• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Hüseyin Demir
Ah İstanbul…
03 Kasım 2015 Salı
Hüseyin Demir | huseyindemir.44@hotmail.com

Büyüğünün mega, küçüğün mikro kent,

Merkezlerin center, bölünmüş yolların duble, Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,

Mağazanın süper, hiper, gross, ucuzluğun damping ve henüz Sabiha Gökşen Havaalanı yapılmamış, üstelik adları da airport olmadan önce;

İki girişi vardı bu koca kentin…

Biri, Trakya Garajının (Trakya’dan gelenlerin son durağı) tam karşısında heybetiyle duran Topkapı Anadolu Garajı , diğeri Haydarpaşa Tren Garı.

*****                                          

Ama en güzel Haydarpaşa Garından, İstanbul’a girmek yakışırdı Anadolu insanına.

*****

Önde 8-10 yaşlarında babasının ceketine sıkıca sarılan bir erkek çocuk, ardında beyaz tülbendiyle korkak, çekingen ama elinde umutları kadar ağır bohçasıyla anne.

Ve asıl oyuncu baba... her adımda biraz daha korkan, hemen geri dönmeyi kendine yediremeyen, bu gün geçsin yarın ertesi gün ya da bir gün mutlaka geri dönecek garantisiyle boynu bükük küheylan…

*****

Ve ilk iş; tanıdık birine ya da bir akrabaya ulaşmakla başlardı. Eli iş tutup para kazanılıncaya kadar ikamet etmek, yol yordam görüp adam olmanın önünü açabilmekti…

*****

Mümkünse ilk ev aramalar; akrabalara yakın yerlerden başlardı, bu koca şehirde korkunun –cesaretle savaşıydı bu aslında. Ya da çıkılarında getirdikleri köylerini burada birlikte canlı tutabilme çabalarıydı. - Bu günlere kadar uzanan Köy ve kasaba derneklerinin sayılarının bu kadar fazla olmasının asıl nedeni budur – ya da hemşerim kavramının ömrünün bu kadar uzun olmasının-

*****

“Patrona söyleyeyim sana da bir iş versin, beni sever güvenir kırmaz bak göreceksinle” başlayan ilk iş müracaatları,

*****

Ve suyun akıntısına kapılıp, kayıp olan birlikte getirdikleri; ,gelenekler, görenekler adetler örfler…

Alışılır zamanla, öksüz bir çocuğun okula ilk günde yalnız gitmesi gibi.

*****

Artık geride bıraktıklarını çağırma vakti gelmiştir. “Dağın başında ne kazandın bu güne kadar ki bundan sonrada kazanasın, ömrünü çürütme, gel bir iş bulur gül gibi geçinirsin burada, kendini düşünmüyorsan çocuklarını düşün” mektubu gönderilir memlekete ve çoğalır tekrar tekrar İstanbul...

*****

Aslında çağıran da -bu çağrıya uyan da ortada bir yalan olduğunun farkındadır ama çaresizliktir ortak yanları .Bilirler iki kat çalışıp zemin kat yaşmaktır İstanbul..

*****  

Çoğaldıkça koru-komşu akraba yalnızlaşır, bireyselleşir şehir. Bayramlar bol bahaneli, düğünler veya cenazeler mecburi buluşup görüşme yeridir artık..

Çocukların büyüyüp laf dinlemediği, ihtiyarların da halden anlamayıp çekilmez olduğu zamandır artık.

“İyi ki geldik le”- “nerden geldik” arasında taraf tutmanın vaktidir.

Hangi taraf ağır bassa, gizliden öbür tarafı çekiştirmek dengeyi tutturup kendi vicdanını temizlemedir artık yapılacak mesayi...

*****

Ve kuşlar yuvadan uçtuktan sonra geri dönme hevesi daha da tırmalar içini. Görev tamamdır artık. Çocukları kurtulmuş elleri iş ekmek tutmuştur. Çok içine sinmese de yeni kişiler dahil olmuştu aileye. Gelinli damatlı. Pek yakında torunlar…

 Artık şarkılar başka türlüdür, türküler başka türlü... İçten bir okumayla şiirler başka türlü

 

Ne desem bir eksiktir sana,

Söz fazla,

Yazı eksiktir sana,

Aşk fazla,

Sevda eksiktir sana

Yine de son sözüm,

Elesem de unumu, fazlası bende saklı

Lüzum yok artık kim haksız,

Kim haklı,

Ama ant olsun ey İstanbul

Alıp gençliğimi terkime,

Yeniden başlamak için

Haydarpaşa Garı’na geri döneceğim

Mümkünüm yok bu sefer seni yeneceğim…

 

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı