• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

İstanbul Esnaf Tarihi

İstanbul Esnaf Tarihi

HABERLER | 11 Haziran 2015 - 12:49

Dünya çok hızlı dönüyor, teknoloji inanılmaz ölçüde ilerliyor. Alışkanlıklarımız, yaşam biçimlerimiz, tüketim kalıplarımız sürekli değişime zorlanıyor ve dolayısıyla hızla dönen bu çarka ayak uyduruyor.

Tarihler boyu sanatçılar, karikatüristler, ressamlar, yazarlar ve gazetecilerin yaşadığı dönemin tek şahitleri olduğu söylenir. Hızla değişen yaşamın içindeki fotoğraf karelerini veya satır aralarını yakalayıp gelecek nesillere aktarmak, ancak yazar-çizer ve gazetecilerin bu görevi yerine getirmeleri ile mümkün oldu. Zaten edinilmiş deneyimlerin sonraki kuşaklara aktarılması, tarihteki ilerlemenin en net kanıtıdır.

Kaybolan, eskiyen meslekleri ve meslek insanlarını yakınen tanıyabilmek tarihsel gerçeklik olduğu kadar, sosyolojik ve psikolojik bir zenginliktir. G.W. Hegel’in de dediği gibi gerçeklik tarihsel bir işlemdir.

Eski dönemlerde geçim kaynağı devlet kapısı olmayanlar geçimini sağlamak için ticaret ve zanaatla ilgilenmeleri, dükkan ya da imalathane kurmaları serbest değildi.

Hayatımızın her döneminde olan esnaflık geçmişte toplumun önemli yapı taşlarından birini oluşturması açısından günümüzdekine oranla kuralları, yaptırımları ve teşkilat yapısı açısından çok farklıdır. Eski dönemlerde geçim kaynağı devlet kapısı olmayanlar geçimini sağlamak için ticaret ve zanaatla ilgilenmeleri, dükkan ya da imalathane kurmaları serbest değildi. Buna çözüm olarak XVII. yüzyıl başında Esnaf Loncaları kuruldu. Bir lonca oluşturabilmek için bir esnaf ve zanaat erbabı zümresinin gereği kadar kalabalık bir grup olmaları şarttı. Müstakil bir lonca kuramayan esnaf grupları da kendi zanaatlarına işkolu açısından en yakın kalabalık esnafa yamak esnaf olurdu. Bu anlamda Kalpakçılar, Tekelciler, Yularcılar ve Çizmeciler, Mestçiler Pabuçcu esnafının yamaklarındandı. Bazen de büyük işlerde lonca grupları işverenler tarafından kurulur ve işverenler şahsında fukara esnaf da onlara yamak olurdu.

Tarik-i Fütüvvet ve Hirfetler döneminde XVII. yüzyıl sonlarına kadar İstanbul’da, esnaf teşkilatı Şeyh, Nakib, Duacı, Çavuş, Kethüda, Yiğitbaşı, Esnaf İhtiyarları, Lonca gibi kişiler tarafından idare edilirdi.

Şeyler, bu dönemde Tarik-i Fütüvvet denilen; sonradan da ‘Esnaf Loncası’ adını teşkilatın ve Hirfetlerin reisiydi. Bu şeyhler Tarik-i Fütüvvet’i kuran esnaf grupları tarafından kayd-ı hayat şartı ile başa gelirdi. Tarik-i Fütüvvet ve Hirfetlerin idare amirleri Nakibler idi fakat daha sonra Loncalar kurulunca Nakiblik kaldırıldı ve bu Nakiblerin görevleri Kethüda’ya devredildi.

Duacılar, esnaftan olması şart olmayan, dinin buyruklarına uygun harekette bulunan salih kişilerden seçilir ve bu kişilere Tarik sandığından yıllık olarak belirlenen ücret ödenirdi. Esnaf Tarik’inde bir tür inzibat zabiti olan kişiler de çavuşlar idi. Eski esnaf teşkilatında önce Tarik-i Fütüvvet ve Hirfetler, daha sonra da Esnaf Loncaları ile hükümet arasında aracı olan kişiler Kethüdalar’dı. Hükümet tarafından verilecek emirler, esnaftan istenecek yardımlar, resmi makamlarca belirlenen ve her yerde geçerli olan fiyat yani narhlar esnafa kethüdaları aracılığıyla iletilirdi. Aynı şekilde esnafın dilek ve şikayetleri de hükümete kethüda tarafından ulaştırılırdı.

Yiğitbaşılar ise XVII. yüzyılın ikinci yarısında eski esnaf çavuşlarına verilen unvandı ve bu yiğitbaşılar direkt esnaf tarafından seçilirdi. Tarik-i Fütüvvet Hirfetlerde Şeyh, Nakib, Kethüda ve Çavuş’un; Esnaf Loncaları’nda da Kethüda ve Yiğitbaşılar’ın teşvik etmesiyle kurulan idare heyetlerinin azaları Esnaf İhtiyarları idi.

O dönemde her esnaf zümresinin kendilerine ait bir yardımlaşma sandığı bulunurdu

Ayrıca her esnaf zümresinin kendilerine ait bir yardımlaşma sandığı bulunurdu. Tarikler Şeyh’in ve Nakib’in, sonra Loncalar da Kethüda ile Yiğitbaşı’nın gözetim ve denetimi altında bulunurdu. Esnaf sandıklarının gelir kaynakları arasında alınan aidatlar, zengin kimselerin vasiyetleri üzerine sandığa bağışladığı paralar, varis bırakmadan ölen kimselerin paraları, hiç beklenmeyen bir yerden gelen ve ‘Tayyarat’ denilen bağışlar sayılabilir.

Eski esnaf teşkilatlarında Esnaf Ahlakı, dini tarikatlarla yakın ilişki içindeydi. Ustalara ve kalfalara bir şeyh tarafından doğru yol gösterilir, onlar da çıraklarını bu yöntemle terbiye ederlerdi. Bu etkiyle eski İstanbul Esnafı’nda doğruluk önemli ve büyük bir meziyet olarak yerleşmişti. Zanaat ehli ürettiği malı belirlenen özelliklerine uygun yapar, ticaret ehli de tartı ve ölçüde hilesiz satış gerçekleştirirdi.

Çok eski bir gelenek olarak da esnaf eğlenceleri düzenlenirdi. İstanbul esnafının genelde tüm zümresi yılda bir defaya mahsus bütün çırakları, kalfaları, ustaları, amirleri ve ihtiyarları ile toplu olarak, aralarında özel olarak topladıkları para ile Haydarpaşa Çayırı, Küçüksu Çayırı, Beykoz Çayırı, Büyükdere Çayırı, Florya ve Kağıthane mesirelerine gider, çadırlar ve loncaya ait mutfak ve sofra takımları götürerek birkaç gece orada kalır, gençler farklı oyunlarını sergiler, yaşlılar arifane sohbetleriyle eğlenerek vakit geçirirlerdi.

Ayrıca düzenlenen ve esnafa ulaştırılan bazı tembihler, uyulması gereken kurallar ve uyulmaması durumunda verilecek cezalar gibi belli Esnaf Nizamnameleri de bulunmaktaydı. Bu eski esnaf nizamnameleri için şimdinin tabiri Belediye Zabıtası Talimatnamesi de diyebiliriz. Kurallara uyulup uyulmadığı Esnaf Teftişi tarafından kontrol edilir ve uyulmaması durumunda cezai yaptırımlar uygulanırdı. Esnaf ahlak ve terbiyesine ne kadar dikkat edilirse edilsin bazı zamanlarda esnaflar arasında ödeme konularına uymayan, eksik ürün satan, terazi ve kantarının ölçeği hileli olan bazı kişiler çıkardı.  Hilesi, yolsuzluğu ve uygunsuzluğu olan esnafa verilecek cezalar yazılı bir nizama değil de geleneğe dayanırdı. Esnafın servetine ve yaşına bakılmaksızın, suç ortakları, usta, kalfa ve çırak dükkandan çıkartılıp kapısının önünde falakaya yatırılırdı. Çıplak ayak tabanına vurulan sopa ve değnek sayısı işlediği suçla orantılıydı.

Esnafın kıyafeti Tanzimat’tan önceki dönemdeki yaşantıda gayrimüslimlerin Müslümanlardan hemen ayırt edilmesi için gayrimüslimin kıyafeti serpuştan pabuca kadar saptanmıştı. Uşak, esnaf ve zanaat erbabı belli bir süreden beri devlet ricaline özel çeşitli kürkler, çiçekli kaftan ve entariler giymeye başlamıştı.

Sanatın ve zanaatın bir arada olduğu bu mesleklerin bazısı yok olurken bazısı da artık tarihe karışmak üzere. Gelişen teknolojiyle birlikte toplumu var eden esnaflık bugün bitme noktasında can çekişiyor.

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı