• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

HALİÇ-İlhan Berk

 

Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce

Çıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumun

Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı

Ve korkunç hüzünler taşıyan

Ve Eylül yüzlü.

Eylül, bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de

(ki bir Ortodaks kilisesine devam ediyordur

lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgarda

ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı

ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı

Balat’a)

Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra da

Ve Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyor

Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa.

Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.

Ve eski yeşil denilen bir yeşil

Ve bir su çarkı

(yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği

gözleri bağlı. Sefil.)

köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmialtı yaşımla

arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm.

Bir dağ istiridyesi gibi de sarı

Belli bir kızı seviyorum ve hep geceleri çıkıyor.

Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve

Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır

Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim yer yere

Ve bir sıkıntıya alt katlarda otura

Ve hiç çıkmayan.

 

Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti

Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saatı

Sütlüce’yi. Sütlüce’deki bir avluyu

Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını

Ve bir yağmuru, yeraltlarını dolaşan. Yinimin

Atlasında gidip gelen

Ve kalan

 

Uzuyor su. Kasımpaşa’da bir balıkçının tablası

Nişancı Ahmet Paşa Çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru

Ki yalnız Fener’e, Kasımpaşa’ya, Eyüp’e uğrar ve

Elli hissesini Valide Sultan almıştır

Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri

Ve elleri.

 

Ve incecik kemiği bir şiirin

Bir deniz kıyısında...

 

Yukarı