• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

Hattat, 150 yaşına gelecek ki “ben oldum” diyebilsin

Hattat, 150 yaşına gelecek ki “ben oldum” diyebilsin

HABERLER | 15 Mayıs 2015 - 13:30

Ömer ve Muhammed Başdağ kardeşler ünlü iki hat sanatçısı… Çemberlitaş’da küçük bir dükkanları var. Yaklaşık 12 senedir ise Sultanahmet Ramazan şenliklerinde stant açan, Davos Zirvesi, Frankfurt Kitap Fuarı gibi Kültür Bakanlığı’nın etkinliklerinde görevlendirilen kardeşlerden hattat Ömer Başdağ ile hüsn-ü hat sanatı üzerine konuştuk.

Aslında devlet memuru olan ve boş zamanlarında profesyonel olarak uğraşmasa da baba Nevzat Başdağ’ın teşvik ve ilgisi sayesinde daha 10 yaşında hat sanatıyla tanışmış hattat Ömer. Şu an ise 30 yaşında ve dahası başka bir meslekle uğraşmıyor. Kendisini sadece “Allah’ı aramak gibi sonu olmayan yani sonsuz bir şey” olarak tanımladığı, mistik ve bir o kadar da sabır ve gönül işi olan bu sanata vermiş.

Aslında her iki kardeş de kendilerini kaligraf olarak nitelendiriyorlar. Çünkü kaligrafi, Latin harfleri kullanarak güzel yazı yazma sanatıdır. Her ne kadar hat sanatı, kaligrafiye göre çok daha fazla emek ve uğraş isteyen bir sanat dalı olsa da bu sanatı öğrenmek isteyen çırakların yıllarını alan bir sanattır. Dahası Başdağ kardeşlere göre 1928 senesinde Latin alfabesine geçmemiz sonucunda yeni Türk alfabesiyle yapılan hat denemeleri, İslam kültüründen gelen hüsn-ü hat geleneğinin bir bileşkesidir.



Klasik bir sorudur ama yine de hüsn-ü hat sanatına başlayış ve bu gününe geliş öykünüzü sizden dinlesek…

Hüsn-ü hat sanatıyla tanışmam babamın sayesindedir. Babam aslında devlet memuruydu. Ama boş zamanlarında profesyonel olarak olmasa da hat sanatıyla ilgileniyordu. Bizim de bu sanatı öğrenmemizi çok istediğinden ilk zamanlar babamızın yanında başladık diyebiliriz. İleriki zamanda ise Cumhuriyet sonrası hattatlarından olan Sinan Sinangil, Fuat Başar ve Ethem Çalışkan gibi üstatların her birinin yanında 5’er yıl kaldım. Üstatlarımın sayesinde bu sanatı, bugünkü görünen seviyesine getirebildik.

Peki, onca yıl nasıl bir eğitime tâbi oldunuz?

Hat demek çizgi demek, hüsn-ü hat sanatı ise güzel çizgi sanatı demektir. Biz ilk eğitimimizi çizgi eğitimi olarak alıyoruz. Mesela yan veya dik çizgiler birbirine ne kadar uzaklıkta çekilir. Çizgiden sonra ise harflere geçiyoruz. Hüsn-ü hat, Osmanlıca üzerinden gelişmiş bir sanat olduğundan ilk olarak Osmanlıca ile başladık. Latin harflerine geçiş kısa bir süre olduğundan oturmuş bir eğitim sistemi yok. Hüsn-ü hattı, daha sonra da öğrenmiş olduğumuz çizgi estetiği ve yazı kompozisyonunu Latin harflerine uyguladık. Latin harfteki hüsn-ü hattı deneyen kişi İlk Emin Barım’dır. Biz ona yetişmedik, ama onun eserlerine baktık ve onlardan örnek aldık. Şimdi ise Fuat Başar Ethem Çalışkan, Sinan Sinangil ustalarımın sayesinde bu seviyeye geldik. Yani senelerce süren usta-çırak ilişkisi bizimkisi…

Senelerce süren bir usta-çırak ilişkisi dediniz. Hüsn-ü hat sanatındaki olgunluk dönemi nedir diye sorsak?

Ben de hocama sorardım; “Nasıl olgun olur biz?” diye. O da şu cevabı verirdi: “Bu meslekte eğer uğraşırsan tam olgunluk 150 yaşına kadar…” Aslında hocam sanatın yaşı olmadığını ima ederdi. Necip Fazıl Kısakürek’in sanat için söyledikleri bizim için de geçerli:

“Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...”

İcra ettiğimiz bu sanat da Allah’ı aramak gibi sonu olmayan yani sonsuz bir şey…

Allah aşkıyla yapılan ve sabır gerektiren bu sanatı öğrenmek isteyenler sizin başladığınız yaşlarda değilseler çok mu geç kalmış sayılırlar? Onlara güzel yazı yazabilmeleri için verebileceğiniz bir sır var mı?

Eskiden meşhur Şeyh Hamdullah varmış. Herkes ona, “Hocam, nasıl bu kadar güzel yazabiliyorsunuz?” diye sorarlarmış. O ise “Bu işin sırrı evimdeki dolapta saklı” dermiş. Herkes merak etse de hocadan çekindiklerinden kimse ona soramazmış dolapta ne var diye. Öldüğünde ise öğrencileri hemen dolabını açmış. Dolaptan bir çuval dolusu talaş çıkmış. Eskiden hüsn-ü hat, tahta kalemlerle yapılıyordu. O talaşlar da Şeyh Hamdullah’ın ne kadar çok bıçakla tahta kalem açtığının bir delili idi. Yani bu işin sırrı, çok kalem açıp çok yazı yazmakta olduğu ortaya çıkıyor. Bu nedenle sanatsal bir şekilde yazmak istiyorsanız erken başlamalısınız, hayat kısa çünkü.

Ülkemizde sizin gibi hat sanatından başka uğraşı ve geçim kaynağı olmayan meslektaşlarınızla ilişkiniz nasıl?

Günümüzde bu işi yapan çok gibi görünse de güzel yapan az var. Halkımız da hat sanatı bir ya da iki kez gördüğünden işin ehlini bulmakta zorlanır. Zaten hat sanatından anlayan bir vatandaş yoldakine değil atölyesi olan hattata gider. Bilir ki yol ortasında bir dakikada yazılan yazı çok sanatsal olmaz. Benim gibi senelerini bu işe harcayan ve tabiri caizse 3 günde çalışanın emeği bir oluyor. Bu durum da cesaret veriyor insana. Ama sanatın kalitesini düşürüyor bu kişiler. Önemli firmalar ve Kültür Bakanlığı tarafından tanınıyor ve önemli organizasyonlarda bulunuyorum. Her sene Davos zirvesine götürülüyorum. Ve orada her ülke kendi kültürünü tanıtıcı etkinliklerde bulunurken biz de Türkiye’yi tanıtmak amacıyla orada bulunuyoruz.

Son olarak İstanbul esnafımıza ne söylemek istersiniz?

Hüsn-ü hatta usta-çırak eğitimi olmazsa olmazdır. Bu sanat, 4 senelik hiçbir üniversitede öğretilemez. Esnaf ve sanatkar için de eğitim çok önemlidir. İşine, sanatına ve ustasına senelerce sadık ve gönül vererek emek harcayanların karşına çıkan eğitimsiz kişilerin önüne geçilmeli. Diğer taraftan yaşanan ekonomik sıkıntılar zaten esnafı zorluyor. Şu an derginizin son sayısına baktım da buradan sanatım vasıtasıyla esnafımızın sesini şu şekilde duyurmak gayet yerinde olur:

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı