• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

Geçmişten Geleceğe Köprü Semt: Sultanahmet

Geçmişten Geleceğe Köprü Semt: Sultanahmet

HABERLER | 19 Ekim 2015 - 11:46

Sultanahmet, camisi, tarihi kalıntıları, turistlerin soluklanacağı kafeleri, halıcıları,  kuyumcuları, otantik hediyelik eşyaların satıldığı şirin dükkanları, küçük ama konforlu otelleriyle turistlerin alışveriş yaptığı İstanbul’un en tanınmış meydanlarındandır.

Sultanahmet ilk olarak kurulduğunda akropol surlarla çevrili tipik bir Akdeniz ticari yerleşimiydi. Roma devrinde bu merkez genişletilerek, yenilenmiş. Günümüzde çok az kalıntıları kalan Roma devri önemli yapıları ve abideleri Hipodrom çevresinde inşa edilmişti. İstanbul’un en önemli abideleri Ayasofya, Sultanahmet Camii, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yere Batan Sarnıcı bu bölgede yer almaktadır.

Hipodrom’un batısında, Sultan Ahmet Camii’nin karşısında yer alan İbrahim Paşa Sarayı on altıncı yüzyıla ait zengin ve tipik özel sarayların günümüze gelen tek örneğidir. Bu güzel yapı Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak ziyaret edilebilmektedir.

Sultanahmet Camii: Türk ve İslam dünyasının en ünlü anıtlarından birsi olan Sultanahmet Camii orijinal olarak 6 minareyle inşa edilen tek camidir. Şöhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asıl adı 1. Sultan Ahmet Camii’dir.

1609-1616 yılları arasında inşa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunuyordu. Kapalı Çarşı, Türk hamamı, aşevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmet’in türbesi belli başlı kısımlarıdır. Bunlardan bir kısmı zamanımıza kadar gelememiştir. Caminin mimarı klasik Türk sanatının ulu mimarı olan Koca Sinan’ın öğrencisiydi ve caminin yapımında hocasının daha önce denediği bir planı, daha büyük ölçüde uygulamıştı. Sultanahmet Camii’nin esas girişi Roma devrinden kalan hipodrom tarafındadır. Bir dış avlunun çevrelediği iç avlu ve esas mekan yüksek bir podyum üzerindedir. İç avluya açılan kapıdan ortadaki sembolik şadırvan ve etrafı çevreleyen galerilerin üzerinden birbiri üzerine yükselen kubbeler görünür. İçeriye açılan üç kapıdan herhangi birinden girildiğinde dış görünüşü tamamlayan boyama, çini ve vitray camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılır. İç mekan büyük bir bütündür; ana ve yan kubbeler geniş sivri kemerlerin dayandığı dört iri sütun üzerinde yükselir.

Canimin içini üç taraftan çevreleyen balkonların duvarları sayıları 20 bini aşan şahane İznik çinileri ile süslüdür. Bunların yukarısı ve bütün kubbe içleri ise boya işidir. Ana giriş karşısında yer alan mihrap yanında şahane oyma işçiliği olan mermer minber yer alır. Diğer tarafta ise Sultanların locası balkon şeklinde görülür. 260 pencerenin aydınlattığı iç mekanı örten kubbe 23,5 metre çapında ve 43 metre yüksekliğindedir. Yakın yıllarda tamir edilerek yeniden inşa edilen cami çarşısı, eserin doğusunda yer alır. Sultan Ahmet’in tek kubbeli türbesi ve medrese Ayasofya tarafındadır.

Kubbeler ve minarelerin üstleri kurşunla kaplıdır, bunların uçlarındaki alemler ise altın kaplamalı bakırdan yapılmışlardır.

Ayasofya Müzesi: Dünyanın 8. Harikalarından birisi sayılan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının bir numaralı yapılarındandır. Bu yaşta ve bu ebatta zamanımıza gelebilmiş ender eserlerdendir. Orijinal adı ‘Hagia Sofia’ olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapı ‘Saint Sofia’ olarak da bilinir.

Küçük ölçülerde ahşap çatılı ilk yapı dördüncü yüzyılın ikinci yarısında Büyük Konstantin’in oğlu Konstantinus zamanında yapılmıştı. 404 yılında, bir isyan sırasında yanan ilk yapının yerine daha büyük ölçülerde inşa edilen 2. kilise 415 yılında törenle açılmıştır. Türklerin şehri 1453 yılında fethetmeleri, harap durumdaki Ayasofya’nın derhal camiye çevrilerek kurtarılmasını sağlamıştır. Türk mimarı Koca Sinan’ın on altıncı yüzyılda eklediği payanda duvarları, on dokuzuncu yüzyıl ortasında Mimar Fossati kardeşlerin ve 1930’dan itibaren yapılan diğer restorasyonlar ve kubbesinin demir kuşak ile çevrilmesi önemli tamirlerdi.

Ayasofya 916 yıl başkilise ve 477 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra Atatürk’ün emri ile müze yapılmıştır.

Yerebatan Sarnıcı: Şehirdeki en büyük kapalı sarnıçtır. Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilir. Sütun ormanı görünümündeki mekanın tavanı tuğla örülü, çapraz tonozludur. Zamanında civarındaki bir bazilikadan dolayı bu isimle anılmıştır. Civardaki saraylara su sağlamak için 1. Justinyen (527-565) devrinde yapılmıştı. 28x12 sıralı sütunların toplamı 336 adet olup, 170x170 metre boyutlarındadır.

Su seviyesi mevsimlere göre değişirdi. Su seviyelerinin bıraktığı izler sütunlarda görülebilir. 1984 yılında ki büyük tamirat sırasında zemin temizliği yapılmış, bir metreden fazla çamur temizlendiğinde orijinal tuğla taban ve iki sütun altında meduza kafası mermer bloklar ortaya çıkartılmıştır. 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı