• Twitter
  • Facebook
  • Youtube
  • Instagram

İçmeden yıkılmış sarhoş gibiyim!

İçmeden yıkılmış sarhoş gibiyim!

HABERLER | 23 Temmuz 2015 - 09:06



Öyle bir meyhane düşünün ki içeriye girdiğinizde gördüğünüz manzara sizi içmeden sarhoş etsin…

Kadınlı erkekli masalarda yapılan edebiyat, siyaset sohbetleri, duvarlarda asılı yazar ve şairlerin eserleri, Hatay Restaurant’ın kimliğini belirliyor. 1967’de Kadıköy İskele’de açılan Hatay Restaurant’ın ismi Cemal Süreya’yla özdeşleşmiş. Cemal Süreya’nın şapkasının, çantasının ve büstünün bulunduğu Hatay Restaurant 1986’dan bu yana Bostancı’da hizmet veriyor. Birçok yazar ve şaire ev sahipliği yapmış ve halen yapmakta olan Hatay Restaurant’ı Mehmet Ali Işık ve Tevfik Demir işletiyor. Hatay’a gelen yazar ve şairlerle dostluklar kuran, restaurantın işletmecisinden çok edebiyat gönüllüsü diyebileceğimiz Mehmet Ali Işık bize Hatay Restaurant’ın dününü ve bugününü anlattı.

Hatay Restourant’ın kurulmasından bu yana yaşanan gelişmeleri özetler misiniz?
Ben 1975 yılında Hatay Restaurant’ta garson olarak işe başladım,1979 yılında da patronum beni sevdi. Çalışkan biriydim. Benim de teklifimle Hatay Restaurant’a ortak oldum. 1980’de Cemal Süreya ile tanıştım. O da o zaman Milliyet sanatta yazıyordu. Yazılarında “Edip Cansever, Muzaffer Buyrukçu, Mehmed Kemal’le Hatay’a gidiyoruz” diyordu. Cemal Abi o zamandan sonra daha sık gelmeye başladı mekanımıza ve birbirimizi tanıdıkça birçok ortak yanlarımız ortaya çıktı. Onunla aramızda gerçek bir dostluk oluştu. Cemal Süreya daha sonra Hatay’ı çok sevdi. Bizim şu anki (Bostancı) yerimizden önce Kadıköy İskelesi’ndeydik. Oradan taşınmak zorunda kaldığımızda Cemal Süreya Behzat Ay’la Hatay’a yer bile aramıştır.

Burasının diğer meyhanelerden farklı olmasının nedeni nedir? Ne oldu da Hatay bu kadar saygın olabildi?
Buraya sadece ticarethane gözüyle bakmamak gerekir. Biz hiçbir zaman paraya değer vermedik, önce insana değer verdik. Benim ve garsonların buraya gelen müşteriyle diyaloğu çok iyidir. Böyle küçük işletmelerde müşterilerle kurulan dostluklar önemlidir. Artık bizim gibi yerlerin sayısı azaldı. Biz onların önce beyninin sonra midesinin ve kesesinin rahat etmesi için çalışıyoruz. Ayrıca yemeklerimiz çok güzel ve en önemlisi benim en başından beri bu işlerin başında olarak insanlara laubali olmadan samimiyetimle yaklaşmam...

Müşteri profilinden bahseder misiniz?

Kadıköy’deyken esnaf, memur, işçi gibi toplumun her kesiminden insanlar gelirdi. Bostancı’ya geldikten sonra, ekonomik krizle beraber müşterilerin alım gücü düştü, artık sadece belli gelir düzeyine sahip insanlar geliyor.

Hatay’a sanat dünyasından kimler gelirdi?

Şu anki ünlü yazarların büyük çoğunluğu buraya gelmiştir. Ama sıklıkla gelenler Cemal Süreya, Behzat Ay, Muzaffer Buyrukçu, Mehmed Kemal, Edip Cansever, Can Yücel, Salah Birsel, Uğur Mumcu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ece Ayhan, Arif Damar…

Hatay Restaurant defteri ne amaçla ortaya çıktı?

1983 yılında Cemal Abi bana gelip, “Mehmet Ali ‘söz uçar yazı kalır’ şuraya bir defter aldır da günlük tutalım” dedi. O akşam Hatay’da yazarlardan oluşan 70 kişilik bir grup vardı. Defteri aldık, ilk sayfayı ‘Adımız sarhoşa çıktı ne mutlu bana’ başlığıyla Cevat Dereli yazdı ve Hatay’da günlük tutma geleneği o zaman başladı. Şu an da 19 cilt oldu.

Hatay Restaurant’ın edebi faaliyetleri var mı?

Hatay Restaurant’ta perşembe günleri Türk Dili Dergisi toplantıları yapılıyor. Ayrıca Kemal Karadayı, Zuhal Hanım (Cemal Süreya’nın eşi), ben ve birkaç isim daha “Cemal Süreya Derneği’ni” kurduk. Bu dernek 4 yıldır faaliyetlerini sürdürmektedir. Hatay’ın edebiyat çalışmaları da bu dernek üzerinden yapılmaktadır.

Siz Hatay’ı açarken gelinen noktanın böyle olacağını düşünmüş müydünüz?

Bugün Türkiye’nin en önemli lokantalarından biriyiz. Burası Cemal Süreya’yla özdeşleşti. Hatta yazılarında ‘Hatay bir kıraathanedir, gelip kahve içebilirsiniz, Hatay emanetçidir herşeyinizi emanet edebilirsiniz’ demiştir. Cemal Abi buranın isminin duyulmasında büyük pay sahibidir. Biz de yıllardır ona layık olmak için elimizden geleni yaptık ve onu mahçup etmediğimizi düşünüyorum.

Cemal Süreya’dan konuşalım biraz…

Zaten Hatay deyince Cemal Süreya’dan konuşmazsak çok eksik kalır.

Hatay’dan sayısız yazarlar, şairler geçti fakat belli ki Cemal Süreya’nın yeri sizin için ayrı. Biraz Cemal Süreya’dan bahseder misiniz, nasıl başladı bu birliktelik ve neydi Cemal Süreya’yı buraya bağlayan?

İnanır mısınız siz onun adını andığınızda bile benim tüylerim diken diken oluyor, gözlerim doluyor. Kardeş olmak için aynı karından çıkmış olmak gerekmez, o benim için bir abi gibiydi. Ben hayatımı onun hayatının içerisinde görüyorum. Öyle bir insanı tanıdığım için gurur duyuyorum. Sadece Cemal Süreya’yla değil buraya gelen tüm aydınlarla gurur duyuyorum. Uğur Mumcu bir keresinde burası için ‘Keşke tüm aydınlarımız senin şu lokantan kadar ışıklı ve tutarlı olsalar’ demişti.

Hiç Hatay defterine yazarken sarhoş olup da yazamayan oldu mu?

Olmaz olur mu? (kahkaha atarak) Can Yücel sarhoşken bir yazı yazmıştı sonra o yazıyı ona gösterdim. “Can Abi buraya ne yazdın?” dedim. “Bu yazıyı ben mi yazdım? Kimseye gösterme rezil olurum” dedi.

………………………………………….

İçki evinden çıkınca
camdan
demin oturduğum yere
baktım.

Sigara paketimi
masada unutmuşum.
Sandalyede
tıpkı benim gibi
oturuyor boşluğum.

Bir eli alnında
benim gibi.
Ama
biraz daha mı hüzünlü?
Otururken de
biraz daha mı çıkarıyor
kamburunu?

Biraz daha mı benziyor
babama?

bir yas büyüğüm babamdan
ve rüzgar
bir törendeki gibi
çekiştirir durur
yağmurluğumu.

 

 

Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
 
 
Yukarı