• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

Önce sen gez, yoksa senden önce bir başkası gezecek

Önce sen gez,  yoksa senden önce bir başkası gezecek

HABERLER | 19 Ekim 2015 - 11:57

İstanbul gezdikçe, gizemli köşeleri keşfedildikçe sevilen ve sahici yerleşim yerlerinden keyif alınan aynı bir arkadaş gibi.

Bir yeri bin yıllık da olsa yakın çevremizin içinde ilk bizim gezmiş olmamızın getirdiği “bilmek” duygusunun tatminini zaman zaman hepimiz yaşamış olmalıyız. İstanbul işte böyle yanı başımızda olduğu halde bir sebepten bazen de çok yakın olmasından dolayı, “nasıl olsa elimizin altında” duygusu ile hala gezmediğimiz gizemli yerlerle dolu bir şehir. Ne yapıyoruz? Kalkıp önce buralara kendimiz gidiyoruz. Sonra dost meclisinde anlatıyoruz bilgiç bilgiç… “Görmeliydin ne gizemli, ne sürprizli bir mekandı” diye. Bu fırsatı yakalayacağımız noktalardan bazılarına hemen göz atalım isterseniz:


Altın Boynuz Haliç
Bu kentin eşsiz güzelliklerinden biri de Haliç. Kıyısındaki semtleri, yapıları, tarihi dokusu ile sarıp sarmalayan Haliç, İstanbullular için dün de önemliydi, bugün de. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son dönemlerde yaptığı uygulamalarla daha da güzelleşen ve adeta koruma altına alınan Haliç yarın da bizim için altın boynuz olmaya devam edecek gibi…

Haliç emin bir liman
Haliç tarih boyunca Avrupa yakasını ikiye ayıran doğal ve çok emin bir liman olmuş. Yaklaşık 8 kilometre uzunluğundaki Haliç’in en geniş yeri Boğaz tarafındaki girişi. Dip tarafta iki dere sularını Haliç’e boşaltıyor. Gel-git olayı ve akıntı olmayan suların etrafındaki bereketli topraklar, bol balık, tatlı su dereleri ve şeklinden dolayı “Altın Boynuz” ismini almış. Bizans devrinde girişine gerilen zincir düşman donanmalarının kuşatmasını önlermiş. Haliç kıyıları zaman zaman bazıları askeri amaçlı olan köprüler ile bağlanmış.


Galata Köprüsü’nden, Sepetçiler Kasrı'na
İskelelerden Asya yakasına, Boğaziçi ve Adalar’a ulaşımı sağlayan vapur seferleri gün boyu hareketli. Topkapı Sarayı Harem bölümü Haliç’i kuş bakışı seyreder. Sahilde bulunan saraya ait 1591 tarihinde 3. Murat döneminde yaptırılan Sepetçiler Kasrı, padişahın donanmayı uğurladığı, limandaki gemileri seyrettiği yer. Donanma sefere çıkmadan önce, saltanat kayıkları da bu rıhtıma bağlanırmış. Sarayburnu akıntısı dışında kalan ve lodosa karşı korunaklı bu rıhtıma sahip. Arkasında ihtişamlı bir tarihi bina, önünde Sarayburnu’nda akıntıya meydan okurcasına bir bir salınan vapurlar. Mekan genel olarak Osmanlı çizgisi korunarak dekore edilmiş.

Balat semtinde sahildeki dökme demirden yapılma küçük Bulgar Kilisesi ve az ötede Fener Rum Ortodoks Baş Kilisesi ve kiremit rengi ile ilgi çeken Fener Rum Okulu dikkat çekiyor.


Kültür Mozaiği Fener
Fener, İstanbul’un yedi tepesinden birinin üzerine kurulmuş, dik yokuşlu sokaklardan oluşan bir semt. Bizans Dönemi’nde Petrion (kaya) adıyla anılan semt, gerek Bizans Dönemi’nde gerekse Osmanlı Dönemi’nde Rum ailelerin yerleştiği bir semt olmuş. Fener, Haliç’in güney kıyısında Balat ve Ayakapı arasında yer alır. Semtin adını, Bizans Dönemi’nde Haliç surlarında yer alan Fener Kapısı (Porta Phanari) yanındaki kulede sallanan bir fenerden aldığı söylenir. Bu fener Haliç’in kayalık kıyılarını aydınlatarak gemicilere yol gösterirmiş. 1600’lü yıllarda Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin Fener’deki Hagios Georgios Kilisesi’ni merkez yapınca semt uluslararası önem kazandı. Soylu ve varlıklı Rum aileler Fener’e yerleştiler. Fener, bugün de Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Gül Camii (Ayia Teodosia Kilisesi), Fener Rum Lisesi, Ayia Maria Kilisesi, Bulgar Kilisesi, Kadın Eserleri Kütüphanesi gibi tarihi yapıları barındıran bir semt.

Gerek tarihsel özellikleri, gerekse bugünkü durumuyla Fener, İstanbul’da her zaman özel bir konuma sahip bir semt oldu. Bizans Dönemi’ndeki adı Petrion olan semt, Osmanlı Dönemi’nde ise kıyısındaki bir deniz fenerinden dolayı buradaki Rumlarca Fanaraki/Fanari diye anılıyordu. Zamanla ismi Fener olarak değişen bu küçük ama zengin birikimli semt bu tanımını bugün de koruyor. Mürsel Paşa Caddesi üzerinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Sokağı’nın girişi, eskiden Fener Kapısı’nın olduğu yerdi. Bizans Dönemi’ndeki adı Porte Phanari olan bu sur kapısından günümüze hiçbir iz kalmamıştır. Fener, Osmanlı Dönemi’nden başlayarak, 1950’li yıllara kadar geçen uzun sürede varlıklı Rumların yerleştiği semtlerden biri oldu. Fenerli Rumların Osmanlı Dönemi’nde devletin çeşitli birimlerinde görev aldıkları biliniyor. Bu kişiler, “Fenerli Beyler” olarak da adlandırılıyorlardı. Bu kimliğiyle Fener, Osmanlı Devleti’nin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişkilerinin adeta bir odağı gibiydi. Fenerli zenginlerin eskiden yaşadıkları, çok katlı, girişleri sütunlu, cumbalı ve dış cepheleri kabartma motiflerle işlenmiş evleri bugün halen Fener sokaklarında görülebilir. Ancak bu evlerin birçoğu günümüzde ne yazık ki harap durumda. Bazı evler son dönemlerde onarıldı. Semtin merkezi civarında ve iç kısımlarında Baki Dede Sokağı, Sancaktar Yokuşu ve İncebel Sokağı, yukarı bölümlerde ise Kiremit Caddesi, Köroğlu Meydanı Sokağı ve Mesnevihane Sokağı, yıllar öncesinin izlerini taşıyan son derece güzel sivil mimari örnekleriyle dolu. Semtin Osmanlı Dönemi İslam yapılarından başlıcaları ise; Fener Kapısı’nde yer alan Aliz Yazıcı Camii, yukarı kısımda Camcı Çeşme Camii, Tevkii Cafer Camii, Mesnivihane Camii ve Patrikhane arasındaki set üstünde bulunan Abdi Subaşı Camii’dir.



Balat’ta geçmişin izleri saklı
İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Balat, Haliç’in güney kıyılarında Fener ve Ayvansaray arasında yer alır. Coğrafi konumu, tarihsel özellikleri, dermografik yapısı itibariyle Tarihi Yarımada içinde önemli bir yeri olan Balat, Bizans’tan günümüze kozmopolit kültürüyle dikkat çekicidir. Tarih boyunca ağırlıklı olaral Musevilerin, özellikle de “Sefaradim” diye adlandırılan İspanyol Musevileri’nin yaşadığı bir merkez olarak bilinmekte. Musevilerin dışında Rumlar, Ermeniler ve Türkler de Balat’ta yaşamışlardır. Semtte yaşayan bu dört ayrı grubun dinsel ve kültürek izleri Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin küçük birer örneği olarak karşımıza çıkıyor. Balat’ta özellikle Ortodoks Rumlar’ın kiliselerine, ayazmalarına ve okullarına rastlamak mümkün. Bu tarihi semt bugün Türkler’in yoğunlukta olduğu fakir bir yerleşim bölgesi durumunda. Eskiden Rum, Ermeni ve Musevilerin yaşadığı ve üç katlı cumbalı evler hala ayakta ancak pek çoğu bakımsız. Son dönemlerde yapılan restorasyon çalışmaları ile binalar sanat merkezlerine dönüştürülüyor. Balat’ın ilk sanat galerisi ve sanat okulu olan Balat Sanat Evi, yüzyıllık eski Rum binası. Beş aylık titiz bir çalışma sonucu restore edilen bina, 2001 Şubat ayında öğrencilerine kapılarını açtı. Okulda resim, seramik, mozaik, fotoğraf ya da ahşap boyama, ebru ve sedef kakma gibi çeşitli konularda eğitim veriliyor.

Rum Patrikanesi, mimari yapısıyla öne çıkıyor
Sadrazam Ali Paşa Caddesi’ndeki Patrikhane, Ortodoks Rumlarının en kutsal mekanı. 1602 yılında bugünkü binasına taşınan Patrikhane, şimdiki görüntüsüne 1800’lü yıllarda yapılan esaslı restorasyonla kavuştu. Patrikhaneye üçlü bir kapıdan giriliyor. Basamaktan yukarı doğru çıkıldığında ana kapı karşımıza geliyor. Soldaki kapıdan patrikhane kilisesi Aya Yorgi’ye geçiliyor. Mavcut bina 1700’lerde bazilika tipinde inşa edilmiş. Çeşitli kiliselerde bulunan üç taşınabilir ikon da burada toplanmış. Bu gibi ikonlardan bütün dünyada sadece on, onbeş tane bulunmakta.



Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep)
Fener’in dik yokuşlarından bakılınca görkemli, Fener’in küçük evleri arasında sıkışmış devasa kırmızı yapı göze çarpar. 1881 yılında, mimar Dimaolis tarafından yapılan Fener Rum Lisesi nam-ı diğer Kırmızı Mektep, çok az sayıda öğrenci ile de olsa halen eğitim veren özel bir erkek lisesidir. Tamamen tuğla olan bina, herhangi bir üsluba bağlı kalmadan inşa edilmiş. Fener’de, dikkat çekici yapılardan bir diğeri ise Haliç çevresinde hemen her yerden görülen Fener Rum Erkek Lisesi. Özgün mimarisi, görkemli yapısı ve kırmızı tuğladan örülmüş duvarlarıyla hemen dikkati çeken bu okul Kırmızı Mektep adıyla da bilinir. Bu okulun hemen yanında ki Yuvakimyon Rum Kız Lisesi ve Patrikhane yakınındaki Maraşlı Rum İlkokulu, semtin tarihindeki Rum azınlığa ait eğitim kurumları. Fener’deki eski bir Bizans yapısı ise günümüzde Kadın Eserleri Kütüphanesi olarak hizmet vermekte.


Karşı kıyı da zengin
Karşı kıyıda; Kasımpaşa’daki büyük sahil binası (19. YY) Deniz Kuvvetleri’ne ait. Gemi çıpa ve demir demirleri atölyesi olan eski, 8 kubbeli bir yapı Koç ailesi tarafından tamir ettirilip maket, model, makine ve denizcilik alet ve edevatlarının teşhir edildiği bir müze haline getirilmiş. Aynı semtteki Aynalı Kavak Kasrı, Haliç Saraylarının günümüze gelmiş tek kısmı ve müze olarak ziyarete açık.



Galata Köprüsü
Avrupa trenlerinin son durağı 1890 tarihli Sirkeci İstasyonu da burada bulunur. Eskisi Haliç içlerine taşınan yeni Galata Köprüsü türünün en büyük örneği. Orta kısmı belirli günlerde açılıyor ve büyük tonajlı gemilerin trafiğine olanak sağlanıyor. Köprü üstü yaya ve oto trafiği ile ve de sunduğu manzara ile hareketli ve güzel.


Zeyrekhane
Unkapanı’ndan Aksaray’a doğru, Haliç’i ve Marmara’yı kucaklayan görüntüsüyle Zeyrekhane Molla Zeyrek Camii’nin hemen yanında yer alıyor. Fatih Belediyesi ile Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’nın işbirliği sonucu birkaç tonozu ayakta kalabilen bir harabe halindeki Pantokrator Manastır Camii ve Medresesi’nin bir bölümünün restorasyonu sonucu Zeyrekhane adıyla hizmete açıldı. Zeyrek, Bizans’ın surlarla çevrildiği ilk dönemlerde Pantokrator Manastırı’nın kurulmasıyla gözde bir semt olmuş, İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından seçkin bir Müslüman mahallesine dönüştürülmüştür. Fatih’in Ayasofya’da papaz odalarında kurduğu ilk üniversiteden sonra Pantokrator Manastır Camii ve Medresesi İstanbul Üniversitesi’nin temeli olmuş.


Fatih Sultan Mehmet zamanında camiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12. Yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanıyor. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra, kendi cami ve külliyesini yaptırıncaya kadar, Pantokrator’un ayakta kalmış binalarını medreseye çevirdi. Başına da o dönemin önemli bilginlerinden Zeyrek Mehmet Efendi’yi getirdi. Bu nedenle bu yapı ve içinde yer aldığı semt “Zeyrek” olarak adlandırılıyor.

Zeyrehane’de tam sırtınızda Zeyrek Camii, önünüzde Süleymaniye, bakış açınıza göre Haliç, Karaköy Limanı, Üsküdar, Kız Kulesi ve Kadıköy’e kadar uzanan muhteşem bir manzara var. Tarihi dokuya sadık kalınarak restore edilen mekanın iç dekorasyonunda geleneksel Türk motifleri hakim.


Piyer Loti’den Haliç’e bakmak
Eyüp’te bulunan Piye Loti, Eyüp Cami’nin üst kısmında, Eyüp Mezarlığı aralarında dolaşarak çıkılan ya da teleferik ile ulaşabileceğiniz bir mekan. Bu mekanda Haliç’i günün her vaktinde manzaraya doymadan izleyebilirsiniz. İstanbul aşığı Fransız şair ve yazar ünlü Piyer Loti, sık sık buraya geldiği için mekana adı verilmiş.

Son dönemlerde popüler olan ve İstanbul’un yakın tarihinin anlatıldığı kitapların yolu mutlaka Haliç’ten geçiyor. Eski ve önemli bir yerleşim yeri olan Haliç’i gezerken kitaplarda anlatılan sokaklar, evler, hatta parke taşlarını bile bulmak mümkün. İstanbul’da günlük gezi yapmak isteyenler için sırasıyla bir kıyısında Eminönü, Unkapanı, Cibali, Fener, Balat, Ayvansaray, Eyüp, Silahtar, Hasköy, Sütlüce, Halıcıoğlu, Alibeyköy diğer kıyısında Karaköy, Kasımpaşa birbirinden ilginç ve sahici yaşam alanlarıyla bizi bekliyor. 


 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı