• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Çağrı Beşli
Sinema Düşlerin Dünyası ama Düşler Nerede?
15 Aralık 2015 Salı
Çağrı Beşli | cagrıbesli@gmail.com

Sevgili 34sanathaber takipçileri sizlere bu yazıda biraz sinemadan bahsetmek istiyorum. Bu platformda genellikle gündem üzerine yazılar paylaşıyorum ancak benim asıl ilgili olduğum alanlardan biri de sinemadır… Neyse lafı çok uzatmanın bir manası yok direk mevzuya gireceğim.

Sinema neydi düş dünyasını gerçek dünya ile buluşturup beyazperde de insanların beğenisine sunmak değil miydi? Evet, öyleydi ancak üzülerek bir şeyleri anlatmak istiyorum. Türk sineması yüz yıllık bir ömrü tamamlayıp ikinci asrına başlamış iken yeni dönemde üretilen filmlerin düş eksikliği sorunu sinemaseverlerin sinemaya uzak kalmasına veya yabancı sinemayı tercih etmelerine neden oluyor. Neden böyle?

Biraz bunu değerlendirelim isterseniz.

Düş eksikliği temel sorunlardan biri, toplumsal meselelerin içine saklanmış hikâyelerle film yapma kaygısı ve sanat kavramının aslında yanlış algılanmasının sonucu olarak ortaya çıkan filmler gerçekten zaman kaybı ve ilgi eksikliğine neden olmaktadır. Nedir bu düş eksikliği? Türkler olarak zekâmızla övünen bizler değil miyiz? Evet, öyleyiz zekâmızın kıvrak olduğunu her seferinde vurgulayan bizler mesele film üretimine geldiğinde oldukça dar bir bakış açısıyla film çekmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız hayatın farkında olmadan ve kendimizi kısıtlayarak yaşamaya devam ediyoruz. Peki, bu durum değişebilir mi?

Elbette değişir yeter ki biz içimizde yatan cevherin ne olduğunu bulmak için yola çıkalım. En önemlisi planlama bir film çekerken ben ne yapmak istiyorum diye sormalı yönetmenlerimiz? Yapımcılarımızın gerçekten para kaygısını bir kenara bırakıp toplumun içinde yaşayan yeni fikirleri ortaya çıkarması gerekiyor.

Basit düzeysiz şakaların olduğu komedi kategorisini bir kenara bırakıp gerçek komediyi düşlemek gerekli, güldürebilmek için. “Drama nedir?” diye bir sormak lazım sabit planların ardında hikâyeleri anlatmaya çalışmak elbette güzel ama artık gitmiyor. İzleyici zaten güzel kareleri her gün görüyor bu topraklarda. Önemli olan dramanın insanın duygularına hizmet etmesi ve izledikten sonra “Ben ne yapıyorum” diye kendine sorması değil mi? Önemli konulardan biri de aksiyon ve macera filmlerinin eksikliği… Korku filmlerini din temalı nereye kadar götürebileceğiz bir düşünelim… Ve bir sürü şey daha eklenebilir buraya… Sonuç olarak ortaya çıkan on filmden birinde parıltılar görünüyor ve gişe yapmayan filmlerin adları bile bilinmiyor.

Şimdilik sinemamız hakkında söyleyeceklerim bunlar umarım hayal gücümüzün parlaklığının en güzel şekilde kullanıldığı filmleri izleriz… İzletiriz ve başarılı oluruz.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı