• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Demir
Tamamlanmak!
11 Ocak 2016 Pazartesi
Hüseyin Demir | huseyindemir.44@hotmail.com

Yol üzerinde tesadüfen -biraz da meraktan- girdiğim köyün birinde tanıdım onları.

Taş evlerin arasında, irili ufaklı ağaçların gölgesinden geçerken rastlaştık.

Yaşlı ve yorgundular, en az gölgesine sığındıkları ulu çınar gibi.

Ocağın üstünde alevden iyice kararmış çaydanlıkta daha demlenmeden Çay, sohbet koyulaştı.

En iyi bildiği şeyden başladı anlatmaya;

-uzun yıllar oldu dedi. 50 de aldım bunu, 55 de hasta oldu. O gün bu gündür bakarım! Devam etti,

-O’da bana baktı benden daha fazla. Yokluk, yoksulluk çektik ama hiç gönül koymadık birbirimize

***

Yormadım ihtiyarı, gerisini ben anlattım. Çay içilecek kıvamda…

***

Yaşamı; aynı taş duvarın, iki tarafından örmeye başlayıp, aynı harçtan yararlanıp, aynı kaptan su içerek, gücümüzün yetmediği yerde “Tut şunun ucundan” diyerek ördük biz.

Ve aynı duvarın gölgesinde yedik azıklarımızı. Bazen acısını paylaşmak için tuttum ellerinden bazen de sevgimi paylaşmak için.

***

Anlattıklarımı onaylar gibi gülümseyerek salladı başını her ikisi de. Öptüm ellerinden. Ayrıldık.

***

Bunca yıl birlikte yaşayıp da “Gönül koymamak” nasıl olurdu. Üstelik yokluğa, yoksulluğa rağmen.

Zor soruya cevap arayarak , kendimi kovalarcasına uzaklaşıyordum. Sevmek için neden gerekmiyor. Ama sevginin devamı için fazlaca neden lazım diye mırıldandım.

***

Okul arkadaşlıkları, askerlik ya da hapishane.

Yıllar geçse de unutulmaz. Kolay bahanelerle sık sık hatırlanır.

Çünkü birlikte yapılır her şey. Yan yana olmanın tadıdır sonuçta alınan haz. Paylaşılan Yük el Birliği'yle vardığı zaman hedefine daha da anlamlıdır. Mutluluktur sürekli dolaşan etrafta, çarpan duran yorgun yüzlere.

Yani tamamlayan - tamamlanan olmaktadır sevginin devamı için ihtiyaç duyulan ana malzeme.

Tamamlamak veya tamamlanmak. En sıcak haldeyken... Nazsız... Bahanesiz…

***

Kalabalık şehir yaşamında ihtiyaçlarımızın durumuna göre, yardım isteyeceğimiz bir çok insan bulmak mümkün.

Geçen aylarda Karadeniz kıyılarında dolaşırken, -özellikle gece geçmemizi de öneririm gündüz gördüğünüz yamaçları. Gökyüzünde birer yıldız gibi duruyorlar. İrili ufaklı. “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar Şarkısı” eşliğinde-denizlere paralel dik yamaçlarda irili ufaklı bir sürü eve rastladım.

Tamam coğrafi koşullar zorlamış -düz alan yok denecek kadar az- ama bence sosyal yönü daha zor.

Herhangi bir evde yaşarken, seçeneksiz tamamlayan ya da tamamlanan olmak?

Olanla yetine bilmek, olana yete bilmek, aşk burada devreye giriyor bence? 

Her eksiğini hemencecik tamamlayacak tek kişi var o da karşında. Ve her adım biraz daha yakınlaştırıyor karşıya. Borç büyüdükçe ödeme çoğalıyor.

İlişki zorunlu da olsa sürekli halde.

Birlikte yapılmak zorunda bir çok iş ama yük ortak.

Ve en yakın kişi karşınızdaki tamamlayan. Ardından hemen vefa, güven de hazır olda?

Yani karşısındakinin her şeyi olabilmek?

Eş, Dost, Komşu vs.

Aslında Karadeniz’deki bu yaşam şekli üzerinde çok kafa yorulası bir durum

Zorunlu haller dışında iki- üç Kişilik hayat

***

Bu yalnız yaşamın içinde tamamlayanınızı bulduysanız sorun yok. Yaşam her koşulda yaşanası gelir size

Ama yoksa biri yanınızda tamamlayana duyulan özleme hiç girmeyeyim onu bir şiirle yazayım.

SON ŞİİR

Gelsen,

Hiç sevmemiş gibi,

Mevsimleri beklemeden

Gelsen,

Yolunu şaşırıp

Ağustos misali

Hiç gitmemiş gibi,

Ah Eksilmişse

Kalanı tamamlar gibi

Yıldızlar kaymasın ellerinden

Özlemlerin bulutlara asılı

Gelsen,

Öncesi hiç olmadan,

Ama yoksun

Aşk yok,

Şiir yok! 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı