• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram
Sema Akkoyun Özbay
Sultanbeyli, İstanbul’un en uç noktası…
29 Haziran 2015 Pazartesi
Sema Akkoyun Özbay | semaakkoyunozbay@gmail.com



Tarihi çok eski dönemlere kadar uzanan Sultanbeyli, Roma ve Bizans İmparatorluğu döneminde,

Üsküdar’dan Gebze’ye kadar olan bölgenin Mülki İdare Merkezi olmuş

1328 yılında Orhan Gazi’nin emriyle Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiş.

Tekfur kızı ve Abdurrahman Gazi’nin evlilik hatıra ve izlerini taşıyan Aydos Kalesi,

Sınırları içindeki tarihi Aydos kenti, kalesi ve ovası Antik çağ ve sonrasında

Kavimler yolu üzerinde önemli bir ara istasyon ve merkez,

Tarihi Bağdat Caddesi bu bölgeden geçtiğinden, askeri ve sivil ulaşım açısından önemli olan, Sultanbeyli arazilerinin büyük kısmına Padişahın kız kardeşi Cemile Sultan malik iken 1893’te bu araziler Osmanlı Devleti’nin Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa’ya satılmış.

Daha sonra onun vefatıyla oğlu Hilmi Bey 1911’de

Bakanlar Kurulu’nun onayı ile Belçika uyruklu Frans Flipson’a satmış.

Milli Mücadeleden sonra birçok batılı işadamı gibi Frans Flipson da   

Orman sınırları içinde kalan arazilerini satamadan İstanbul’dan ayrılmış.

Osmanlı Devleti, Ukrayna’da zulüm ve katliama uğrayan Yahudilerin bir kısmına sahip çıkarak

Sultanbeyli Çiftliği’nde geçici olarak ikamet ettirmiş.

1945’te Bulgaristan’dan gelen göçmenler hükümetçe Sultanbeyli’ye yerleştirilmiş.

1957’de içinden eski Ankara-İstanbul yolunun geçtiği Sultanbeyli Köyü kurulmuş  

Ve TEM otoyolunun Köyün içinden geçmesi köyü cazip hale getirmiş.

İstanbul ile Anadolu’nun bağlantı yolu üzerinde olan Sultanbeyli 1992 yılında ilçe olmuş.

İstanbul’un içinde bir Anadolu,  İstanbul’a en yakın Anadolu örneği,

Sultanbeyli’de yaşam renksizdir hatta bu binalara bile yansımıştır onlar da boyasız ve sıvalı,

Gökyüzünün her daim gri güneşin bile yüzünü çevirdiği yer

Yokuş yukarı, yokuş aşağı Sultanbeyli’nin ortalarında bir yerlerde gölet,

Yer yer çökmüş kırılmış,  bozuk,  gri çatlak asfaltın kapladığı yolları,

Ağır işten elleri kuruyan, buruşan ve çatlayan halkı gibi bakımsız Sultanbeyli,

Çalışan babalar, okuma yazma bilmeyen anneler, kocaları tarafında evden çıkmaları yasaklanan kadınlar,

Çoğu zaman ekmek alacak para bile zor bulan çaresiz Sultanbeyli halkı,

Çocuklarının büyük kısmının eve ekmek getirmek zorunda olduğundan okula gitmediği,

Ellerinde olmayan sebeplerden iyi eğitim alamayan Sultanbeyli çocukları,

Her şeye rağmen çocukları şendir,  her ne olursa olsun gülüp birbirleriyle şakalaşırlar.

Sabah sabah durakta ellerinde sigara içenler, dolmuşa canlı tavuk ile binenler,

Laz, Alevi, Sivas, Çorum, Kürt ve Bulgaristan göçmenleriyle Karadeniz ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birbirine karıştığı,

Banka şube sayısının az olduğu Sultanbeyli’de banka önlerinde uzun kuyrukların olduğu,

Çarpık kentleşmenin bayağı çarpık olduğu kalabalık yer,

Her şeye rağmen ‘’Burası cennetten bir parça Sultanbeyli’de hayat güzel’’ diyenlerin de olduğu,

‘’Semtimiz adama adam gibi davranır, şerefsize şerefsiz gibi nabzınız ne ise ona göre şerbetiniz verilir’’

‘’Eğer yaşamasını bilirseniz bağımlısı olursunuz’’ diyen Sevdalılar,

90’lı yıllara değin küçük bir yerleşim birimi iken iç göç patlamasıyla düzensiz büyüyen

Orta çağı yaşamakta ısrar edenlerin olduğu, bir adres sorulduğunda önce ‘’kime gidiyorsun’’sorusunun sorulduğu yer,

Genel olarak muhafazakar yapıya sahip olan halkın çoğu ya inşaat işçisi ya da tekstilde ortacı veya Makinacı,

Fatih Bulvarı merkezde vakit geçirilebilir onun dışında gezecek yerin fazla olmadığı,

Kültür merkezlerinde düzenli etkinlikler, her hafta yenilenen kitapların olduğu kütüphanesi,

Ucuz emek gücü olarak görülen ve birçok imalathanenin bulunduğu, merkezde her şey normal gözükürken,

Orman tarafında varoş mahallelere doğru gittikçe dil, din, ırk ayrımının değiştiğini hayretle göreceğiniz,

İstanbul’un en uç noktalarından birinde olan Sultanbeyli’de gecekondu oranı da çok yüksek,

İrili ufaklı sıvasız bina kümelerinin arasındaki sokakları kaldırımsız olmasına rağmen sık sık camilerin olduğu,

İsteksiz, umutsuz, hüzünlü, unutulmuş, kaybolmuş hali ile karmakarışık olan Sultanbeyli,

İsmindeki gizem ve büyüye aldanılmaması gereken yer,

Meraklı umutlu güzel hayalleri olan çocuklar, taze demli çaylarını yudumlarken şen kahkahalar atan genç kızlar,

Tatlı dilli taksi şöförleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelenler için eşsiz bir yerleşim yeri olan milyonluk İstanbul köyü…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı