• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Mehmet Fatih Fidanboy
Meteora
12 Şubat 2016 Cuma
Mehmet Fatih Fidanboy | fatihfidanboy@outlook.com

Akşam saatlerinde Kalabaka’ya ulaşıyoruz. Terminalden servisle Meteora’ya doğru yola çıkıyoruz. Meteora, Kalabaka’ya yaklaşık 30 dakika mesafede. Havanın kararmış olmasından dolayı manzarayı fazla net göremiyoruz ama ertesi sabah muhteşem bir manzarayla kaşılaşacağımıza eminiz. Meteora turistik küçük bir kasaba. Merkezinde oteller ve restoranlardan başka birşey yok. Bu yüzden otelimizi rahatlıkla buluyoruz. Odalarımıza yerleşiyoruz. Gönül, Fatih’le benim odamı görünce çok bozuluyor. Çünkü balkonumuz manastır manzaralı ve ışıklarla muhteşem görünüyor. Gönül’ün tek kişilik odasının ise hiçbir manzarası yok.

Fazla geç olmadan yemek için bir yer bulmaya çıkıyoruz. Gözümüze çarpan 2 tane restoran var ve biz bahçesi olanı tercih edip, oturuyoruz. Meteora, Yunanistan’da daha önce gezdiğim yerlere göre biraz daha pahalı. Bu da sanırım manastırları ziyaret eden çok kişinin yaz kış buraya gelmesinden kaynaklanıyor. Yemekler yine her zamanki gibi çok güzel. Karnımızı iyice doyurduktan sonra biraz ara sokaklarda dolaşıp, nerdeyse 30 saattir ayakta olmanın yorgunluğuyla otelimize gidiyoruz. Ama Fatih’le ben, balkona çıkıp o güzel manzaranın eşliğinde biraz muhabbet ediyoruz.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, manastırların olduğu bölgeye belediye otobüslerinin ring seferi yaptığını öğreniyoruz. Otobüs, patikaları dolaşarak dağ yolundan bizi Manastırların olduğu bölgeye getiriyor. Manzara gerçekten de anlatılamaz derecede güzel...



Meteora’nın sözlük anlamı, gökyüzünde asılı demekmiş. Zaten, manastırları gördüğümüz zaman 800 yıl önce bu manastırların inşaatları için malzemeler nasıl taşınmış, inşaatlar nasıl yapılmış hayret ediyoruz. 24 tane manastırın bulunduğu Meteora’da bugün 6 manastırın faal olduğunu öğreniyoruz. Hatta bu manastırların içinde hala keşişler var. Bu manastırlardan yalnızca bir kaç tanesine gezme izni veriyorlar. Biz de en büyüğü olan, Megalo Meteoro or Metamorphisis’i gezmeye başlıyoruz. Bu manastır aynı zamanda müze olarak da kullanılıyor. Rahipler manastırlara, birbirlerini ipten yapılmış file asansörlerle çekmek suretiyle ulaşıyorlarmış. Şimdi merdivenlerle de ulaşım sağlanabiliyor. Ama halen turistlere gösteri olarak da yapsalar, file ile ulaşım da devam ediyor. Biz tabi ki, merdivenleri tercih edip üç manastırı da geziyoruz. Gezerken de nasıl bunları bu kadar yükseğe yapabilmişler diye hayret edip duruyoruz.

Manastırların çevresinde hediyelik eşya satan kişiler var, bana biraz Kapadokya’yı hatırlatıyor bu görüntü. Biz de küçük birer hatıra alıp, otelimize dönüyoruz çünkü gece Atina’ya otobüsümüz var, bizimde odalarımızı boşaltıp hazırlanmamız lazım. Otobüsümüzün kalkmasına daha 6 saat kadar var, bu kadar saat ne yapacağız bilmiyoruz. Otel danışmasında görevli bir personel güzel bir jest yapıp, boş bir odayı bize veriyor ve istediğiniz kadar ücretsiz kalabilirsiniz diyor ama gülerek ekliyor; booking.com’da 10 puan verin bize...

Gece yarısına kadar bize verilen odada biraz dinleniyoruz, sonra yine servisle Kalabaka’ya gidip oradan eski bir otobüse binip Atina’ya doğru yola çıkıyoruz. Yolculuğumuz yaklaşık 6 saat kadar sürecek.



Gelecek yazıda Atina’da görüşmek üzere...

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı