• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Çağrı Beşli
Süslü Kontesler
28 Eylül 2015 Pazartesi
Çağrı Beşli | cagrıbesli@gmail.com

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”

Mevlana

Değerli 34sanathaber takipçileri, bu yazıda moda ve televizyon dünyasının işbirliği ile yaratılan “süslü kontesler”i kendi bakış açımdan biraz da olsa sizlere anlatmak istiyorum. Umarım keyif alacağımız anlar yaşarız.

Örtünmek, insanlığın var olduğu günden itibaren var olan bir kavram aslında. Bu durumu incelemek istediğiniz zaman kaynaklar oldukça fazla sayıda. Milattan önceki dönemlerde bile insanlar karakter ve tarz sahibi olmak adına kostümü, örtünmeyi kullanmışlardı. Kıyafetlerin gücü ta o zamanlardan beri bilinmekte idi. Ancak insanlık, tarz sahibi olmak adına  özel çaba sarfetmiyordu. Kendi yetenekleri doğrultusunda doğada var olanı kullanmayı tercih ediyordu. Milattan sonra ki dönemlerde ise bu durum insanlığın gelişmesi ile başka bir boyuta geçiş yapmıştır. Öyle ki krallıklar, güçlerini belli etmek adına her zaman için en zor üretilen kumaşları tercih etmiş,  değerli madenleri bir araya getirerek gösteriş için, güç için kullanmışlardı. Bunun yanı sıra günlük hayatlarını, inançlarını koruyacak veya o kavim ile alakalı bir fikir oluşturabilecek düzeyde tarzlar oluşturmuş, kostümler yapmışlardı.

Ancak yaşadığımız şu günlerde bu anlayış o kadar tahrip oldu ki, insanlar ne yapacaklarını bilmez bir halde yeni çıkan ne varsa sahip olmayı arzu ediyorlar. Artık insanlık, en güzel olmak, zevk sahibi görünmek, farklı olmak adına türlü türlü hallere girebiliyor. Sonuçta ortaya avm bağımlısı, modanın kölesi olmuş, birbirine benzeyen bireyler çıkıyor. Bu durumu tetikleyen başlıca sebep ise "moda ikonu" olma eğilimi. Sosyal yaşantımızın bir parçası olan televizyonun ise bu durumdan faydalanarak zaten kendinden bir haber yaşayan insanlığı her geçen gün ışıksız odalara hapsediyor olması kabul edilebilir bir durum değil.

Geçen gün evde televizyonu karıştırırken bir programa denk geldim ve bu düşünceler ile baş başa buldum kendimi. Programda Kadınlar bir araya toplanmış ve yarışmacılar jüri karşısında kıyafetleri ile birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlardı. Ancak ortada ete kemiğe bürünmüş cansız mankenlerden başka bir şey yoktu. Ve en kötüsü de bu tarz programları izleyen yığınlar, ertesi sabah koşarak alışveriş merkezlerini, butikleri, mağazaları talan ediyorlar.

Ne için? Tarz sahibi olmak için.

Aslında önemli olan ne giydiğimiz miydi ?

Ne olduğumuz muydu?

Bu iki soru ile yazımı bitiriyor siz değerli takipçilerin daha mutlu günler yaşamasını diliyorum…

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı