık Türkiye’ye dönmeye karar veriyoruz. Kos adasına gidip, oradan Bodrum’a geçeceğiz. Ama Kos adasına feribotun 2 gün sonra olduğunu öğreniyoruz. Yapacağımız bir şey yok, 2 gün daha buradayız. Kaldığımız otelde yer olmadığından, yakındaki başka bir otele geçiyoruz. Santoroni’de artık yapacak bir şeyimiz kalmadı. Hep aynı şeyler, hep aynı yerler. Belki de adadaki tek güzel şey ise gün batımı ve insan bunu seyretmeye doyamıyor.



Neyse ki, dönüş günümüz geliyor. Akşam üzeri yine büyük bir feribota binip yola çıkıyoruz. Yolcu salonunda koltukların üzerine uzanıp Kos’a varıncaya kadar uyuyoruz. Sabah çok erken saatlerde Kos adasına varıyoruz. Hava daha karanlık, biz Gönül’le bir masaya kafalarımızı koyup biraz kestiriyoruz. Fatih’te bir bankın üzerine uzanıp uyuyor. Hava aydınlanınca oradan ayrılıp biraz etrafı dolaşıyoruz. Burası güzel bir adaya benziyor. Sahildeki Harem adında bir kafeye oturuyoruz. Yerlerde minderler var. Biz iki Fatih burada da minderlere uzanıp uyumaya devam ediyoruz. Sanırım dokuz günlük tatil bize biraz fazla geldiğinden fazla bir şey yapmadan Bodrum feribotumuzun kalkış saatine kadar zaman geçiriyoruz. Adanın karşı tarafında Bodrum gözüküyor, özlemle bakıp duruyoruz. Kim bilir gelecek sefer kimlerle, nerede olacağız...

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı