• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Aysun Paşahan
Size Tirilye’de muhteşem iki gün vaat ediyorum!
08 Ekim 2015 Perşembe
Aysun Paşahan | aysun@34sanathaber.com



Niye mi? Çünkü benim yüreğim Tirilye’yi çok sevdi. Siz de benim gibi sevin diye yazıma başlarken “Çok mu iddialı oldu bu başlık?”  diye düşündüm bir an. Hayır , hayır … Kendi küçük, keyfi büyük olan Tirilye bu iddiayı fazlasıyla hak ediyor. Şehir koşuşturmasından kaçıp derdinizden, iş stresinizden arınacağız ender bulunan bir yer burası. Sadece karnınız balığa değil gözünüz doğasının eşsiz güzelliğine, ruhunuz ise aradığınız huzura doyacak. Hani biz İstanbullular için bir hafta sonu klasiğidir Şile, Silivri ya da Ağva. İşte bu yüzden ben size hemen hemen aynı uzaklıkta, geçmiş ile günümüz arasında nefes alacağınızı hissedeceğiniz daha ayrıcalıklı bu yeri şiddetle tavsiye ediyorum.  

Fırtınalı bir kış gününde keşfettim ben Tirilye’yi. İstanbullular kar tatili nedeniyle sıcak evlerinde olduğu bir vakit tesadüfen Tirilye’de buldum kendimi. Dükkânı açık birkaç esnaf ve sahile inatla inmek isteyen ben. Şiddetli rüzgâra karşı dura dura ancak limanına ulaştım. Baktım durulacak gibi değil, bir balık lokantasına sığındım. Önüme bir sıcak çay koydular ve coşmuş dalgaların kıyıya heybetli vuruşunu izledim buğulu camdan. “Tamam, bu sayılmaz. Tekrar gelinecek” dedim kendi kendime. Ve vuslat anı….

Bir sırt çantası, bir fotoğraf makinesiyle çıktık yola.  Kabataş’tan ilk seferle Mudanya’ya geçtik. İskelenin önünde yarım saatte bir Tirilye’ye giden minibüsler var. Aşağısı uçurum olan kıvrımlı yollardan muhteşem manzara eşliğinde 15- 20 dakikalık bir yolculuk sizi bekliyor. Adettendir ya biz de “nereye gidilir, nerede yer içilir, kalınır? ” diye bir muhabbete başladık minibüste. Sanki onların evine gelmişiz gibi sahiplendiler bizi: “Kahvaltı etmediyseniz, Çamlı Kahve’ye götürelim sizi”.  Köyün tam ortasında indik. Koca koca çınar ağaçları karşıladı bizi. Çantamızı hiç tanımadığımız kasap dükkanına sanki mahallemizdeki esnafa duyduğumuz güvenle bıraktık ve başladık rampayı çıkmaya.

Eski âşıklar tepesi yeni Çamlı Kahve’de köy kahvaltısı



10 yılı aşkın yaz kış hizmet veren bir mekân. Kendi kendime o kadar da eski değilmiş dedim. Sordum hem Marmara Üniversitesi’nde okuyan hem de dayısının mekânına yardımcı olan Anıl’a. Annesi ve babası da dâhil olmak üzere Tirilye’deki âşıkların meskeniymiş burası. Bir nevi âşıklar tepesi. Hiçbir şey yokmuş.  Aşağısı uçurum olan bu yere gelip çam ağaçlarının altında ele ele manzarayı seyrederlermiş. Eee bize de bu eşsiz manzarada köy kahvaltımızı yapıp sonrasında kahvemizi yudumlamak düşüyor. Açıkçası bu yerde, köye has odun ekmeğini kekik ve pul biberin serpildiği zeytinyağına batırıp yemek bile yetiyor. Ekmeği, zeytini, yumurtası yüzde yüz doğal; acıkası İnegöl’den özel geliyor. Anlayacağınız tam bir köy kahvaltısı. Üstüne eşsiz doğa ve deniz manzarasına karşı kahvenizi de yudumlarsanız kedinizi bir romanın kahramanı gibi hissetmeniz içten bile değil. (Bilen bilir ama biz yine de söyleyelim: Yazar Canan Tan’ın “Yüreğim Çok Sevdi” kitabındaki o kahve bizim Çamlı Kahve.)

Fotoğraf çekmeden yürüyemeyeceksiniz



Kahvaltımızı yaptıktan sonra tepeden limana giden yoldan aşağıya doğru yürümeye başladık. Tabii ki fotoğraf çekmekten yürüyebilirseniz. Zira tarihi Rum evleri tüm ihtişamıyla size poz verir.  İlk dikkatimi çeken yokuş başındaki Tirilyeli Kadınlar Kooperatifi. Yörenin kadınları bu kooperatif çatısı altında bir araya gelerek ziyaretçilere çiğbörek, gözleme, erişte, kahvaltı sunarak ev ekonomisine katkı sağlıyorlar. Ara sokaklardan yürümeye devam ediyoruz. Her köşeyi döndüğümüzde gülen yüzler karşılıyor bizi. Bir bakıyorsunuz kapısına çömelmiş Kuran okuyor teyzem. Az ilerde çamaşır asıyor 80’lik ninem. Öyle samimi öyle içtenler ki çekinmeden yanlarına oturup muhabbet ediyoruz. İstanbul’dan geldiğimizi söyleyince “Biliyor musunuz sizin oradan bizim köye gezmeye gelip de yerleşen çok oldu” dediklerinde aklımızdan tam da aynı şeyin geçtiğini yüzümüzden anlamışlardır herhalde.

Bir rivayete göre Tirilye: Tri (Üç) ve İlya (Papaz)….

Zeytinbağı olarak da anılan Tirilye ne demek peki? Bir rivayete göre, M.S. 376’da  Hristiyan din adamları İzmit’te toplanıp mevcut İncilleri inceler. Aralarında çıkan yorum farklılıkları nedeniyle 3 Papaz Başpiskopos ile anlaşmazlığa düşünce Aya Yani, Aya Yorgi ve Aya Sotri adlı bu 3 Papaz aforoz edilir. Müritleriyle birlikte bugünkü Tirilye’nin olduğu yere gelen Aya Yani isimli Papaz bugün “Ayene” olarak bilinen bölgeye, Aya Sotri aynı isimle anılan yere ve Aya Yorgi de “Manastır” olarak adlandırılan kısma yerleşir. İşte bu rivayete göre üç papazın yerleşiminden dolayı buraya Tri (Üç) ve İlya’dan (Papaz) gelen “Trilya” denir.

Görmesi gereken doğal ve tarihi güzellikler

Tirilye’nin en görkemli yapılarının başında ise hiç şüphesiz Taş Mektep var. Modernleşme hareketlerinin simgesi olarak Osmanlı İmparatorluğu topraklarında inşa edilen pek çok okul binasından biridir Taş Mektep. Yunanistan’da eğitim gördükten sonra doğduğu bu yöreye metropolit olarak dönen Trilyeli Chirisostomos tarafından 1904 yılında inşasına başlanıp 1909’da tamamlanılır. Kurtuluş Savaşı sonrasında ise Rumların Türkiye’yi terk etmesi üzerine 1924’de Kazım Karabekir Paşa’nın teşebbüsleriyle yetim ve öküz çocukların eğitim görmesi amacıyla “Darü’l-eytam” olarak açılır. İlk ve ortaokul olarak eğitim hizmeti 1989 yılına değin sürdürülür. Bu tarihten itibaren ise yapıda meydana gelen bazı sorunlar nedeniyle kullanılmaz halde olsa da ihtişamından bir şey kaybetmemiştir.

Kanuni döneminde camiye çevrilmiş olan “Kare içinde haç” tipi kiliselerin en eski örneklerinden Fatih Camii’si; merkezden uzak topraklı özel bir arsada bulunan ve denizden daha enfes görülen Aya Yani Manastırı; Rumların bölgeyi terk etmesinin ardından özel mülkiyet statüsündeki eski bir kilise binası olan Dündar Evi; bir belgede kilisenin Panagia Pantobasilissa’ya (Bakire Meryem) adandığı belirtildiği Ortodoks dünyası için çok önemli olan ve duvarlarında kat kat resimler yapılmış Kemerli Kilise;  yüksek duvarları ve masif kapısı ile adeta bir kale görünümündeki Manastır Kilisesi; Roma döneminden kalan antik Kapanca Limanı ile sokak aralarındaki tarihi ev ve çeşmeler görülmeye değer diğer yapılardır.

Tarihi bir konağın penceresinden güneşe “merhaba” balıklara “hoş geldin” demek…



Tirilye’de kalabileceğiniz otel, motel, pansiyon gibi pek çok seçenek var. Sahildeki muhteşem deniz manzaralı otel ve pansiyonlar içeridekilere nazaran haliyle daha pahalı. Aslında en fazla beş dakikada sahile inilebilindiğinden kaldığınız yerin nerede olduğunun pek de bir önemi yok. Her ne kadar ben rezervasyon yapsam da bir ara kararsız kaldım. Tam o esnada “Cennet’e gelmişken huriyi görmeden olmaz” diyen bir Tirilyeli ikna etti beni. Seçimim enfes deniz manzaralı Çınar Motel. Tarihi bir binada kalmanın ayrıcalığını yaşatması da cabası. İşletmecisi 21 yaşındaki Beyza Hanım, misafirleriyle tek tek ilgileniyor. Restoranındaki çalışanları da aynı içtenlikte.Yolda görseler bile size seslenmeden geçmezler. Beldenin en pahalı kalınacak yeri Tirilyalı ile Tirilye Pansiyon ise deniz kenarındaki alternatiflerinizden olabilir.

 “İyi hoş da Aysun fiyatlar nasıl?” derseniz

Hemen söyleyeyim.



Benim gibi arabasız gidecekseniz -ki böylesi inanın daha keyifli-  İstanbul- Mudanya BUDO seferleri kişi başı 25 TL. Limandan indiniz,  tam önünden 2.75 TL’ye minibüse bindiniz. Ayağınızın tozuyla hemen Çamlı Kahve’ye çıktınız. Köy kahvaltısı sınırsız çay ile kişi başı 20 TL. Bu bana yetmez menemen, patates kızartması, sigara böreği de isterseniz ekstra fiyatı 5 TL. Haliyle bir de keyif kahvesi içmek gerek: Dibek kahvesi 7.5 TL.

En lüksü Taç Mahal olmakla birlikte (zira “kişi başı ortalama 100 TL’ye çıkarsın” dediler!) Çınar Restorant, Şeker Ev, Tirilye Balık ve Liman Balık’ta denize nazır iki kişilik kalamarlı, karidesli, salatalı balık yemeği yaklaşık 100 TL civarında. Şayet buraları da pahalı bulursanız sahilde ekmek arası balık ekmeği 7.5 TL’ye yiyebilirsiniz.

Şimdi sıra kalacak yerde…. En lüksü Tirilyalı Otel: İki kişi oda kahvaltılı 290 TL. Burası gibi tarihi bir mekân olan Çınar Motel ise daha cazip: İki kişi oda kahvaltılı 170 TL.  Tirilye Pansiyon ise iki kişilik kahvaltısız oda fiyatı 150 TL.  Merkezde ise 60 TL’ye kadar oda bulmak mümkün.

Almadan dönmeyin!



Eee zeytin ve zeytinyağının cennetindesiniz. Eşe dosta eli boş dönmek olmaz. (Bu arada bir sır vermek gerekirse aralık ayında giderseniz hem zeytini hem de zeytinyağını köylüden daha ucuza almanız mümkün.) Fırından köye özgü meşhur nohut ve ekşi mayalı ekmek ile özel olarak çıkardığı cevizli ekmeği de unutmamak gerekir. Tirilye’nin hediyelik dükkânlarından yöreye özgü doğal sabun, koku ve birçok hatıralık süs eşyaları alabilirsiniz. Alışveriş yaparken sütün içine katılan incirli böğürtlenli doğal dondurmanın tadına bakmanızı da öneririm.

Bilmiyordum; doğma büyüme Tirilyeli olan Ali Bey’den öğrendim

-
Zeytin, zeytinyağı başta olmak üzere ipek böcekliği, balıkçılık gibi önemli ticaret işleriyle uğraşan Rumların bu zengin yerleşim yerini Osmanlılar fethedince Kastamonu’ndan yaklaşık 50 hane getirilmiş. Yönetimin başına Türk biri getiriliyor ancak yardımcıları Rum. İşte tarihi bir fotoğraf: Önde fesli Osmanlı yöneticisi, arkasında kasketli Rum yardımcıları...



-
Ali Bey’in Üsküp’ten gelme büyükbabaları Balkan Savaşları’ndan sonra gündüzleri ormanda saklanıp geceleri yürüyerek Türkiye’ye ulaşmışlar. En acısı bu kaçış esnasında ağladıkları ve acıktıkları için birçok bebeği ölüme terk etmek zorunda kalmışlar.

-    Tirilye’deki Rumlar zeytini dünyaya tanıtıyor. Amerika’ya bile göndermişler. Padişah sofralarında bile Tirilye Zeytini varmış. (Öyle ki Osmanlı döneminde sadrazamlar, yabancı büyükelçiliklere verilecek davetlerde büyükelçilerden ne yiyeceklerine dair bir liste isterlermiş. Her büyükelçi, kendi yemek listesine ek olarak iki şeyden vazgeçmezmiş: Türk rakısı ve Tirilye zeytini.) Türkler zeytinyağı yapmasını da Rumlardan öğrenmişler.

-     Mübadele döneminde (1922 yılında) Rum bir armatör köydeki Rumları gemisiyle kaçırmış. Değerli ziynetlerini yanlarına alan Rumlar, ev, arsa ve zeytinyağı dolu fıçılarını köydeki Türklere (birçoğu da dünürleri) bırakıp gitmişler. Türkler gemiyi batırmasınlar diye gemiye 20-30 Türk ailesini de almışlar. Bir nevi can güvencesi olarak gördükleri Türkleri Çanakkale’ye gelmeden indirmişler.

-     Yakın bir zamanda Mudanya’ya bağlanan Tirilye, Türkiye’nin en eski belediyelerinden.

İşte böyle… İki günlük Tirilye planınız benden, çıkaracağınız keyif sizden. İddialı başladık öyle bitirelim: Bu şirin tarihi beldenin tiryakisi olacaksınız.

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı