• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sema Akkoyun Özbay
Çatalca, İstanbul’un Kapısı…
07 Eylül 2015 Pazartesi
Sema Akkoyun Özbay | semaakkoyunozbay@gmail.com



2500 yıllık bir tarihe sahip olan Çatalca’da ilk yerleşim Romalılar zamanında olan,

Bizans İmparatorluğu zamanında ise İstanbul’un kapısı, önemli yerleşim yeri,

Bol ağaçlık ve ormanlarla kaplı olduğundan hem bir av merkezi,

Hem de İstanbul’un odun ve su ihtiyacını karşılayan yer,

Ormanlık alandaki bölümü halen ayakta kalan,

Çatalca’nın Karadeniz kıyısından, Silivri’nin batısına kadar uzanan,

Çin Seddi’nden sonra Hunları durdurmak için yapılan dünyanın ikinci büyük suruna sahip olan,

Fatih Sultan Mehmet Çatalca’yı zorlu bir mücadele ile ele geçirip,

‘’Bu şehri Allah’a emanet ettim’’ diyerek İstanbul’u kuşatmaya gittiği yer,

‘Avcı’ lakabı ile tanınan IV. Mehmed’in av merkezi,

Yıldırım Beyazıt, I. Murad, Fatih Sultan Mehmet, IV. Mehmet, III. Selim’e ev sahipliği yapan ilçe,

Hünkar Sarayı ve bahçesi olduğunu da Evliya Çelebi’den öğrendiğimiz,

1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Vilayet Merkezi yapılan,

26 Haziran 1926’da tekrar ilçe haline getirilip İstanbul’a bağlanan,

Tarihte birçok savaşa, askeri istila ve harekete sahne olan Çatalca,

Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde askeri bakımdan önemli olan,

En zor günlerini Balkan Savaşları zamanında yaşayan,

II: Dünya Savaşı sırasında Karadeniz’den Marmara’ya uzanan,

Savunma hattının adı Mareşal Fevzi ‘Çakmak’ olan,

Çatala benzeyen bir dağın eteğinde kurulduğundan Çatalca adını alan,

İstanbul’un içme suyu ilçe sınırlarındaki Durusu Gölü ve Büyükçekmece Baraj Gölü’nden sağlanan,

Durusu Gölü’ne bağlı olan Yıldız Deresi,

Oksijeni bol, havası suyu mis, sessiz huzur dolu, görülmesi gereken yer,

Yağmurun ardından gelen toprak kokusunun buram buram yayıldığı,

İstanbul’un gürültüsünden uzaklaşmak için en kestirme yol Çatalca,

Piknikçilerin tercih ettiği ve keyif aldığı yer,

Baharın ve yazın tadını huzurunu çıkarmanın tek formülü,

İstanbul’un ilçesi olmasına rağmen kendini İstanbul’a ait hissetmeyen Çatalca,

Herkesin birbirini tanıdığı, yabancısı olmayan şirin yer,

Organik bahçelerde Domates, Biber, Patlıcanların yetiştirildiği,

Ormanlı koyu muhteşem kumsal ama denizi çok dalgalı olan,

Atmaca, tilki, ağaçkakan ve kaplumbağaları ve özgürce kanat çırpan kuşları,

Çatalca’nın Paris’i Çakıl Köyü, en güzel köyü de İhsaniye olan,

Pınarca tarafında Rumlardan kalan tarihi eserleri olan,

İstanbulluların Otomobil kullanmayı öğrendikleri yer,

Gece hastane ve karakol dışında halka açık yeri olmayan,

E5’ten geçen Çatalca minibüs muavinleri tarafından ‘Zatalza’ diye okunan,

Hastanesinden, otobüslerine, minibüslerine, banklarına kadar her şeyin eflatun-mor olduğu,

Rum evleri, taşlı sokakları, akıllı kargaları, ineklerin su içtiği havuzu,

Aziz Nesin’e ev sahipliği yapan yer,

Roman mahalleleri, Panayırı, Erguvan Şenlikleri, Hamamı meşhur olan,

Birçok Türk filmine Mekan olan İnceğiz mağaraları, 

Hafta sonları insanların istilasına rağmen köylerindeki

Piknik alanları ve derelerin yemyeşil dimdik ayakta durmaları,

Baharın ilk önce buraya geldiği, yeşilin, pembenin en güzel tonlarının görüldüğü,

Yalıköy ve Milli Park Statüsündeki Çilingoz Plajı arasındaki koylar çok güzel olan,

Mimar Sinan eseri Ferhat Paşa Camii ve imareti olan,

Mübadele Müzesi’nin olduğu Kaleiçi,

Göç alan bir bölge değil, sanayi bölgesi olmadığından,

Hamamönü mevkiinde orta yaşlı babacan bakkalın hoş sohbeti ve nefis kahvaltılıkları olan,

Güzel insanların yaşadığı, Trakya’nın kapısı,

Biraz İstanbullu çokça Trakyalı yer,

Çok verimli topraklara sahip ağaçlarda yetişen meyvelerin tadına doyum olmayan,

Çatalca’nın ormanları olmasa bu şehirde yaşanmaz, İstanbul’un akciğeri olan ilçeden

Tüm dünyaya yollanan mesaj ise  ‘’Çatalca Barıştır, Sevgidir, Kardeşliktir ve Dostluktur.’’

 

 

 

 

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı