• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Mehmet Fatih Fidanboy
Selanik
04 Şubat 2016 Perşembe
Mehmet Fatih Fidanboy | fatihfidanboy@outlook.com

Ramazan bayramı tatili 9 gün olunca, 3 arkadaş ufak bir Yunanistan gezisi yapmaya karar verdik. Haftalar öncesinden güzel bir gezi planı çıkardık. İstanbul’dan yola çıkıp, Bodrum’dan döneceğimiz müthiş bir gezi planı. Sırt çantalarımıza, gerekli olacak eşyalarımızı doldurup kendimizi bir anda Esenler Otogarı’nda bulduk. Kendi başımıza, bu kadar uzun süreli bir geziye ilk defa çıkacağımızdan biraz heyecanlıydık. Akşam saatlerinde otobüsümüz Selanik’e doğru yola çıktı. Eğlenceli geçen yaklaşık 10 saat sonunda sabaha karşı Selanik’e vardık.



Otobüs bizi hiç bilmediğimiz bir yerde, bir mahallenin ortasında bıraktı. Saat sabahın 4 idi ve etrafta kimsecikler yoktu. Adaşım Fatih, cep telefonundan GPS’le sahili bulmaya çalışıyor biz de Gönül’le etrafa bakınıyorduk. Her yer sessiz ve sakindi, bizden başka kimse yoktu ortalıkta. Cep haritamızı takip ederek, biraz sırt çantalarımızın ağırlığından yorulmuş bir şekilde sahili buluyoruz. Sabaha daha çok olmasına rağmen, sahil cıvıl cıvıl insan kaynıyordu. Bütün kafeler açık, gençler içlerinde ve dışlarında oturmuş sohbet ediyorlardı. Biz de acıkmış bir şekilde gözümüze kestirdiğimiz bir kafeye oturuyoruz. Yunanistan’da dikkat çeken şeylerden birisi de insanların çok sıcak ve samimi davranması. Belki de bu beni çekiyor ve sık sık Yunanistan’a gitmek istiyorumdur...

Kafede çeşitli börekler, sandviçler ve pizzalar açlığımızı iyice arttırıyorlar. Fatih’le bir süre domuz eti muhabbetinden sonra Yunanistan’ın nefis peynirli böreklerinden yemeğe karar veriyoruz. Börekler gerçekten de muhteşemler... Biraz sohbet, biraz etraftakileri incelemeyle sabahı ediyoruz. Bayramın ilk günü olduğundan, Fatih bayram namazı kılmak istiyor. İnternetten bir Türk derneği bulmuş, oraya gidecek. Bizde Gönülle, otobüs terminaline gidip akşam saatleri için Kalambakaiçin otobüs biletlerimizi almaya karar veriyoruz. İşlerimiz bitince, terminalde buluşup Selanik’i keşfetmeye başlayacağız. Sahildeki otobüs durağını bulup, terminale nasıl gideceğimizi öğrenip bize söylenen otobüse atlıyoruz. Burada biletler, otobüsün içindeki makinelerden de alınabiliyor. Biz biraz uğraşıyoruz bunun için ama sonunda başarıp biletlerimizi alıyoruz. Selanik çok fazla büyük bir şehir değil, belki de İstanbul’dan sonra bana öyle geliyor, çünkü terminale çok çabuk ulaşıyoruz. Fatih, terminalden taksiye binip bizden ayrılıyor. Biz de, biletlerimizi alıp sırt çantalarımızı da emanetçiye bırakıp kafe tarzı bir yerde biraz uyuklayıp Fatih’i bekliyoruz.



Neyse ki Fatih fazla geç kalmadan geliyor ve yine bir otobüse atlayıp şehir merkezine gidiyoruz. Selanik sahili o kadar bizden ki, sanki İzmir Kordon’daymışım gibi hissediyorum. Sahil boyunca bütün kafeler tıklım tıklım dolu. Bütün kordonu yürüyüp, Beyaz Kule’ye ulaşıyoruz. Beyaz Kule; Osmanlı’nın Selanik’e bıraktığı ayakta duran ender yapılardan. Nerdeyse bütün Osmanlı yapıları ya yok edilmiş, ya da yağmalanmış zamanında. Neyse ki bu saçma sapan Türk-Yunan düşmanlığı artık ne halklar arasında ne de devletler arasında yok. Sahildeki kafelerden birisine oturup, meşhur Yunan Frappe’si söylüyoruz. Her Yunanlının gün boyunca içtiği buzlu kahve Frappe. Tadı pek bize tanıdık ve güzel gelmiyor ama yorgunuz, biraz dinlenmeye ihtiyacımız var. Sırada Atatürk’ün evini görmek var. Selanik’te her yer yürüme mesafesinde ama biz belediye otobüsüyle gidip, dönüşte yürürüz diyoruz.

Atatürk’ün evi, Türk konsolosluğu binasının hemen yanında. Selanik’te kime sorsanız tarif ediyorlar. Yani o kadar bilinen bir yer. Hepimiz de çok heyecanlıyız, Atamız nerede, nasıl yaşamış göreceğiz. Türk Konsolosluğu tabelasının hemen yanında büyük demir bir kapı var, zile basıp Türkiye’den geldiğimizi söylüyoruz kapı hemen açılıyor. Konsolosluk binasını hemen yanından dolaşıp, Atatürk’ün evine çıkıyoruz. Her şey o kadar yeni gözüküyor ki, biraz hayal kırıklığına uğruyoruz. Bir rehber eşliğinde, bütün evi dolaşıyoruz. Bütün eşyalar sonradan yerleştirilmiş ve o zaman kullanıldığı düşünülen eşyalar. O zamandan kalan hiçbir şey yok... Biraz üzgün, oradan ayrılıyoruz. Atatürk’ün evinin hemen karşısındaki sokak başında bir hediye dükkanı var. Türkçe konuşuyorlar, meğer Türk bir aile gelip yerleşmişler ve dükkan açmışlar burada. Onlarla biraz sohbet ettikten sonra, yokuş aşağı sahile doğru yürüyoruz. Sahil hiç de uzak değil, hemen ulaşıyoruz. Güzel bir restoran da deniz ürünleri sipariş ediyoruz. Yunanlılar gerçekten bu işi çok iyi biliyorlar. Kalamarı, balığı, karidesi muhteşem lezzetli pişiriyorlar. Artık Selanik’ten ayrılma vaktimiz geliyor. Kalabaka’ya gidecek otobüsümüze yetişmemiz lazım. Bu sefer bir taksiye atlayıp, otogara gidiyoruz. Emanetten sırt çantalarımız alıp, otobüsümüze biniyoruz. 3-4 saat sonra, Kalabaka’da olacağız, oradan da servisle Meteora’ya geçeceğiz...

Selanik gerçekten çok güzel ve çok kolay bir şehir. İnsan kendini Türkiye’de hissediyor. Havasıyla, insanıyla ve yemekleriyle sımsıcak bir şehir. Görmeyenlere şiddetle tavsiye ederim, belki bir gün Selanik’te bir yerde karşılaşırız. Kim bilir?

Gelecek yazıda Meteora’da görüşmek üzere...

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı