• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

Saz ve Söz Ustası Muzaffer Özdemir’le Saza ve İstanbul’a dair BAĞLAMA BENİM İKİZİM

Saz ve Söz Ustası Muzaffer Özdemir’le Saza ve İstanbul’a dair  BAĞLAMA BENİM İKİZİM

HABERLER | 11 Ocak 2016 - 15:22

Sazını eline aldığında dünya ile irtibatı kopan, o sazdan daha önce hiç duymadığımız tınılar çıkartan, kalplere farklı dokunan bir saz ustası Muzaffer Özdemir. Sıcakkanlılığı ve pozitif enerjisi ile insana yakın bir sanatçı olan Özdemir bugüne kadar birçok saz geliştirmiş. En ünlüsü Ta... Özdemir aynı zamanda şair ve yazar. Kitapları var. Seminerler veriyor. Durmadan üretiyor. Paylaşıyor. Gelişiyor. Geliştiriyor. Kabına sığmıyor. Ezber bozuyor.

*Sayın Muzaffer Özdemir bağlamayla nasıl tanıştınız?

Ben de sonradan tanıştığımı sanıyordum fakat öyle değilmiş. Bağlama benim ikizim imiş. Akla karayı, iyiyle kötüyü, doğruyla yalanı, hele hele farklı olanı, aynı anda fark ederiz…

*Şiir mi öne geçiyor müzik mi?

Ben farklı yetenekleri olan sinerji yüklü bir adamım. Karma sanatçı… Sanatın birçok dalıyla ilgilendim fakat asıl elemanlarım müzik ve şiir oldu. Müzikle şiirin hayatımdaki işlevleri, yarışmak değil. O nedenle, her performansın sonunda berabere kalıyorlar. Müzik benim işim, onunla karnımı doyuruyorum. Şiir ise, susuzluğumu giderdiğim bir kaynak…

*Kimlerden etkilendiniz?

Edebiyatçı olarak Türk yazın üstadlarının hepsinden etkilenmişimdir. Müzisyen olarak Jimmy Hendriks etkisi taşıdığımı söyleyebilirim. Uzun yıllardır severek dinlediğim için Ravi Shankar’da beni çok etkilemiştir.

*Günlük yaşamımızda yer alan nesneleri sahnede kullanıyorsunuz? Bu tekniği, bu üslubu nasıl geliştirdiniz, bu müzik aletlerini nasıl tasarlıyorsunuz?

Birçok nedeni var. En önemlisi, yeryüzündeki her şeyin kendi özünden gelen bir şiiri bir müzikal ifadesi olduğuna inanıyorum. Saç sakal keserken, makasından çıkan melodik sesler yüzünden yıllardır aynı berbere gidiyorum. Siz sürahiyi masaya su koymak için kullanırsınız, ben, sahnede milyonlarca ses almak için kullanırım. Ya da tam tersini düşünelim. Evinizde veya ofisinizdeki koltukların arasına bir darbuka koysanız, üzerine zevkinize göre bir cam kestirip yapıştırsanız, şık bir sehpa olur. Evde bu yapılabilirken, dünyanın en devingen yeri olan sahnede neler yapılmaz ki… Sahnenin uzamını tüm boyutlarıyla ve olası tüm düzeylerde kullanılabilecek şekilde tasarlıyorum. O günkü repertuara uygun olarak sahneyi giydiriyorum, kendim de ona göre giyiniyorum. Yalnız elimdeki çalgıları değil, sahneyi de seyirciyi de akort ederek başlıyorum. Amacım her bucaktan kulağı ve gözü büyülemek, hoş zaman geçirdiği anda bile, seyircimi değiştirip yapıcı bir işlevle organik bağ kurmasını sağlamaktır. Onun, gerçek sanatçıyla, üreticiyle karşılaşmasını sağlamak. Bir şairin dediğince “herkes dünyayı bir yanından onarıyormuşçasına” seyircimin, alan bakımından olmasa bile anlam bakımından her zaman büyük bir sahneyle karşılaşmasını sağlarım. Hem yalnızca büyük değil, büyük ve örnek teşkil eden, hayatı süsleyen, güzelleştiren, resimsel bir sahneyle…

*Ta sizin müzik dünyasına kazandırdığınız icatların başında geliyor sanırız. Biraz bize Ta’ yı anlatır mısınız?

Ta adını aldığı, uzaklık belirten “Ta” kadar uzun bir tarihe sahip olma umudunu taşıyan bu enstrümanın henüz 10 yıllık geçmişi var. Bu 10 yıl içinde ülkemizin en iyi konser salonlarından, İstanbul’da Cemal Reşit Rey, Ankara’da Şura Salonu’nda ikişer kez dinleyiciyle buluştu. O yıllarda Ta’ nın tanıtımı yazılı ve görsel medyanın televizyonlarda ana haber bültenleri ve bazı müzik programları aracılığı ile yapıldı. Bir Asya sazı olan bağlamanın dört temel boyu divan, tambura, çöğür ve curanın klavyelerini içeren Ta, 8 oktav ses hacmine sahip. Bu özelliğinden dolayı, doğunun piyanosu diye tanımladım. Perde ve tel sayısı aynı zamanda tel karakteri açısından yoruma açık olan Ta’ da, şu anda 82 perde ve 36 tel mevcut. İki elin parmak uçlarıyla klavye üzerindeki tellere vurarak, sıkıştırarak, sıkıştırıp bir ince veya bir kalın perdeye doğru çekerek, sıkıştırarak ya da sıkıştırmadan bir teli sağa sola çekerek elde etiğimiz sesler, tınılar, bu enstrümanın zenginliğini, en belirgin özelliğini oluşturuyor.

*Bağlama çalan başka insanlar da var ama sizin için “Bağlamasını konuşturan adam”, “Bağlamasını ayağa kaldıran adam” ve “Sazıyla dans eden adam” gibi yakıştırmalar yapılmasının sebebi şüphesiz sazınızla aranızdaki çok farklı bağ. “Sazıyla sevişen adam” sözünün çıkış noktası, sizdeki anlamı, yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bu hemhâl olma süreci oyun provaları gibiydi. Acılı, garip, karmaşık, inişli çıkışlı… Ta ki, olgunlaşıp bir nitelik kazanıncaya, sahnelerde çok ayrı bir yer edininceye kadar. Bu şaşırtıcı tarzın, yalnızca ipuçlarının göründüğü yaratım sürecinde, eleştirilere uğradım, hatta zaman zaman karalamalara, kınama ve yergilere maruz kaldım. Fakat resim daha büyük bir açıklık, daha büyük bir pekinlikle tamamlanınca, herkesin yoğun ilgiyle ve hayranlıkla baktığı, kaşlarıyla, gözleriyle, her şeyiyle gülen yüzlerini ona çevirdikleri bir tablo oldu. Çünkü, içinde devindiği özel iklimle bakışımı, duyarlığımı tamamen yansıttığım bu tual, hem çok büyük, hem de çok renkli. Parlak, cömert, çarpıcı görüntülerle dengeli tınılarla dolu…

Tam burada aşıkların şiiri  

Tamburada parmaklarım şiir-i 

*Ülkemizde ve dünyada kimleri dinlersiniz, hangi müzisyenden keyif alırsınız, hayranı olduğunuz halk ozanları kimler?

Müzik dinlemek istediğimde, sanatçı ya da albüm ayrımı yapmadan her zaman klasik müzik dinliyorum. Hayran olduğum halk ozanlarına gelince; Âşık Veysel, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Zaralı Halil, Refik Başaran ve daha onlarca isim…

*Şu anda neler yapıyorsunuz, çalışma hayatınız, bestelerinin çıkartmak üzere olduğunuz albümleriniz hakkında bilgi veriri misiniz?

2013’ten beri Zorlu Center’da sahneye konan Kibritçi Kız Müzikali’nde Bremen Çalgıcısı’nı oynamakta ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi’nin etkinliklerinde yer almaktayım. Müzikal çalışmalarımla ilgili daha çok Ta’ ya zaman ayırıyorum. Ta ile çaldığım repertuarı genişletiyorum. 

*İstanbul sizi eser verirken etkiliyor mu? İstanbul’un en çok hangi köşesini ve nelerini seviyorsunuz?

İstanbul büyük bir şehir. Bu kendime söylediğim gibi büyük harflerle yazılmalı. İSTANBUL BÜYÜK BİR ŞEHİR… Acıları da sevinçleri de yoğun bir şehir. Etkisine gelince; İstanbul’da yaşarken, İstanbul’u da yaşıyorsanız bu her insanı sanatçıyı da zanatçıyı da çok etkiler. Üretmek için de tüketmek için de çok elverişli bir iklimi var. Nelerini ve hangi köşelerini mi? Tabi ki tarihi yapılarını. Hangi köşesine gelince? Gittikçe azalan tek katlı çift katlı köşelerini. Konacak ve yuva yapacak yer bulabildiği için kuşların sevdiği köşelerini. Tırmanacak duvar bulabildiği için sarmaşıkların sevdiği köşelerini. Henüz Taş ormanına dönüşmemiş Adalarını…

*Kore’de önemli bir etkinlikte konser verdiniz. Belki başka yurtdışı deneyimleriniz oldu ama Kore’deki dinleyicinin tepkisini özellikle anlatabilir misiniz?

Bu gezegenimizin yarısını otuz yıldır dolaşıyorum fakat Kore’de “akrabalarımlayım” duygusunu yaşadım. Çok sıcakkanlı insanlar… Bu yakınlık paylaşımımıza da yansıdı. Nitekim, Keimyung Üniversitesi’nde verdiğim resitalin sonunda rektör Synn Ilhi’nin sahneye çıkıp beni kucaklarken söylediği “Sizin sazınız yüreğime işledi.” her şeyi özetliyor.

*Kitap yazma düşünceniz ve nasıl yol aldığınızı anlatır mısınız? Bu konuda farklı eserler vermeyi düşünüyor musunuz?

İlk şiirimi on iki yaşımda yazmıştım. Yazılanlar biriktikçe kitaplaştılar. Müzikte olduğu gibi edebiyatta da kendi dilimi, üslubumu oluşturmalıydım, bunu başardığımı hem okurlar hem de edebiyatımızın duayenleri söylüyor.

*Siz topluluklar önünde sadece sazınızla değil düzenlenen çeşitli seminerlerle konuşmacı olarak da yer alıyorsunuz. Bu seminer ve panellerde işlediğinizi konu başlıklarını paylaşır mısınız?

Ülkemizin ve diğer ülkelerin geçmişinde ve bugününde sanatsal üretimler ve algılar üzerine sohbetler genel tercihim oluyor. Bunların arasında en heyecanlılarından biri şiir atölyesi çalışması.

*1996 yılındaki bir röportajınızda ilk şiirinizi 13 yaşında yayımladığınızı ve bununla ilgili “Toplasan iki şey yazdım, birini ortadan kırdım, birini evrensel kıldım” demiştiniz. Gerçekten hem şair, hem yazar hem de saz ustası olarak üretmek nasıl bir duygu?  

Muazzam feleklere karşı, muhterem meleklerin savaşı, 5 Şubat 1961’de benim dünyaya ayak basmamla son buldu. Dünyaya ayak basmak, dünyaya gelmek, her canlı için, bir hayatın müşterisi olmaktır. Uzun ya da kısa, ucuz ya da pahalı, kaliteli ya da kalitesiz bir hayatın. Çok ıstıraplı az mutlu ya da tam tersi. Ben daha ışığı görür görmez güneşe müşteri oldum. 50 yıldır sürüyor pazarlığımız. İnsanoğlunun en güzel sanatı şiirleri ödüyorum. Seslerin sesini, sevgilerin sevgisini ödüyorum. Dünyanın ezgilerini toplayan sazlarımı ödüyorum. Umutlarımı, korkularımı, rüyalarımı, dinginliğimi, yorgunluğumu ödüyorum. Hüzünlerimi, gülüşlerimi. aşklarımı, hasretlerimi, arkadaşlıklarımı, dostluklarımı, kuzularımı, kuşlarımı, böceklerimi… Ekinlerimi, otlarımı, ağaçlarımı, akan akmayan sularımı… Defterlerimi, kalemlerimi, kitaplarımı, öğretmenlerimi, okullarımı. Annemi, babamı, oğlumu ödüyorum. Kesinlikle, güneşin benim olacağından eminim. Az kaldı, canımı da ödersem. Buna, cesaretim ve muhabbetim var… Hayatın neresinde olursak olalım, hem zaman anlamında hem mekan anlamında fark etmez. İster sanatçı olalım ister başka bir şey yine fark etmez. Nasıl bir hayatın müşterisi olmaya aday olduğumuz, varlık sebebimizi nasıl algıladığımız önemli. Kendimize nasıl bir yaşamsal işlev ve misyon yüklüyoruz bu önemli. Örneğin ben hem sahnemde hem kitaplarımda, tarihe yardımcı oluyorum. Tarih, gelecek kuşaklara kirli şeyler, üzücü şeyler anlatmasın diye sanatçı Muzaffer Özdemir’i karıp, tarihin önüne atıyorum. Bir arıtma işlevi üstleniyorum. Arıtkan bir sahne, arıtkan bir şiir. Seyirciye, aklın berrak suyunu içiren… 

 

NASILSAN ÖYLE GEL

Bir eli semadan nuru topluyor

Bir eli topraktan narı topluyor

Kelâmında “ne olursan gel” diyor

Umutsuzluk kapısı değildir diye

 

Çok şiir nakışlı sözümle geldim

Gamsız kasavetsiz özümle geldim

Ayaklarım çöktü dizimle geldim

Umutsuzluk kapısı değildir diye

 

Çok günah işledim tövbelerim var

Çok tarla işledim öbelerim var

Burcu burcu açmış sevgilerim var

Umutsuzluk kapısı değildir diye

 

Testine annemin sütünü koydum

Süzülmüş sözlerin setini koydum

Eşiğine yüzümün izini koydum

Umutsuzluk kapısı değildir diye

Muzaffer ÖZDEMİR


 

 

MUZAFFER ÖZDEMİR, 5 Şubat 1961’de doğdu. İlk şiirlerini 13 yaşında yayınladı. Birçok dergi ve gazetede çeşitli inceleme yazıları ve şiirleri yayınlanan Özdemir, 1987 yılında 20. Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi’ne, 1989 yılında Behçet Necatigil Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’ne, 1999 yılında Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi’ne, 2001 yılında Yüzyılın Türk Şiiri Antolojisi’ne, aynı yıl Emek Şiirleri Antolojisi’ne, Tanzimattan Bu güne Edebiyatçılar Ansiklopedisi’ne, 2006 yılında Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları ansiklopedilerine, 2007 yılında Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler Sözlüğü’ne alındı. 2005 ten beri beş ayrı ilde yayınlanan yerel gazetelerde köşe yazarlığını sürdürüyor. Bugüne kadar yirmiiki kitabı yayınlanan sanatçının film müziği, belgesel müziği çalışmalarının yanı sıra kendi bestelerini içeren beş de albümü piyasaya sunuldu. Sezen Aksu, Uğur Yücel, Kenan Işık, Yalçın Menteş gibi ünlü isimle çalıştı. Birçok sanatçı şiirlerini besteleyip seslendirdi. 1994'de İstanbul İkitelli’de beşbin kitaplı bir halk kütüphaneye adı verildi. Uluslararası Pablo Neruda Barış Şiirleri yarışmasında “Bir Sohbetin Özeti” adlı şiiriyle ödül aldı. Türkiye'de ilk şelpe (elle çalınan bağlama) kaset ve CD'sini yayımladı. Altı enstrüman icat eden Özdemir, bunların içinde Ta'yı ön plana çıkartıyor. Ta, curanın, çöğürün, tamburanın ve divan sazının seslerini aynı anda duyuruyor. Yurt içinde dışında konserler veren sanatçı, yaklaşık elli ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen uluslararası folklor festivallerinin jüri üyeliğini yapmaktadır. 1998'de BBC'de, 1998-99'da İstanbul'da Uluslararası Mistik Müzik Festivali’nde ve 2010’da İstanbul Kongre Merkezi’nde verdiği konserlerde beğeni topladı. Özdemir 2013’ten beri İstanbul Zorlu Center’da sahneye konan Kibritçi Kız Müzikali’nde Bremen Çalgıcısı’nı oynamakta ve İBB Kültür Dairesi’nin etkinliklerinde yer almaktadır.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı