• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sema Akkoyun Özbay
Büyükçekmece, Yazlık kent…
20 Temmuz 2015 Pazartesi
Sema Akkoyun Özbay | semaakkoyunozbay@gmail.com



İlk yerleşimin başladığı Büyükçekmece’nin kurucuları Helenler

Bizans egemenliğindeki adı Athyra olan

Büyük Hun İmparatoru Atilla ordusuyla Çatalca’dan geçip Büyükçekmece’ye girmiş

Bizans’ı vergiye bağlayıp geri dönmüş.

İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanan Büyükçekmece,

Bir sayfiye,  tarım beldesi, av ve kışlak yeri olarak kullanılan

Ayrıca orduların da konaklama yeri olduğundan bölgede yoğun yerleşim olmamış.

1829 Osmanlı-Rus savaşından sonra çok sayıda Türk göçmen yerleşmiş.

Gerek Bizans gerek Osmanlı döneminde orduların ve yolcuların geçiş ve konaklama noktası,

Günümüze kadar gelmiş ya da kalıntı ve izleri çoktan yok olmuş.

Kervansaraylar, hanlar ve Mimar Sinan’ın ünlü köprüsü geçit olmasının önemli işaretleri olan,

Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar Seferi’ne çıkarken, ordunun sallarla karşıya geçmekte zorlanmasıyla

Buraya köprü yapılmasını emretmiş ancak bu kuşatmada öldüğü için oğlu II.Selim zamanında 1567’de tamamlanan

İlçenin sembolü olan Mimar Sinan’ın  da ‘’Eserlerimin içerisinde şaheserimdir.’’ dediği köprü,

Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kurşunlu Han, Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi,

Evliya Çelebi, ‘’Büyükçekmece’nin 17. Yüzyılda Eyüp Kadılığı’na bağlı bir nahiye olduğunu,

Deniz kenarında harap bir kalesi, bin kadar mamur hanesi, bağları, bahçeleri bulunduğunu,

Kasaba topraklarının vakıf toprakları olduğunu,  İmaretinden, medresesinden, gelişkin çarşısından,

11 adet handan, hamamdan ve kervansarayından’’ bahseder.

Deniz, huzur, mutluluk, sahilde yürüyüş, güzel gün batımı ve muhteşem Albatros yaz geceleri,

Şehir gürültüsünden bıkıp huzurlu bir hafta sonu geçirmek için ideal yer.

Mehtaba karşı yudumlanan demli çaylar, doyumsuz yakamoz keyfi,

‘’Sana nasıl aşık olduğumu anlatacak cümle yok her şey sen de var hayat, yaşam, eğlence,

Mutluluk, huzur, hüzün hepsi mevcut Seni Seviyorum Büyükçekmece’m .…Seninle yaşamak ayrıcalık…’’

‘’İstanbul’un neresine gidersem gideyim Büyükçekmece’min sınırlarına girdiğim anda nefes aldığımı hissediyorum ‘’ diyen Sevdalılar

İstanbul’un yazlık yerlerinden olan kışın sessiz sakin, yazın bir o kadar hareketli ve keyifli  Festivali olan,

Denize doğru kanat çırpan ve çığlık atan martılar eşliğinde,  kitap okumak, huzur veren dalgaları saymak, 

Şehrin sıkıntısını buraya gelince atıp mis gibi deniz kokusunu kucakladığınız yer,

Kırlangıçların gökyüzünde gezintilerini izlerken lezzetli balık ekmeğinizi afiyetle yediğiniz,

Amasya, Mersin, Urfa, Trabzon ve göçmenlerin tercihi,

Yörelerin kültür ve lezzetli mutfaklarının hepsinin bir arada toplandığı,

Çocukların ilk defa bisiklete binmeyi öğrendikleri yer,  

Bisiklet yoluna çıkarken kaldırımın köşesindeki Bakkalı  ve yanındaki dondurmacısı,

İlk çocukluk aşkını yaşayanlar, sessiz sakin Albatros sahilinde bisiklet yarıştıranlar,

Gündüzleri denize girip, kumdan kaleler yapıp, birbirlerini kuma gömenler,

Rüzgar estiğinde denizin dümdüz olduğu ve  pırıl pırıl gözüktüğü yer,

Elleriyle topladıkları kum balıklarını oyun kovalarına koyar, sonra sulara salanlar,

Suda tül perde gerip gümüş balıklarının peşinden koşturup, ağlara takılan deniz minareleri, karidesleri ayıranlar,

Her adımda kımıl  kımıl  ayak altında oynaşan yengeçler denizi bastığında,

Yengeçler sayesinde ayakları kuma basmadan yüzmeyi öğrenenler,

Çeşitli tekniklerle yengeçleri yakalamayı öğrenip kumsalda leğene dolduranlar,

Takır takır ses çıkaran yengeçler arasından en büyük, en hızlı, en büyük kıskaçlı, en renkli yengeç olarak ayırıp

En sonunda leğeni devirip hep birlikte hiç şaşmadan nasıl da denize doğru koşabildiklerini izleyen çocuklar,

Akşam kumsalda yapılan mahalle maçları,  maç sonrası kazanan kaybeden hep birlikte denize dalanlar,

Sahil şeridinde kumsala dik sokakların olduğu, sadece altı, yedi evden oluşan ilk kademe sokakların arkası

Sebze,  meyve buğday, ayçiçeği tarlaları olan, Büyükçekmece barajının henüz olmadığı,

Suların kesilip durduğu, elde bidonlarla köşe başlarındaki kaynak çeşmelerden su toplandığı,

Kanalizasyonu olmayan ve yolların toprak olmasına rağmen çok özlenen anılarda kalan yıllar,

Pazar günleri insanlar en yakın cennet deniz olan bu yere akın ederlermiş.

Sonra İstanbul’un büyümesiyle Büyükçekmece yakınlaşmış,  yeni sokaklar yeni evler yapılıp sular akmaya başlamış.

Kimse birbirini tanımaz olmuş, güzelim kumsalın üzerine beton döküp yürüyüş yolu yapmaya karar vermeleriyle

Kumsalla birlikte Büyükçekmece’de doğup büyüyenlerin anıları da silinmiş, gitmiş.

Yıllar önce hafta sonu ailece arabaya atlayıp çayır çimenli yollardan kıvrıla kıvrıla uzak bir tatile gider gibi  bir virajdan

Mutlulukla aşağıya inerken deniz masmavi, plaj altın sarısıymış.

Sayılı evler arasına sadece yazlık çadır kurmaya gelenler artık yerini

Mantar gibi biten evlerle serpilen gelişen bir Büyükçekmece’ye bırakıyor.

Yatların bağlı olduğu eşsiz koyuna hayran olmamak imkansız,

Kervansarayına, Parkına, cıvıl cıvıl Festivaline,

Geceleri ışıl ışıl etrafı aydınlatan taştan kemer olan köprüne,

Türkiye’nin 1. Avrupa’nın 3. en yüksek kulesinin olduğu

Türkiye’nin ise en büyük sergi alanı TÜYAP’ın boy gösterdiği

Yazlık kent olduğundan uzun, huzur kokan Büyükçekmece Sahili,

Sabah koşusunu, akşam yürüyüşünü, gecesini, gündüzünü tabii ki huzurunu,

Sahili, evleri, insanları,  köpekleri, yazıyla, kışıyla, o sımsıcak ortamıyla çok güzel bir yer.

Yazın Büyükçekmece tarafının kalabalık, Gürpınar’ın ise daha sakin olduğu,

Eski sahil kasabası havası ile modern şehir ilçesi karışımı olan bir ortam,

Büyükçekmece, geçmişinden gelen geçit, köprü ve anıları korumakla birlikte, yeni çehresiyle

Dünya kenti olma yolunda tutmayın beni dercesine sağlam ve emin adımlarla ilerliyor… 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı